Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 70. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 70. Ayet

    قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû eve lem nenheke ‘ani-l’âlemîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Seni el âlemi korumaktan menetmedik mi?" dediler.

      Seni el âlemi korumaktan menetmedik mi?" dediler. Bu âyet Lûťa (a.s.) kavmi tarafından misafir konuk etmesinin yasaklandığına delalet ediyor. Bunun için "seni âlemi korumaktan yasaklamadık mı?" dediler. Ebû Bekir el-Esam dedi ki: Onların "Seni âlemi korumaktan yasaklamadık mı?" sözleri, Lût (a.s.) için özür dileme yerinde çıkarılıyor. Çünkü onlar elçilere/resûllere saygı gösteriyorlardı. Bundan, kendilerine gönderilen elçiler olmasa da, din farkı ve Allah'ın dinine çağırmada ihtilaf olmakla beraber, bütün elçilerin kavimlerini/ümmetlerini kastediyorum, onlar elçilerin getirdikleri kuvvetli delilleri inkâr ediyor olsalar da genelde peygamberlere saygı gösteriyorlardı. Görmez misin ki yüce Allah bizim peygamberimiz (Hz. Muhammed) için şöyle buyurdu: "(Resûlüm!) Onların söylediklerinin gerçekten seni üzmekte olduğunu biliyoruz". Birincisi daha uygundur. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlû (قَالُوا)

        Etimolojik kökeni "k-v-l" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dile getirmek, konuşmak, bir iradeyi veya kararı sözlü olarak ifade etmek" olduğunu belirtir. Ayette, Hz. Lût'un "Allah'tan korkun ve beni misafirlerimin yanında rezil etmeyin" şeklindeki ahlaki ve fıtri yalvarışına karşılık, kapıya dayanan o azgın ve sapkın kalabalığın (kavmin) verdikleri o küstahça ve kaba sözlü yanıtı (dediler/söylediler) ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramını iradeli ve bilinçli bir hitap olarak açıklar. Lût'un kavminin "kâlû" (dediler) eylemi, peygamberin sözlerini dinleyip anladıklarını ancak ahlaki bir uyanış yaşamak yerine, bilinçli bir inat ve cüretle kendi sapkınlıklarını (tecavüz niyetlerini) savunmaya geçtiklerini gösterir. Onların sözü (kavli), hakikate karşı atılmış karanlık bir oktur.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki diyalojik kurgusuna odaklanır. Hz. Lût'un çaresizce yaptığı o uzun ve şefkatli savunmanın ardından kalabalığın "kâlû" (dediler) diyerek araya girmesi, onların peygamberin onuruyla veya Allah korkusuyla zerre kadar ilgilenmediklerini, sadece kendi koydukları o zorba yasaları (yabancıları barındırmama kuralını) hatırlatarak peygamberi bastırmaya çalıştıklarını gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "söylediler, dediler, karşılık verdiler" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Sodom halkının, Hz. Lût'un misafirlerini koruma çabasına karşı utanmazca bir üste çıkma psikolojisiyle verdikleri o tehditkâr cevabın başlangıcını nitelediğini kaydeder.

        E-ve-lem (أَوَلَمْ)

        Etimolojik olarak soru/inkar bildiren istifham hemzesi "e" (mı/mi), cümlenin akışını bağlayan "ve" (atıf) harfi ve geçmiş zamanı olumsuzlaştıran "lem" (-medi, yapmadı) edatının birleşiminden oluşur.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) ve belagat kurgusunu incelerken, bu birleşik yapının bir "istifham-ı takrîrî" (muhataba bir şeyi zorla onaylatma/hatırlatma) veya "istifham-ı inkârî" (kınama ve reddetme) amacı taşıdığını tahlil eder. Kalabalık, Lût'a doğrudan "Biz seni yasakladık" demek yerine, "E-ve-lem..." (Biz seni yasaklamamış mıydık!) diyerek; peygamberin kendi evine misafir almasını sanki önceden çiğnenmiş büyük bir suçmuş gibi onun yüzüne çarparak psikolojik bir baskı kurarlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "...yapmamış mıydık, ...etmemiş miydik" anlamlarına gelen bu soru edatı kombinasyonunun, ayetin bağlamında sapkın kavmin Hz. Lût'a karşı geçmişte koydukları o zorba kuralı hatırlatarak onu suçlu duruma düşürmeye ve yıldırmaya çalışmasını nitelediğini belirtir.

        Nenheke (نَنْهَكَ)

        Etimolojik kökeni "n-h-y" köküne dayanır. Başındaki "nün" birinci çoğul şahıs (biz) ve sonundaki "ke" ikinci tekil şahıs muhatap (seni) zamiriyle birleşmiştir. "Lem" edatından dolayı sonu cezimlenmiştir.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye engel olmak, bir eylemi durdurmak, yasaklamak, bir şeyin son sınırına ve nihayetine ulaşmak" olduğunu belirtir. Aklın insanı kötülüklerden alıkoyduğu için akla "nüha" denmesi de bu köktendir. Ancak ayetteki "nenhe-ke" (biz seni yasakladık / sana engel olduk) fiilinde muazzam bir tersyüz etme vardır: Fıtratı ve aklı temsil eden peygamberin kavmini günahlarından "nehiy" etmesi (alıkoyması) gerekirken; azgın kavim, mutlak zorbalığı ele alarak peygamberin iyilik yapmasını (misafir ağırlamasını) "nehiy" etmektedir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nehiy" kavramını "emir" kavramının zıddı olarak, bir sözle veya güçle muhatabı bir fiilden zorla alıkoymak olarak tanımlar. Lût kavminin "biz seni men etmedik mi?" çıkışı, o kokuşmuş şehirde siyasi ve toplumsal otoritenin (nehiy gücünün) tamamen sapkınların eline geçtiğini, Lût'un evine kimi alıp alamayacağına bile onların karar verecek kadar diktatörleştiklerini (haddi aştıklarını) gösterir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin psikolojik şiddetine odaklanır. Kavim, Lût'a "misafirlerini bize ver" demeden önce, "biz seni bundan nehiy etmiştik" diyerek modern tabirle bir "gaslighting" (psikolojik manipülasyon) uygular. Suçlu oldukları halde, kuralları kendileri koydukları için Lût'u kural çiğneyen, düzen bozan bir asi gibi göstermeye çalışırlar. Bu "nehiy", iyiliğin kötülük tarafından abluka altına alınmasıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "biz seni yasakladık, seni men ettik, seni alıkoyduk" anlamlarına gelen fiilin, ayetin bağlamında Sodom halkının daha önceden Hz. Lût'a "Şehre gelen hiçbir yabancıyı himayene almayacaksın ve evinde misafir etmeyeceksin" şeklinde koydukları o zorba ve ahlaksız yasağı küstahça hatırlatmalarını nitelediğini kaydeder.

        Ani (عَنِ)

        Etimolojik olarak uzaklaşma, ayrılma, geçiş ve sınır bildiren "an" harf-i ceridir (edattır). Sonraki kelimeye geçiş (ulama) kuralı gereği esre (kesra) ile harekelenmiştir.

        İbn Fâris, bu edatın temel işlevinin "mücâveze" (bir şeyi aşıp geçmek, bir durumdan diğerine veya bir kişiden başka bir kitleye uzaklaşmak/kopmak) olduğunu belirtir. Ayette "nehiy" (yasaklama) fiiliyle birlikte kullanılarak ("-den/-dan seni alıkoyduk"), Lût peygamber ile dış dünyadan gelen diğer insanlar (âlemîn) arasına çekilen o aşılmaz ve tecrit edici sosyal/fiziksel duvarı ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "-den, -dan, -den uzak tutmak" anlamlarına gelen bu edatın, ayetin bağlamında sapkın kavmin Hz. Lût'u kendi iradesi dışında başkalarıyla iletişim kurmaktan ve onlara kalkan olmaktan koparıp "tecrit etme" iradesini gösterdiğini belirtir.

        El-Âlemîn (الْعَالَمِينَ)

        Etimolojik kökeni "a-l-m" köküne dayanır. Başında belirlilik takısı (el) bulunur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin hakikatini idrak etmek, bilmek, damga vurmak ve bir şeye delalet eden işaret/nişan (alâmet)" olduğunu belirtir. Yaratıcının varlığına işaret ettiği için kainattaki tüm varlık sınıflarına (melekler, cinler, insanlar) "âlemîn" (âlemler) denilmiştir. Ancak ayette, bu geniş teolojik kelime (el-âlemîn), sapkın kavmin dilinde çok spesifik ve sosyolojik bir daralmaya uğrayarak "elalem, yabancılar, bizim şehrimiz dışındaki bütün diğer insanlar" anlamında kullanılır.

        Râgıb el-İsfahânî, "âlem" kavramının Kur'an'da genellikle akıl sahibi varlıklar (insanlar ve cinler) için çoğul (âlemîn) olarak kullanıldığını belirtir. Lût kavminin "Biz seni âlemîn'den yasaklamadık mı?" sözündeki "âlemîn", kendi kapalı ve sapkın toplumlarının (Sodom'un) dışından gelen, fıtratları bozulmamış her türlü yabancıyı ve yolcuyu kapsar. Onlar, dünyadaki diğer tüm insanları (âlemîn) kendi hastalıklı arzuları için potansiyel bir av/ganimet olarak görmekte ve Lût'un bu ava müdahale etmesini yasaklamaktadırlar.

        Arthur Jeffery, kelimenin filolojik arkaplanını incelerken, "âlem" kelimesinin Yahudi-Arami (âlmâ) ve Süryani (âlmâ) metinlerinde "ebediyet, çağ, dünya ve içindeki insanlar" anlamında kullanıldığını kaydeder. Kur'an, Fatiha'da "Rabbü'l-âlemîn" diyerek tüm kainatı kucaklayan bu kelimeyi; Lût kıssasında, Sodomluların ağzından, yabancı düşmanlığının (ksenofobi) ve ahlaki tecridin bir nesnesi olarak "yabancılar/dış dünyadakiler" anlamında kullanarak muazzam bir edebi esneklik sergiler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu kelimenin Lût kıssasındaki kullanımını tahlil eder. "Âlemîn" (dünyadaki herkes), Sodom ahlakında "korunması gerekenler" değil, "saldırılacak olanlar"dır. Onlar Lût'a aslında şunu demektedir: "Dışarıdan (âlemîn'den) kim gelirse gelsin bizimdir, senin onlara ahlaki bir koruma kalkanı sağlaman veya misafir etmen, bizim mutlak iktidarımıza ve zevkimize ihanettir."

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "âlemîn", çokluğu, çeşitliliği ve dışarıdaki geniş varlık ufkunu temsil eder. Lût'un kavmi ise içe kapanmış, kendi nefsine (sapkınlığına) hapsolmuş, çürüyen bir bataklıktır. Onlar, Lût'un o "âlemîn" (dış dünya/yabancılar) ile temas kurmasını istemezler; çünkü dışarıdan gelen her saf/temiz varlık (misafirler/melekler), onların o karanlık mağarasındaki (Sodom'daki) kirliliği açığa çıkarmaktadır. "Âlemîn" ile bağın koparılması, fıtratla bağın koparılmasıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "âlemler, insanlar, yaratılmışlar, dış dünyadaki herkes" anlamlarına gelen çoğul kelimenin, ayetin bağlamında Sodom halkının Hz. Lût'a yönelik "Biz sana şehre dışarıdan gelen yabancıları (elalemi) korumayı, onlarla ilgilenmeyi ve onlara evini açmayı yasak etmemiş miydik!" şeklindeki küstahça uyarısını ve o yabancıları nitelediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X