Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 65. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 65. Ayet

    فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِـعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feesri bi-ehlike bikit’in mine-lleyli vettebi’ edbârahum velâ yeltefit minkum ehadun vemdû hayśu tu/merûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Hemen gecenin bir vaktinde ailenin hızla yola koyulmasını sağla! Sen de arkalarından git! Hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın! Size emredilen yere doğru gidin!"

      Hemen gecenin bir vaktinde ailenin hızla yola koyulmasını sağla. Yani gecenin bir bölümünde. Bazıları, sahur vaktinde demiştir. Nitekim yüce Allah "Biz onları sahur vaktinde kurtardık". "Bi-kıt in minelleyl (بقطع من اليل) cümlesi, ister sahur olsun ister başka bir vakit olsun, gecenin bir kısmıdır. Sen de arkalarından git. Yani arkalarından sen de yürü, git demektir. İşte bunun gibi bir ordunun emirliğini üstlenen kişinin de onların ardından gitmesi gerekir yahut onların ardından gidecek birine emrederek bu görevi yerine getirir ki geride kalan askerleri -onlarla bağlantısı kesilenler mânasına da ihtimali vardır- orduya ilhak etsin ve bu durum ordu mensuplarını daha iyi koruyor olsun.

      Hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın! Bazıları şöyle demiştir: (وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ أَحَدٌ) sizden biriniz kimse ile ihtilafa düşmesin, size emredilen yere doğru gidin. Başka bir âyette yüce Allah "Eşin hariç, sizden hiç kimse geride kalmasm" buyuruyor. Çünkü hanımı sizden geri kalırsa o kavme isabet eden kötülük ona da isabet eder. Bu durum, mâna doğru aktarıldıktan sonra sözün takdim ve tehirinde, dilin ve kelimelerin değiştirilmesine dair bir engelin bulunmadığına işaret eder. Çünkü Lût kıssası ile diğer kıssalar fazlası ve eksiği ile, söz ve dil farkları ile anlatılmış ve tekrarlanmıştır. Bu farklılıklar anlam bakımından değişmeyi gerektirmez, bunda bir sakınca yoktur.

      Hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın. Yani sizden hiçbiri arkasına bakmasın -en doğrusunu Allah bilir ya- onlar arkalarına dönüp baktıkları ve yerin altüst çevrildiğini ve üzerlerine yıkıldığını gördükleri zaman bünyeleri ve kalpleri buna tahammül gösteremez, helâk olurlar yahut bayılırlar. Görmez misin ki Mûsâ güçlü olmasına rağmen dağın parçalanmasına tahammül gösteremedi, aksine bu anda dehşete düşüp bayıldı. Bunlar ise zayıftırlar, kavimlerine isabet eden azap da daha şiddetlidir, bünyelerinin buna tahammül etmemesi daha uygun bir konudur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe-esri (فَأَسْرِ)

        Etimolojik kökeni "s-r-y" köküne dayanır. Başındaki "fe" (öyleyse/hemen) harfi, eylemin aciliyetini ve ardışıklığını bildirir.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "geceleyin yürümek, yolculuğu karanlıkta yapmak ve gizlice ilerlemek" olduğunu belirtir. Gündüz yapılan yolculuğa "seyr", gece yapılanına ise "isrâ" denir. Ayetteki if'âl babından emir kipi olan "esri" (gece yola çıkar), meleklerin Hz. Lût'a verdikleri o acil, sessiz ve karanlığın örtücülüğünden faydalanılarak yapılması gereken ilahi tahliye emrini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "sürâ" (gece yürüyüşü) kavramını, tehlikeden kaçmak veya özel bir hedefe ulaşmak için gündüzün aydınlığından sakınarak karanlıkta yapılan iradeli eylem olarak tanımlar. Meleklerin helak operasyonunu sabaha karşı başlatacak olmaları, "esri" emrini mutlak bir zaman sınırına (deadline) bağlar; Lût ve ailesi güneş doğmadan o azap dairesinden (Sodom'dan) gizlice ve hızla çıkmak zorundadır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki operasyonel hızına odaklanır. "Fe-esri" (Hemen gece yola çık), ilahi kurtarma planının (necat) pratik aşamasıdır. Lût peygamberin artık o kokuşmuş kavimle geçirecek tek bir saniyesi bile kalmamıştır. Emir, peygamberin yıllarca süren çaresiz bekleyişini keskin bir hareketlilikle sonlandırır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "gece yolculuğuna çıkar, karanlıkta yürüt" anlamlarına gelen emir kipindeki kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un, inananları o azap beldesinden sağ salim çıkarabilmesi için melekler tarafından verilen acil ve gizli hareket talimatını nitelediğini kaydeder.

        Bi-ehlike (بِأَهْلِكَ)

        Etimolojik kökeni "e-h-l" köküne dayanır. Başındaki "bi" (ile, beraber) harf-i ceri ve sonundaki "ke" (senin) iyelik zamiriyle birleşmiştir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir insana en yakın olanlar, aynı mekanı paylaşanlar, mensubiyet, eş ve hane halkı" olduğunu belirtir. Ayetteki "ehlin ile beraber" hitabı, Hz. Lût'un şahsi kurtuluşunun yeterli olmadığını; fıtratını koruyan o dar tevhidi çemberi de beraberinde götürmekle yükümlü olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "ehl" kavramının sadece kan ve evlilik bağını değil, aynı inancı ve kaderi paylaşanları da kapsayan ontolojik bir birliktelik olduğunu açıklar. Meleklerin "ehlini yola çıkar" emri, (bir önceki ayette karısının istisna edildiği göz önüne alındığında) burada sadece biyolojik akrabaları değil, Lût'un manevi ailesini (ona inananları) niteleyen saf bir kurtuluş kafilesini işaretler.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "ailenle, ev halkınla, sana inananlarla birlikte" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un peşinden giderek azaptan kurtulacak olan o küçük müminler grubunu (tevhidi aileyi) ifade ettiğini belirtir.

        Bi-kıt'in (بِقِطْعٍ)

        Etimolojik kökeni "k-t-a" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bütünden bir parçayı ayırmak, kesmek, koparmak ve mesafe kat etmek" olduğunu belirtir. "Kıt'" kelimesi, bir bütünün (gecenin) kesilip ayrılmış, belirli bir bölümü ve dilimi anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, zamanın bölünmez akışından koparılmış özel bir "kesit"i ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kıt'a" kavramını, bütünden kopan ve kendine has bir sınırı olan cüz olarak tanımlar. Meleklerin yürüyüş için "geceden bir kıt'a" (bir bölüm/kısım) tayin etmesi, kurtuluş operasyonunun rastgele bir vakitte değil; ilahi kudretin hassas bir şekilde "kestiği/belirlediği" o zifiri karanlık zaman diliminde gerçekleşmesi gerektiğini gösterir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde zaman bildiren bu kelimenin dramatik vurgusuna dikkat çeker. "Kıt'in", gecenin ilk saatleri değil; karanlığın iyice koyulaştığı, insanların en derin uykuya daldığı ve gafletin zirve yaptığı o "kesif ve ağır" zaman parçasıdır. Kurtuluş (necat), tam da bu koyu karanlığın içinden "kesilip" çıkarılacaktır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "bir parça, bir bölüm, kesit" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında tahliye emrinin vaktini belirlediğini, gecenin geç saatlerinde veya sonuna doğru karanlığın iyice çöktüğü o belirli zaman dilimini nitelediğini kaydeder.

        Mine'l-leyli (مِنَ اللَّيْلِ)

        Etimolojik kökeni "l-y-l" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "gündüzün zıddı, karanlık, örtücü ve gölgeleyen" olduğunu belirtir. Ayette bir önceki kelimeye (kıt'in) bağlanarak "gecenin (karanlığın) bir bölümü/parçası" anlamını tamamlar.

        Arthur Jeffery, kelimenin filolojik arkaplanını incelerken, "leyl" (gece) kelimesinin İbranice (laylah) ve Süryanice (lelyâ) dahil olmak üzere tüm kadim Sami dillerinde "karanlık, gece vakti" anlamında ortak ve köklü bir geçmişe sahip olduğunu kaydeder. Kur'an, bu evrensel karanlık kavramını, helak ve azap kıssalarında hem suçluları hazırlıksız yakalayan bir gaflet örtüsü hem de müminleri düşmanlardan saklayan koruyucu bir kalkan olarak muazzam bir eskatolojik sahnelemeyle kullanır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "geceden, gece vaktinden" anlamına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût ve ailesinin yola çıkış zamanının, Sodom halkının uykuda olduğu, dikkat çekmeyecekleri o karanlık koruma örtüsünün altı olduğunu belirttiğini kaydeder.

        Vettebi' (وَاتَّبِعْ)

        Etimolojik kökeni "t-b-a" köküne dayanır. Başındaki "ve" atıf (bağlaç) harfidir.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "birinin izinden gitmek, arkasına düşmek, bir şeye tabi olmak ve peşini bırakmamak" olduğunu belirtir. İftial babından emir kipi olan "ittebi'" (peşinden git / izle), Hz. Lût'a verilen çok spesifik bir hareket tarzı kuralıdır. Peygamber kafileye öncülük etmeyecek, aksine onları öne katıp en arkadan "takip edecektir."

        Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eyleminin, gidenin izini hiç kaybetmeden, onunla aynı yörüngede ilerlemek olduğunu açıklar. Meleklerin Lût'a kafilenin önünde değil "arkasında" (izinde) olmasını emretmesi, tam bir güvenlik ve koruma (himaye) psikolojisini yansıtır. Arkadan gitmek (ittebi'), kimsenin geride kalmadığını, kafilenin eksiksiz tahliye edildiğini peygamberin bizzat kontrol etmesi içindir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin kıssadaki çoban/lider metaforuyla ilişkisine odaklanır. Çoban, tehlike anında sürüsünün arkasına geçer ki onları toparlayabilsin ve dışarıdan (geriden) gelebilecek saldırılara karşı ilk kalkan o olsun. "Vettebi'" emri, Lût'un ailesini koruma güdüsünün ilahi bir protokole bağlanmasıdır. O, bu yürüyüşte bir yol gösterici (öncü) değil, arkadan toplayıcı ve koruyucu bir muhafız konumundadır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "ve izle, peşinden git, takip et" anlamlarına gelen emir kipindeki kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un yola çıkardığı ailesinin ve inananların önüne geçmeyip, güvenliği sağlamak amacıyla onların en arkasından yürümesi gerektiğine dair ilahi stratejiyi nitelediğini kaydeder.

        Edbârahüm (أَدْبَارَهُمْ)

        Etimolojik kökeni "d-b-r" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin arka tarafı, peşi, sonu, sırtı, ön (kabul) kelimesinin zıddı" olduğunu belirtir. Ayette "onların arkaları/sırtları" (edbârahüm) şeklinde çoğul yapıda ve iyelik zamiriyle kullanılan kelime, Lût'un yürüyeceği o spesifik fiziksel konumu; yani kafilenin tam kuyruğunu ve en arka cephesini işaret eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "dübûr" (arka/sırt) kavramının, yüzün (vech) veya ön cephenin tam tersi istikametini bildirdiğini belirtir. Hz. Lût'un "onların arkalarından" gitmesi, tehlikenin asıl geleceği yönü (Sodom şehrini) gözlemleyebilmesini, helak alanıyla müminler arasındaki o tampon bölgede durarak ilahi kopuşun sınırını (haddini) çizmesini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "onların arkalarını, sırtlarını, gerilerini" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un gözetleyici bir lider olarak ailesinin ve müminlerin tam gerisinden, onlara siper olarak yürümesi gerektiğini bildiren mekan ve yön işaretini kaydeder.

        Ve-lâ yeltefit (وَلَا يَلْتَفِتْ)

        Etimolojik kökeni "l-f-t" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyi bükmek, eğmek, boynu çevirmek, yüzü bir yönden başka bir yöne döndürmek" olduğunu belirtir. Başındaki olumsuzluk edatı (lâ) ile iftial babından meczum muzari (nehiy/yasaklama) formunda olan bu kelime (sakın dönüp bakmasın), yürüyüş esnasında uygulanması gereken en sarsılmaz, en hayati psikolojik ve fiziksel kuralı ilan eder: "Arkaya bakmak yasaktır."

        Râgıb el-İsfahânî, "iltifat" eyleminin sadece boynu çevirmek değil; kalbin, zihnin ve merakın da o dönülen yöne doğru "meyletmesi, bükülmesi ve takılı kalması" olduğunu tanımlar. Meleklerin "sakın dönüp bakmasın" (lâ yeltefit) yasağı, geride bırakılan şehre (Sodom'a) ve orada helak edilenlere karşı duyulabilecek en ufak bir merak, acıma veya nostaljinin, ilahi adalete karşı ontolojik bir saygısızlık (ve kalbi bir sapma) olarak görüleceğinin kesin bir ilanıdır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "iltifat" (arkaya bakmak), insanın geçmişiyle, bedeniyle ve dünyevi anılarıyla koparamadığı o "hastalıklı" bağdır. Necat (kurtuluş), salt bedenin o şehirden çıkması değil; ruhun o şehirle olan tüm bağlarını kesip atmasıdır. "Sakın dönüp bakmayın" emri, geçmişin külüne (Gâbirîn'e) saplanıp kalmamak, helakin dehşetiyle yüzleşerek taşa dönmemek ve sadece geleceğe (ilahi emre) kilitlenmek için verilmiş muazzam bir ontolojik cerrahi müdahaledir. Bakmak, geride kalmaktır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki teolojik ciddiyetine odaklanır. O sapkın şehre inen azap öylesine korkunç, öylesine kahredicidir ki; arkaya dönüp bakmak, insanın psikolojik olarak o dehşeti kaldıramayarak aklını yitirmesine veya kalbine bir tereddüt düşmesine sebep olabilir. Ayrıca bu yasak, Lût'un karısının neden helak olduğunu (arkaya dönüp baktığını ve gönlünün orada kaldığını) anlatan diğer İbrahimi metinlerle (Tevrat) paralellik kurarak, itaatin "bakışların kontrolünden" başladığını gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "dönüp bakmasın, yönünü çevirmesin, iltifat etmesin" anlamlarına gelen olumsuz (nehiy) fiilin, ayetin bağlamında kafilenin, geride kalan o azgın kavmin başına inen korkunç azabın dehşetine kapılmaması, yürüyüşlerini yavaşlatmaması ve geçmişe en ufak bir meyil göstermemesi için konulan kati ilahi yasağı nitelediğini kaydeder.

        Minküm (مِنكُمْ)

        Etimolojik olarak "min" (den/dan) edatı ile "küm" (siz) muhatap çoğul zamirinin birleşiminden oluşur.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) yapısını incelerken, bu edatlı zamirin cümlenin kapsamını belirlediğini ifade eder. "Sizden/İçinizden" (minküm) ibaresi, yasağın (arkaya bakmamanın) Lût da dahil olmak üzere kurtulan kafilenin tamamı için geçerli olduğunu, ilahi emrin istisnasız ve mutlak bir itaat gerektirdiğini gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "sizden, sizin içinizden" anlamına gelen kelimenin, ayetin bağlamında arkaya dönüp bakma yasağının kafiledeki istisnasız herkese yönelik şamil (kapsayıcı) bir uyarı olduğunu belirttiğini kaydeder.

        Ehadün (أَحَدٌ)

        Etimolojik kökeni "e-h-d" (veya v-h-d) köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "birlik, tek olmak, biriciklik" olduğunu belirtir. Olumsuz bir cümlede (nehiy bağlamında) fail olarak kullanıldığında, bu kelime sayısal bir "bir"likten ziyade, "hiç kimse, tek bir fert dahi" anlamına gelerek yasağın (arkaya bakmamanın) delinebileceği en ufak bir aralığı bile kapatır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ehad" kelimesinin "vâhid"den farklı olarak parçalanamaz ve mutlak bir genelleme ifade ettiğini açıklar. "İçinizden hiç kimse" (minküm ehadün) dönüp bakmasın denildiğinde; kadın, çocuk, yaşlı veya bizzat peygamberin kendisi bile olsa bu yasağın mutlak manada herkesi bağladığı, itaatsizliğin bedelinin "bir kişi" için bile felaket olacağı kesinleşmiş olur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "biri, bir tek kimse, hiç kimse" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında olumsuzluk edatıyla birlikte kullanılarak yola çıkan mümin kafilesinden "tek bir kişinin dahi" arkaya bakma yasağını ihlal etmemesi gerektiğini mutlak ve katı bir şekilde ifade ettiğini belirtir.

        Vemzû (وَامْضُوا)

        Etimolojik kökeni "m-d-y" köküne dayanır. Başındaki "ve" atıf (bağlaç) harfidir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyin derine nüfuz etmesi, geçip gitmesi, kesip geçmek, duraksamadan ve kararlılıkla yola devam etmek" olduğunu belirtir. Kılıcın keskinliği ve hedefini deşip geçmesi (mudiyy) de bu köktendir. Emir kipi olan "imzû" (geçip gidin/yürüyün), sıradan bir yürüme (meşy) değildir; hiçbir engele, şüpheye veya sese takılmadan, hedefe kilitlenmiş sarsılmaz bir kararlılıkla karanlığı yarıp geçmeyi emreder.

        Râgıb el-İsfahânî, "mudiyy" kavramını, kişinin girdiği yoldan veya aldığı karardan asla geri dönmemesi, arkasına bakmadan (tereddüt etmeden) eylemini nihayete erdirmesi olarak tanımlar. Meleklerin "arkaya bakmayın ve geçip gidin" (vemzû) emri, müminlere "Sodom'la olan bağınızı kılıç gibi kestiniz; şimdi o kesilmiş bağın üzerinden, duraksamadan mutlak kurtuluş hedefine doğru ilerleyin" şeklinde verilen varoluşsal bir yürüyüş parolasıdır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin psikolojik şiddetini tahlil eder. Azabın sesi (sayha) veya yerin altüst oluşunun (hasf) gümbürtüsü arkalarından gelirken, insanın fıtri olarak duraksama, irkilme veya yavaşlama eğilimi göstermesi beklenir. Ancak "vemzû" (durmadan geçip gidin) emri, korkuyu yenecek o melekûtî ivmeyi (momentum) sağlar. O yürüyüş, arkadaki ölüme inat, öndeki hayata doğru atılan kararlı ve kesintisiz bir intikaldir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "ve geçip gidin, yürüyüşünüze devam edin, duraksamadan ilerleyin" anlamlarına gelen emir kipindeki kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût ve ailesinin helak alanını bir an evvel terk etmeleri, hiçbir sese veya gürültüye takılmadan kararlılıkla hızla uzaklaşmaları gerektiğini nitelediğini kaydeder.

        Haysü (حَيْثُ)

        Etimolojik olarak Arapçada mekansal bir zarf (isim) olup, cümlenin akışına göre zaman veya durum da bildirebilir.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) örgüsünü incelerken, "haysü" (o yere ki / oraya) kelimesinin mebni (harekesi değişmeyen) bir mekan zarfı olduğunu belirtir. Bu zarf, gidilecek olan yönü (destinasyonu) kesin bir harita koordinatı gibi belirtmek yerine, failin (Allah'ın) belirlediği o "emredilmiş" nihai noktaya (Şam/Suriye bölgesine) işaret ederek, varış yerinin doğrudan ilahi bir seçime bağlandığını gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "o yere ki, oraya, o yöne" anlamlarına gelen bu mekan zarfının, ayetin bağlamında müminlerin rastgele bir kaçış içinde olmadıklarını, bizzat Allah tarafından tayin edilmiş ve onlara emredilmiş güvenli bir hedef bölgeye yöneldiklerini ifade ettiğini belirtir.

        Tü'merûn (تُؤْمَرُونَ)

        Etimolojik kökeni "e-m-r" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir işin yapılmasını kesin olarak istemek, buyurmak, hükmetmek ve iş/durum" olduğunu belirtir. Muzari (şimdiki/geniş zaman), meçhul (edilgen) ve çoğul formda olan bu fiil (emrolunuyorsunuz), o yürüyüşün yönünü, hızını ve hedefini belirleyen failin (öznenin) ne Lût ne de ailesi olduğunu; onların tamamen üst bir Otorite'nin (Allah'ın) kesintisiz talimatıyla (emriyle) sevk ve idare edildiklerini (edilgenliklerini) ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "emr" kavramını, üstün olanın (âmir) kendi altındakinden (me'mur) itaati zorunlu kılan kesin talebi olarak açıklar. "Emrolunduğunuz yöne gidin" (haysü tü'merûn) ifadesi, kurtuluşun (necatın) ancak ve ancak ilahi iradeye kayıtsız şartsız teslim olmakla mümkün olacağını gösterir. Yönü akıl veya korku değil, "emir" belirler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde bu edilgen fiilin (tü'merûn) "mutlak itaat" (islam/teslimiyet) makamını simgelediğini tahlil eder. O gece, insan iradesinin sıfırlandığı gecedir. İltifat (arkaya bakma) yasaktır, gidilecek yönü seçmek yasaktır. Mümin kafilesi, sadece "emrolundukları" (tü'merûn) meçhul ama ilahi olarak güvenli o yörüngeye (sırat-ı müstakim'e) akmakla yükümlüdür. Helak (cürm) itaatsizlikten doğmuştu, kurtuluş (necat) ise pürüzsüz bir itaatten (emre uyulmasından) doğacaktır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "emrolunduğunuz, size buyrulan, talimat aldığınız" anlamlarına gelen edilgen (meçhul) fiilin, ayetin bağlamında Hz. Lût ve inananların kurtuluş yürüyüşünün başıboş bir kaçış olmadığını; yönü, menzili ve kuralları bizzat Allah ve melekleri tarafından belirlenmiş mutlak bir itaati nitelediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X