Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 71. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 71. Ayet

    قَالَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ٓي اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle hâulâ-i benâtî in kuntum fâ’ilîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Lût, "İşte kadınlar, benim kızlarım, (nikâh) yaparsanız" dedi."

      Lût, "İşte kadınlar, benim kızlarım, (nikâh) yaparsanız. Başka bir yerde yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Lût, "Ey kavmim! Şunlar kızlarım; sizin için en nezih olan yol onlarla evlenmektir". Biz bunu, içinde Hûd'un (a.s.) bahsi geçen sûrede belirtmiştik. Bazıları ise şöyle demiştir: Lût onlara kavminin kızlarını arzetmesinin sebebi, kendisi onlar için baba gibi olmasına binaendir. Nitekim Hz. Peygamber'in (s.a.) hanımlarının müminlerin anneleri olduğu zikredilmiştir. Bazıları da şunu söylemiştir: Kızların burada zikredilmesinde, Lût tarafından onlara yaptıkları işin çirkin bir iş olduğunu bildirmek söz konusudur. Çünkü kızlarının helâl olması hakkında şeriatın, Nuh kavmi için hüküm getirmiş olması caizdir, fakat hiçbir şekilde livâtanm helâl olması caiz değildir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        Etimolojik kökeni "k-v-l" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dile getirmek, konuşmak, bir iradeyi, teklifi veya acil bir çözümü sözlü olarak ifade etmek" olduğunu belirtir. Ayette Hz. Lût'un, kapısına dayanıp misafirlerine tecavüz etmekte kararlı olan o gözü dönmüş ve kural tanımaz azgın kalabalığa (kavmine) karşı, çaresizliğin en son noktasında sunduğu o en ağır ve sarsıcı ahlaki teklifi (dedi/söyledi) başlatan fiildir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramını basit bir konuşmadan ziyade, ardında derin bir niyet ve hukuki/ahlaki bir bağlayıcılık barındıran bilinçli bir hitap olarak açıklar. Hz. Lût'un "dedi" (kâle) eylemi, aklını yitirmiş bir kalabalığı "meşru ve fıtri" (helal) olana çağıran son peygamberi feryattır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki dramatik ve psikolojik zirvesine odaklanır. Hz. Lût, kavminin zorbalığı (biz seni yasaklamadık mı!) karşısında fiziksel bir mukavemet gösteremeyeceğini anladığı o dehşet anında, "kâle" (dedi) diyerek elindeki en değerli, en mahrem ve en son argümanını (kızlarını) feda etmeyi göze alarak o karanlık güruhu durdurmaya çalışır. Bu söz, bir babanın ve peygamberin çöküş eşiğindeki en asil direnişidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "söyledi, dedi, teklif etti" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un, misafirlerinin namusunu koruyabilmek ve kavmini o iğrenç eşcinsel sapkınlıktan uzaklaştırabilmek için meşru evlilik yolunu işaret ederek yaptığı o çaresiz ve tarihi teklifi başlattığını kaydeder.

        Hâülâi (هَؤُلَاءِ)

        Etimolojik olarak Arapçada akıl sahibi çoğullar için kullanılan yakınlık işaret zamiridir (bunlar / şunlar).

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) ve belagat kurgusunu incelerken, bu işaret zamirinin yakınlık bildiren (hâzâ/hâülâi) formunda kullanılmasının, sunulan alternatifin (kızların/kadınların) erişilebilirliğine ve meşruiyetine dikkat çektiğini tahlil eder. Hz. Lût, "uzaklarda aramayın, işte bunlar" diyerek, meşru ve fıtri olan seçeneği (kadınlarla evliliği) kalabalığın zihnine somut ve çok yakın bir gerçeklik olarak yaklaştırıp dayatır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "işte şunlar, bunlar" anlamına gelen çoğul işaret zamirinin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un kavmine eşcinsellik yerine fıtri ve helal bir alternatif olarak işaret ettiği "kızları" veya "kavminin kadınlarını" doğrudan ve somut bir şekilde gösterdiğini belirtir.

        Benâtî (بَنَاتِي)

        Etimolojik kökeni "b-n-y" köküne dayanır. Çoğul bir isim olan "benât" (kızlar) kelimesine birinci tekil şahıs iyelik zamirinin ("î" - benim) eklenmesiyle oluşmuştur. "İbn/Bint" kelimeleri aslen bu köktendir.

        İbn Fâris, "b-n-y" kökünün temel anlamının "bina etmek, inşa etmek, üst üste koyarak bir yapı kurmak" olduğunu belirtir. Çocuklara (ibn/bint) bu ismin verilmesi, onların aileyi, soyu ve toplumun geleceğini "bina eden/inşa eden" temel yapı taşları (fıtri temeller) olmalarındandır. Ayette Hz. Lût "işte benim kızlarım" (benâtî) diyerek, toplumun "bina edilmesini" (üremeyi ve aileyi) sağlayan o fıtri unsurları, eşcinselliğin o "yıkıcı ve kök kurutucu" (dâbir kesici) sapkınlığına karşı bir kurtuluş reçetesi olarak sunar.

        Râgıb el-İsfahânî, "ibn/bint" (oğul/kız) kelimelerinin mecazi (teolojik) kullanımına dikkat çeker. Bir peygamber, ümmetinin manevi babası hükmündedir. Lût'un "benâtî" (kızlarım) derken sadece kendi öz (biyolojik) kızlarını değil, o kavmin içindeki nikahlanabilecekleri bütün "kadınları" kendi manevi kızları olarak görerek onlara meşru nikahı (evliliği) adres gösterdiğini açıklar. Zira iki veya üç öz kızın, koca bir şehir kalabalığının talebini karşılaması mantıken mümkün değildir; bu kelime, "kadınlık cinsiyle meşru evlilik" kurumunun peygamber dilindeki kapsayıcı adıdır.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin ayetteki dramatik krizini ve tefsirlerdeki tartışmasını tahlil eder. Eğer bu kelime "kendi öz kızları" anlamındaysa; Lût'un, misafirlerin (meleklerin) onurunu ve fıtratı korumak için ne kadar büyük bir bedel ödemeyi (kendi kızlarını o kudurmuş kalabalığa meşru nikahla feda etmeyi) göze aldığını gösteren muazzam bir trajedidir. Eğer "kavmin kadınları" anlamındaysa, bu durum Lût'un o sapkın topluma fıtratın şifrelerini (fıtri aileyi) yeniden hatırlatma çabasıdır. Her iki durumda da "benâtî", ahlaksızlığın önüne çekilmiş çaresiz ama fıtri bir duvardır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "benâtî" (benim kızlarım), helal olanın, saf olanın ve ahlaki (estetik) sınırın ta kendisidir. Dışarıdaki o "yestebşirûn" (müjdeleşen/kudurmuş) kalabalık fıtratı yırtmak isterken; Lût, kendi kanını, kendi evladını (benâtî) o fıtratın yırtılmaması için kurban gibi öne sürmektedir. Bu, estetiğin vahşete karşı sunduğu en acı bedeldir: "Benim parçamı alın, ama ahlakı (misafiri ve fıtratı) kirletmeyin."

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "benim kızlarım" anlamına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un, kapısına dayanan o gözü dönmüş eşcinsel kalabalığı bu haramdan alıkoymak için, nikahlanıp meşru yoldan arzularını tatmin edebilecekleri kavmin diğer kadınlarını (manevi kızlarını) veya bizzat kendi öz kızlarını onlara helal ve fıtri bir alternatif olarak sunduğunu kaydeder.

        İn (إِن)

        Etimolojik olarak şart ve koşul bildiren, cümlenin iki kısmını (şart ve ceza/cevap) birbirine bağlayan bir edattır.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) ve belagat kurgusunu incelerken, bu şart edatının kullanımındaki o keskin sınırlamaya dikkat çeker. Lût, "kızlarımı alın" şeklinde mutlak bir emir vermez. "İn" (Eğer) edatıyla bunu bir şarta bağlar: "Eğer ille de bir şey yapacaksanız..." Bu edat, sapkınlığın taşkınlığını meşruiyetin dar ve kontrollü kanalına (evliliğe) zorlamanın gramatik adımıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "eğer, şayet, -se/-sa" anlamlarına gelen bu şart edatının, ayetin bağlamında Hz. Lût'un sunduğu meşru alternatifin (kızlarla nikahlanmanın), ancak o kalabalığın dürtülerini tatmin etme konusundaki önlenemez ısrarlarına karşılık bir "çıkış yolu" (zaruret) olarak sunulduğunu belirttiğini kaydeder.

        Küntüm (كُنتُمْ)

        Etimolojik kökeni "k-v-n" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir durumun meydana gelmesi, bir varoluş hali, olmak, bulunmak ve zaman içinde bir durumu sürdürmek" olduğunu belirtir. Nakıs fiil olan "kâne"nin ikinci çoğul şahıs mazi (geçmiş/bildirme) formu olan "küntüm" (siz idiniz / iseniz), Lût kavminin içindeki o hastalıklı dürtünün anlık bir geçici heves değil, onların karakterine ve varoluşuna yerleşmiş, onları esir almış kalıcı bir ısrar (kevn/olma) hali olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kevn" kavramını, insanın bir irade veya eylem üzerinde kararlı ve sabit bir şekilde durması olarak tanımlar. Lût'un "in küntüm" (eğer siz... iseniz) şeklindeki kullanımı, onların o taşkın şehvetlerinin (engel olunamayan durumlarının) fıtri bir düzleme (kadınlara) yönlendirilmesi için kurulan bir varoluşsal (ontolojik) köprüdür.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "siz iseniz, siz öyleyseniz, idiniz" anlamlarına gelen bu nakıs fiilin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un kavmindeki o önlenemez, kararlı ve sapkın cinsel arzunun mutlaka bir eyleme dönüşecek olması durumunu şarta bağlamak üzere kullandığını kaydeder.

        Fâilîn (فَاعِلِينَ)

        Etimolojik kökeni "f-a-l" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir işi meydana getirmek, yapmak, icra etmek, kasti bir eylemde bulunmak" olduğunu belirtir. Çoğul ism-i fail (etken) formunda ve nasb (nesne/durum) halinde olan bu kelime (yapanlar / yapacak olanlar), pasif bir arzuyu değil, kuvveden fiile (eyleme) dökülecek olan o taşkın hareketi ifade eder. Ayetteki "in küntüm fâilîn" (eğer ille de yapacaksanız) kalıbı, durdurulamayan o sapkın enerjinin bari fıtri (meşru) bir zeminde "eyleme" dökülmesi talebidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "fiil" kavramını, her türlü hareketi kapsayan genel bir isim olarak açıklar. Lût peygamber "eğer zina edecekseniz" veya "eğer tecavüz edecekseniz" gibi çirkin fiilleri ismen zikretmekten imtina ederek (edepten dolayı), o utanç verici cürümü sadece genel bir eylem (fâilîn / bir şey yapanlar) sözcüğüyle örter. Bu, peygamberin ahlaki dilinin (belagatinin) ne kadar yüksek ve nezih olduğunun, kaba kelimelerden nasıl sakındığının bir göstergesidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel ve ahlaki sisteminde "fiil" (eylem) kavramının fıtratla olan uyumuna tahlil eder. İnsanın her eylemi (fâilîn) bir teolojik sınır (hududullah) içindedir. Lût kavmi, eşcinsellikle (livâta) eylemin fıtri yapısını bozmuştu. Lût, "işte kızlarım, eğer bir fiil işleyecekseniz..." diyerek, o "eylemi" (fiili) yeniden fıtratın (doğal kadın-erkek ilişkisinin ve evliliğin) rotasına oturtmaya, ahlaki bir "fâil" (meşru eylem sahibi) olmalarına yönelik son teolojik çağrısını yapmıştır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin psikolojik gerilimine odaklanır. "İn küntüm fâilîn" (Eğer ille de yapacaksanız), aslında aklın ve ahlakın iflas ettiğinin kabulüdür. Lût, onları nasihatle, Allah korkusuyla (takva) durduramayacağını, o hayvani eylemin (fiilin) artık kör bir sel gibi kapıyı yıkacağını anlamıştır. Fâilîn kelimesi, bu selin önünü kesememenin, sadece yatağını değiştirmeye (kızlara/kadınlara) çalışmanın kelimesidir. Bu, peygamberin çaresizlik içindeki en acı fıtrat savunmasıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yapanlar, edenler, fiile dönüştürenler, bir işi gerçekleştirenler" anlamlarına gelen ism-i fail çoğul kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un kudurmuş haldeki kavmine yönelik, "eğer cinsel arzularınızı ille de tatmin etmek istiyorsanız, bunu misafirlerime tecavüz ederek değil, fıtrata uygun ve meşru bir yolla (kızlarla/kadınlarla nikahlanarak) yapın" şeklindeki o iffet merkezli son çağrısını kesin bir dille nitelediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X