لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَف۪ي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 72. Ayet
Daralt
X
-
"(Ey resûlüm!) Hayatına yemin olsun ki onlar, sarhoş (sersem) halleriyle saçmalayıp duruyorlardı."
(Ey resûlüm!) Hayatına yemin olsun ki onlar, sarhoş (sersem) halleriyle saçmalayıp duruyorlardı. Hasan-ı Basrî dedi ki: Allah yaratıkları içinde dilediğine yemin eder, fakat hiç kimsenin Allah'tan başkasına yemin etmeye hakkı yoktur. Burada yüce Allah, sadece Hz. Peygamber'in (s.a.) hayatına yemin etmiştir. Bazıları da şöyle demiştir: Allah Hz. Muhammed'in (a.s.) hayatına yemin etmiş olup Onun dışında kimseye ve hayatına yemin etmemiştir. Bazıları "leamruke" (لَعَمْرُكَ) kelimesini, herhangi bir kimsenin hayatına yemin etmeyi kastetmeksizin, Araplar'ın yeminlerinde kullandıklarını söylemiştir. Bir kısmı da bu yeminin tariz şeklinde olduğunu söylemiştir. Aslı şudur: yüce Allah bazı şeylere yemin etmiştir. Güneşe, aya, geceye, gündüze yemin etmiştir; dağlara, göklere ve halk nezdinde saygı gösterilen şeylere yemin etmiştir, Resûlullah gibi. Allah Teâlâ, kendisini yaratıklara rahmet olarak gönderdiğini haber vermiştir ki kendisine yemin etmekle yüceltilmeye daha lâyıktır. Görmez misin ki yüce Allah onun hakkında şöyle buyurmuştur: "Biz seni sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik". Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen zat, saygı gösterilmeye başkalarından daha lâyıktır, çünkü onun sağladığı faydalar daha yaygın yahut daha çoktur. Bazıları da şunu söylemiştir: "leamruke" (لَعَمْرُكَ) Ömrüne yemin olsun ki . Buradaki yemin Hz. Peygamber'in (s.a.( hayatına değil, belki dininedir. Bu görüş Dahhaka aittir.
Onlar, sarhoş (sersem) halleriyle saçmalayıp duruyorlardı. Bazıları demiştir ki: "Sekratihim (سَكْرَتِهِمْ) bu ölüm zamanında insana inen sıkıntılı hal anlamına gelir. Allah, onların içinde bulunduğu şaşkınlık halini ölüm anındaki sarhoşluk durumuna benzetmiştir. Saçmalayıp duruyorlar. Bazıları, bu kelimeye sapıklıklarında ve küfürlerinde tereddüt ediyorlar anlamı vermiştir.
Yorumu Yorumla
-
Le-amruke (لَعَمْرُكَ)
Etimolojik kökeni "a-m-r" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin devamlılığı, hayatta kalmak, imar etmek, ömür ve yaşayış" olduğunu belirtir. Kelimenin başındaki "le" harfi, yemin (kasem) bildiren bir edattır. "Amr" kelimesi yemin formunda kullanıldığında, üzerine yemin edilen kişinin hayatının, varlığının ve ömrünün ne kadar yüce ve değerli olduğunu mutlak bir şekilde ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "amr" ve "umr" kelimelerinin bedenin hayatta kaldığı süre (ömür) manasına geldiğini açıklar. Kur'an'da Yüce Allah'ın bizzat bir insanın (Hz. Muhammed'in) "ömrüne/hayatına" (le-amruke) yemin etmesi, melekût aleminde o peygamberin şahsiyetine ve fıtri temizliğine verilen o emsalsiz ve mutlak şerefin teolojik bir ilanıdır.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) ve belagat kurgusunu incelerken, Kur'an'daki yemin (kasem) formları içinde bu yapının eşsizliğine dikkat çeker. Başındaki "lam-ı ibtidâ" yemin anlamı katar. Kur'an'da güneşe, geceye, incire yemin edilirken; yalnızca bu ayette, peygamberin şahsına (Senin ömrüne / hayatına andolsun ki) yemin edilmiştir. Bu, Lût kavminin o kokuşmuşluğuna ve manevi ölümüne (helakine) mukabil; Hz. Muhammed'in hayatının, ahlakının ve varlığının nasıl "saf bir hakikat" (mutlak diri) olarak yüceltildiğini gramatik olarak mühürler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki felsefi ve psikolojik tezadına (kontrastına) odaklanır. Bir yanda Lût kavminin şehvet ve sapkınlık içinde çürüyen, helake koşan "ölü/hayvani" hayatları; diğer yanda ise Allah'ın "Senin o şerefli ömrüne yemin olsun ki" diyerek Hz. Muhammed'in şahsında tebcil ettiği (yücelttiği) o "temiz, erdemli ve onurlu" hayat durmaktadır. Yemin, ahlakın ve fıtratın zirvesine (peygambere) yapılmış varoluşsal bir selamdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "senin hayatına, senin ömrüne, senin o şerefli yaşamına andolsun ki" anlamlarına gelen ve yemin bildiren bu kelimenin, ayetin bağlamında Yüce Allah'ın bizzat Hz. Muhammed'in yüce makamını ve değerini tasdik etmek, onun hayatını en büyük şahit olarak göstermek üzere kullandığı eşsiz bir tazim (yüceltme) ifadesi olduğunu kaydeder.
İnnehüm (إِنَّهُمْ)
Etimolojik olarak cümlenin anlamını kesinleştiren "inne" (muhakkak ki / şüphesiz ki) pekiştirme edatı ile üçüncü çoğul şahıs "hüm" (onlar) zamirinin birleşiminden oluşur.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv örgüsünü tahlil ederken, bu edatlı zamirin bir önceki yemin cümlesinin (le-amruke) "cevab-ı kasemi" (yeminin cevabı) olarak geldiğini belirtir. Allah, peygamberin hayatı gibi sarsılmaz bir gerçeğe yemin ettikten hemen sonra, "İnnehüm..." (Şüphesiz ki onlar...) diyerek, o sapkın Lût kavminin içinde bulunduğu acınası durumu, hiçbir inkarın veya şüphenin bozamayacağı mutlak ve katı bir gerçeklik olarak beyan eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "şüphesiz onlar, muhakkak ki onlar" anlamlarına gelen bu pekiştirmeli zamirin, ayetin bağlamında Sodom halkının bütünüyle gömüldüğü o koyu sapkınlık ve şuursuzluk halinin sarsılmaz bir vakıa olduğunu teyit ettiğini belirtir.
Le-fî (لَفِي)
Etimolojik olarak tekit (pekiştirme) bildiren "le" (lam-ı muzahlaka) harfi ile zarfiyet (içindelik) bildiren "fî" (içinde, -de, -da) harf-i cerinin birleşiminden oluşur.
Celaleddin el-Suyuti, "inne" ile başlayan bir isim cümlesinin haberine dahil olan bu "le" (lam-ı tekit) harfinin, cümledeki kesinliği ve şiddeti ikinci kez katladığını ifade eder. "Fî" edatı ise mekansal veya durumsal bir kuşatılmışlığı bildirir. "Le-fî" (Elbette içindedirler), Lût kavminin günaha sadece kıyısından dokunmadıklarını; o günahın, tıpkı bir okyanusun insanı yutması gibi onları bütünüyle kuşattığını, boğduğunu ve onları kendi karanlığının "içine" hapsettiğini gramatik bir boğulma hissiyle verir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "kesinlikle ... içindedirler, elbette ... içindedirler" anlamlarına gelen bu edat kombinasyonunun, ayette azgın kavmin o çirkin eylemleri ve şuursuzlukları tarafından bütünüyle esir alındıklarını vurgulamak üzere kullanıldığını kaydeder.
Sekratihim (سَكْرَتِهِمْ)
Etimolojik kökeni "s-k-r" köküne dayanır. Sonunda üçüncü çoğul şahıs iyelik zamiri (him/onların) bulunur.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyin yolunu kapatmak, önüne geçmek, suyu kesmek (baraj/sekr), sakinleşmek ve durmak" olduğunu belirtir. İçkinin verdiği sarhoşluğa "sükr/sekrah" denmesi, onun insanın aklını, idrakini ve temyiz (ayırt etme) yeteneğini bir baraj gibi "kapatması", basiretin yolunu tıkaması sebebiyledir. Ayette bu kelime, şaraptan kaynaklanan kimyasal bir sarhoşluğu değil; şehvetin, kibrin ve sapkınlığın insan aklını bütünüyle devre dışı bıraktığı o koyu ahlaki "kapanma/sarhoşluk" halini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "sekrah" kavramını, insan ile aklı arasına giren, idraki perdeleyen her türlü şiddetli hal (şehvet, öfke, aşk veya ölüm sarhoşluğu) olarak tanımlar. Lût'un kavmi "kendi sarhoşlukları (sekratihim) içindedirler". Onlar öyle kudurmuş bir şehvet sekreti içindedirler ki, ölüm getiren azap meleklerini bile kendi hastalıklı arzuları için birer av olarak görmüş, hakikatle (akılla) bağlarını tamamen koparmışlardır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde "sekrah" kelimesini "akl" ve "hüdâ" (hidayet) kavramlarının mutlak ontolojik zıddı olarak tahlil eder. Kur'an'da "akletmek", evrendeki ilahi işaretleri okuyabilmektir. Lût kavminin "sekrah"ı ise, ruhsal ve bedensel bir zehirlenmedir. Onlar, fıtrata aykırı cinsel sapkınlıklarıyla kendi ahlaki pusulalarını öylesine bozmuşlardır ki, varoluşsal bir uyuşukluk (stupor) içine düşmüşler, tehlikeyi ve azabı göremeyecek kadar "körkütük" bir dalalete saplanmışlardır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin psikolojik ve kelami boyutunu inceler. "Sekratihim" (onların sarhoşluğu), günahın sistematik hale gelip normalleştiği aşamadır. İnsan ilk günahında utanç duyar (akıl devrededir), ancak günah bir toplumun kimliği haline geldiğinde, o toplum topluca "sekrah"a (sarhoşluğa/şuursuzluğa) girer. Artık uyarıları (peygamberi) duymazlar, azabı hissetmezler; sadece arzularının o baş döndürücü (ve helak edici) zehriyle tatmin olurlar.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "sekrah", ruhun idrak yetisini kaybetmesi, varlığın bulanıklaşmasıdır. Ayet, "Peygamberin diri ve aydınlık ömrüne yemin olsun ki" diye başladıktan sonra; sapkın kavmin o leş gibi karanlık "sarhoşluğuna" (sekrah) geçiş yaparak muazzam bir estetik şok yaratır. Onlar aklın (fıtratın) nurunu söndürmüşler, şehvetin o kirli sarhoşluğunda (sekratihim) debelenen et yığınlarına dönüşmüşlerdir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "onların sarhoşluğu, şuursuzluğu, akıllarını başlarından alan taşkınlıkları" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Sodom halkının eşcinsel sapkınlıkları ve azgınlıkları sebebiyle akıl, vicdan ve basiretlerini tamamen yitirip, önlerini göremeyecek kadar korkunç bir manevi sarhoşluk (gaflet) girdabına kapıldıklarını kesin bir dille nitelediğini kaydeder.
Ya'mehûn (يَعْمَهُونَ)
Etimolojik kökeni "a-m-h" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir yerde şaşkınlık içinde gidip gelmek, tereddüt etmek, yönünü kaybetmek ve nereye gideceğini bilememek" olduğunu belirtir. Arapçada "amâ" (a-m-y) kelimesi fiziksel göz körlüğünü ifade ederken; "ameh" (a-m-h) kelimesi doğrudan doğruya kalbin, aklın ve basiretin körlüğünü, hakikati görememe halini ifade eder. Muzari (şimdiki zaman) çoğul fiil formundaki bu kelime (körü körüne bocalıyorlar), o kavmin o anki fiili durumunu sahneler.
Râgıb el-İsfahânî, "ameh" kavramını, insanın içgörüsünün (basiretinin) kaybolması sebebiyle doğru yol (hidayet) karşısında yaşadığı o koyu şaşkınlık ve körlük olarak açıklar. Lût kavmi, evdeki meleklerin kim olduğunu anlayamamış (görememiş), sapkın arzularının peşinde körler gibi kapılara yüklenmiş, ne tarafa çarpacaklarını bilemez halde, tamamen "körü körüne bir debelenme" (ya'mehûn) içine girmiştir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde "ya'mehûn" fiilinin "dalâlet" (sapkınlık) kavramıyla olan yakın akrabalığını tahlil eder. Kur'an, kâfirlerin psikolojisini çizerken sıkça bu kelimeyi kullanır. Kâfirler (ve burada Lût kavmi) statik/duran bir cehalet içinde değildir; onlar sürekli hareket eden, koşturan ama hiçbir yön bulamayan, kendi yarattıkları o "sekrah" (sarhoşluk) zindanının içinde karanlık duvarlara çarpa çarpa yürüyen (ya'mehûn) trajik varlıklardır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin kıssadaki dramatik hareketliliğine odaklanır. Ayet, kavmin pasif bir sarhoşlukta olmadığını gösterir. Onlar "ya'mehûn" (körü körüne bocalayıp dururlar) diyerek; dışarıda kapıyı kırmaya çalışan, gözü dönmüş, nereye saldırdığını bilmeyen, azabın bizzat kendi elleriyle çağırdıkları o meleklerden (misafirlerden) geleceğini idrak edemeyen o kudurmuş ve körleşmiş kalabalığın o anki acınası kaosunu resmeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "körü körüne bocalıyorlar, şaşkınlık içinde ne yapacaklarını bilmeden dolaşıyorlar, basiretsizlik içinde debeleniyorlar" anlamlarına gelen muzari fiilin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un kavminin, şehvetlerinin ve kibrinin (sarhoşluklarının) bir sonucu olarak hakkı batıldan ayırt etme yeteneklerini tamamen yitirdiklerini ve kendi felaketlerine (helaklerine) doğru körcesine koşturduklarını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla