Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 73. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 73. Ayet

    فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِق۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feeḣażet-humu-ssayhatu muşrikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Nihayet ortalık aydınlanırken korkunç ses onları yakalayıverdi!"

      Nihayet ortalık aydınlanırken korkunç ses onları yakalayıverdi. Birçok yerde "sayha"nm ne olduğuna dair âlimlerin farklı görüşleri bulunduğunu zikretmiştik. Bazıları: "Sayha azabın kendisidir, dedi. Yani onları azap yakaladı demektir. Bazıları azaba sayha adı verilmesinin sebebinin, süratle inmesi ve onları yakalaması olduğunu söylemiştir. Ortalık aydınlanırken. Bazıları: Güneş yükselip aydınlatınca (أشرقت الشمس) net olarak görününce de (أشرقت) denildiğini söylemiştir. Bu görüş Kisâîye aittir. Ebû Avsece musrikin (مُشْرِقِينَ) kelimesi hakkında "İşrak vaktine girdikleri zaman, yani güneş üzerlerine doğduğu zaman demiştir. Bunu daha önce zikretmiştik.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe-ehazethüm (فَأَخَذَتْهُمُ)

        Etimolojik kökeni "e-h-z" köküne dayanır. Başındaki "fe" (derken, akabinde) atıf harfi, "ehazet" (yakaladı) dişil mazi fiili ve "hüm" (onları) muttasıl nesne zamirinin birleşiminden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi zorla ve güç kullanarak almak, kıskıvrak yakalamak, zapt etmek ve üstün gelmek" olduğunu belirtir. Başındaki "fe" takibiye (ardışıklık) edatı, sapkın kavmin o şaşkınlık ve taşkınlık (ya'mehûn) halinin hemen akabinde, araya hiçbir zaman dilimi girmeksizin azabın onları ne kadar ani ve sert bir biçimde "enselediğini/yakaladığını" gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ahz" kavramını sıradan bir tutma eyleminden ayırarak, bunun "kahr ve galebe" (mutlak üstünlük ve kahredicilik) içeren bir yakalama olduğunu açıklar. Yüce Allah'ın azabının bir toplumu "ahz etmesi", o toplumun kaçacak, saklanacak veya direnecek hiçbir mekanizmasının kalmadığı, ilahi otoritenin günahkâr bedeni ve mekanı mutlak bir kıskaca aldığı son anı ifade eder.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv ve belagat kurgusunu incelerken, bu fiilin failinin (öznesinin) doğrudan Allah değil de "sayha" (korkunç ses) olduğuna dikkat çeker. Sesin/çığlığın insanları "yakalaması" (ehazet), mecaz-ı aklî sanatı içerir; azap öylesine kuşatıcıdır ki, fiziksel bir el gibi koca bir şehri kavramış ve onları o sapkınlık anında dondurup yok etmiştir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde "ahz" kavramının eskatolojik (azap ve helak merkezli) ağırlığını tahlil eder. İlahi yakalayış (ahz), insanın tarihsel kibrinin ve yeryüzündeki sahte iktidarının Tanrı tarafından tek bir hamlede iptal edilmesidir. Sodom halkı kendi kurallarını koyan zorba bir güruhken, bu fiille birlikte aniden mutlak aciz "nesnelere" (mef'ullere) dönüşmüşlerdir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki şiddetine odaklanır. Kavim, melekleri avlamak için Lût'un kapısına dayanmış, avcı konumundayken; "fe-ehazethüm" fiiliyle bizzat kendileri, hiç beklemedikleri kozmik bir avcının (ilahi azabın) avı olmuşlardır. Bu yakalayış, onların kuduzlaşmış şehvetlerini (sekrah) ölümün soğukluğuyla bıçak gibi kesen fiildir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "onları kıskıvrak yakaladı, aniden bastırdı, onları ele geçirdi" anlamlarına gelen fiilin, ayetin bağlamında ilahi helak fermanının (azabın) Lût kavminin üzerine kaçışa mahal bırakmayacak şekilde, dehşetli bir anilikle inmesini ve onları bütünüyle yok ediş sürecinin başlamasını nitelediğini kaydeder.

        Es-Sayhatü (الصَّيْحَةُ)

        Etimolojik kökeni "s-y-h" köküne dayanır. Başında belirlilik takısı (el) bulunur ve cümlenin faili (öznesi) konumundadır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "şiddetli ve yüksek bir ses, bağırmak, havanın yırtılması ve odunun yarılması (inşikak)" olduğunu belirtir. Belirlilik takısıyla "es-sayha" (o bilindik korkunç ses) formunda kullanıldığında, bu kelime sıradan bir gürültüyü değil; melekût aleminden yeryüzüne inen, fiziki dünyayı sarsıp parçalayan, ölümcül ve kahredici o mutlak ilahi frekansı (akustik patlamayı) ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "sayha" kavramını, kulakları sağır eden, kalpleri yerinden söken ve canlıların biyolojik/ruhsal yapısını anında tahrip eden şiddetli azap sesi olarak tanımlar. Lût kavminin helaki kılıçla veya sıradan bir afetle değil, doğrudan gökten gelen (Cebrail'e atfedilen) bu "sayha" ile gerçekleşmiştir. Ses, burada sadece bir haberci değil, bizzat cinayet/infaz aletidir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "sayha", sessizliğin dehşetli bir biçimde yırtılmasıdır. Lût kavmi, peygamberin tebliğine, aklın ve fıtratın o sessiz ve narin çağrısına sağır kesilmişlerdi. İlahi adalet, hakikati duymayan bu kulaklara ve kalplere, varlığı paramparça eden estetik bir akustik terörle (sayha) müdahale etmiştir. Bu ses, Celâl (İlahi İhtişam) sıfatının yeryüzündeki en korkunç yansımasıdır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin teolojik (kelami) şiddetini tahlil eder. Evren, Yaratıcının bir "Söz/Ses"iyle (Kün/Ol emriyle) varlık bulmuştur. Aynı şekilde, fıtratı bozan ve varoluşun yasalarına ihanet eden koca bir kavim de yine Yaratıcının yeryüzüne gönderdiği bir "Ses" (Sayha) ile yokluğa iade edilmiştir. Sayha, ilahi yaratımın anti-tezi olan ilahi imhanın (yok edişin) akustik formudur.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, azabın bu formundaki psikolojik boyuta dikkat çeker. Sapkın kavim, gece boyu kendi çirkin arzularının peşinde körcesine debeleniyordu (ya'mehûn). "Sayha", bu manevi sarhoşluğun (sekrah) ortasına düşen sarsıcı bir uyanış alarmıdır; ancak bu alarm onlara tövbe etme fırsatı vermeden, uyandırdığı o salisede canlarını alan korkunç bir gürültüdür.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "korkunç çığlık, kulakları sağır eden gürültü, şiddetli patlama" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Sodom halkını helak etmek için gökten gönderilen, şiddetiyle insanların ödlerini patlatıp anında ölümlerine sebep olan o olağanüstü ve cezalandırıcı ilahi sesi nitelediğini kaydeder.

        Müşrikîn (مُشْرِقِينَ)

        Etimolojik kökeni "ş-r-k" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "güneşin doğması, ufukta yükselmesi, aydınlatmak ve ışığın yayılması" olduğunu belirtir. İf'al babında çoğul ism-i fail ve hal (durum) formunda olan bu kelime (işrak vaktine girenler / güneş üzerlerine doğarken), helak edici sesin (sayhanın) o kavmi tam olarak hangi zaman diliminde yakaladığını bildiren kesin bir kozmik ve zamansal koordinattır.

        Râgıb el-İsfahânî, "işrâk" kavramını sıradan bir "tulû'" (güneşin ucunun görünmesi) kelimesinden ayırır. İşrak, güneşin doğup ışığının her yeri net bir şekilde aydınlattığı, eşyanın hakikatinin açıkça görünür hale geldiği zamandır. Melekler daha önce "musbihîn" (sabaha çıkarken) demişlerdi; burada ise zaman biraz daha ilerlemiş, gün tamamen aydınlanmış (müşrikîn) ve azap, o aydınlığın içinde suçluların her bir hücresini açığa çıkararak inmiştir.

        Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerindeki eskatolojik (helak) kurgusunu incelerken, bu kelimenin edebi işlevine odaklanır. Antik Arap kültüründe kabilelere yapılan en yıkıcı baskınlar genellikle sabahın erken saatlerinde, "güneş doğarken" (işrak vaktinde) yapılırdı (gâre). Kur'an, bu bilindik Arap askeri/sosyolojik motifini alarak onu devasa bir kozmik müdahaleye dönüştürür. "Müşrikîn" (güneş doğarken) vurgusu, melekûtun sapkın şehre yaptığı o kesin, kaçınılmaz ve her şeyi aydınlatan ilahi baskınının zamanıdır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki muazzam ironisine (tezadına) dikkat çeker. Güneşin doğuşu (işrak) normalde yeni bir hayatın, umudun, uyanışın ve güvenliğin sembolüdür. Ancak Sodom halkı için işrak vakti, varlıklarının ebediyen karanlığa gömüldüğü an olmuştur. Gecenin karanlığında işledikleri o iğrenç cürümler, güneşin aydınlığıyla (müşrikîn) beraber başlarına yıkılmış; ilahi adalet, kirliliği ışıkla temizlemiştir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "güneşin doğduğu vakte girenler, tan yeri aydınlanırken, işrak vaktinde" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında azgın Lût kavmini bütünüyle yok eden o korkunç gürültünün (sayhanın), gecenin karanlığı dağılıp güneşin yeryüzünü aydınlatmaya başladığı o spesifik an diliminde onları en hazırlıksız halleriyle kıskıvrak yakaladığını kesin bir dille nitelediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X