اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 59. Ayet
Daralt
X
-
59-60. "Yalnız Lût'un ailesine zarar gelmeyecek, onların hepsini kurtaracağız. Fakat karısı hariç! Biz onun da geride kalanlardan olmasını takdir ettik."
Yalnız Lût'un ailesine zarar gelmeyecek, onların hepsini kurtaracağız. Allah, meleklerin Lût kavmini helâk edeceklerini haber verdikten sonra ailesini, sonra da hanımını onlardan istisna etti. Bunda, istisnanın (azaptan) vazgeçme olmadığına işaret vardır. Zira istisna vazgeçme anlamında olsaydı bu, haberde yalan unsurunun bulunmasını gerektirirdi. Fakat bu istisnada mücmel lafızla kastedilen mânayı elde etmeyi açıklamak söz konusudur.
Yine bu beyanda istisnadan da istisna yapmanın caiz olduğuna işaret vardır. Çünkü “illâ âle Lût illemraeteh (إِلَّا آلَ لُوطٍ إِلَّا امْرَأَتَهُ) sözü ile Lût'un ailesinden hanımını istisna etmiştir. Dolayısıyla hanımını da kavminden kabul ederek onu Lût'un ailesinden istisna etmiştir. Bu ifadede, türün hilafından istisna etmenin caiz olduğuna işaret vardır. Çünkü Lût ailesini kavminden istisna etti, zira suçlu kimseler salih kullar türünden değillerdir. Sonra da hanımını ailesinden istisna etti. Çünkü hanımı da onlardan değildir.
Burada yine şu mânaya işaret vardır. Bir kimsenin tâbileri için ailesi ifadesi kullanılır, çünkü kavminden Lûť'un ailesini istisna etmiştir. Aynı zamanda bir kimseye uyanlar "âl" kavramına dâhildir. Görmez misin ki yüce Allah (ال فرعون) buyurdu. Firavun'un ailesi ise ona uyan kimselerdi. Mûsâ ailesi, Hârun ailesi, İmrân ailesi gibi kavramlarda da "âl" uyanlara döner. Dolayısıyla bu ifade "Allahım! Muhammed'e, Muhammed'in âline rahmet et" duasına, Hz. Muhammed'e uyan herkes dâhil olur. En doğrusunu Allah bilir.
Fakat karısı hariç! Biz onun da geride kalanlardan olmasını takdir ettik. Ebû Bekir el-Esam "kadderna inneha (قَدَّرْنَا إِنَّهَا) : Haber ahberna (أخبرنا) yani haber verdik demektir, demiştir. Fakat bu yorum Ebû Bekir'in, Mûtezile mezhebini takviye etmek için başvurduğu bir hiledir. Çünkü Mûtezile, kullara ait fiillerinin Allah'ın takdiri ve yaratması ile vuku bulduğunu inkâr ediyor. Âyette şuna işaret vardır: Kullara ait fiilleri Allah'ın yaratması ve takdiri ile gerçekleşir. Bunun aslı şudur: Yani onun hayatının devam etmesini esas itibariyle (ezelde) biz takdir ettik. Geride kalanlardan. Yani hayatta kalanlardandır. Ebû Avsece şöyle demiştir: "Gabirûn" (الغابرون) hayatta kalmaya devam edenler demektir. Aynı zamanda geçmişte olanlar demektir; geçmişte kaldığı ve baki olduğu zaman bir şey için: "Ğabera, yağburu gabran (غَبَرَ، يَغْبُرُ غَبْراً) denilir.
Yorumu Yorumla
-
İllâ (إِلَّا)
Etimolojik olarak istisna (hariç tutma) ve genel bir hükmü sınırlandırma edatıdır.
İbn Fâris, bu edatın, kapsayıcı bir gruptan veya evrensel bir yargıdan belirli bir unsuru dışarıda bırakmak, onu o genel akıştan kesin çizgilerle koparmak amacıyla kullanıldığını belirtir. Melekler bir önceki ayette mutlak bir azap için "suçlu bir kavme" (mücrimîn) gönderildiklerini ilan ettikten hemen sonra, bu "illâ" (ancak/hariç) edatıyla o mutlak felaketin (helakin) içine ilahi bir parantez açarlar ve ilahi adaletin kurunun yanında yaşı yakmayacağını gramatik olarak ispat ederler.
Râgıb el-İsfahânî, istisna edatını incelerken, bunun zihne önce bir bütünsellik (kavmin toptan helak edileceği) verdiğini, ardından o bütünlüğün içinden masum olan zümreyi cımbızla çekip ayırdığını açıklar. İbrahim'in kalbindeki olası endişeyi (orada inananlar da var, ne olacak?) peygamber daha dile getirmeden önce, melekler bu edatla "istisna" (kurtuluş) yasasını işletmişlerdir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki psikolojik ve diyalojik işlevine odaklanır. Ona göre "illâ", teolojik bir nefes alma (ferahlama) noktasıdır. İlahi azap ne kadar şiddetli ve kapsayıcı olursa olsun, "illâ" (hariç) edatının koruyuculuğu altındaki müminler için o azap iptal edilmiştir. Bu, azabın kör bir doğa olayı değil, isabetli ve seçici (faili muhtar olan) bir ilahi eylem olduğunun en büyük kanıtıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "ancak, müstesna, hariç" anlamlarına gelen edatın, ayetin bağlamında meleklerin icra edeceği o korkunç yıkımdan (helakten) Lût peygamberin ve ona inananların muaf tutulacağını, onların o azap çemberinden kesinlikle çıkarılacağını belirttiğini kaydeder.
Âle (آلَ)
Etimolojik kökeni "e-v-l" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin aslına, başlangıcına dönmesi, rücu etmesi, varıp dayanacağı nihai nokta ve kaynak" olduğunu belirtir. Bir lidere, bir peygambere veya bir ideale "dönen", o asılda (kaynakta) birleşen ve ona sarsılmaz bir bağla bağlanan topluluğa "âl" (aile/tâbi olanlar) denmiştir. Ayette bu kelime, salt kan bağını değil, Lût'un etrafında kenetlenen ve onun inancına (tevhide) "dönen/uyuyan" o sağlam inanç grubunu niteler.
Râgıb el-İsfahânî, "âl" kavramını "ehl" kelimesinden ayırarak çok derin bir anlambilimsel tahlil yapar. "Ehl" kelimesi (ehlü'l-beyt gibi) genel bir kan bağını ve sıradan ev halkını kapsarken; "âl" kelimesi sadece şerefli, yüce ve ulvi bir şahsiyete fikren, ruhen ve inançla bağlanan seçkin zümreler (Âl-i İbrahim, Âl-i Lût gibi) için kullanılır. Dolayısıyla "Âl-i Lût", sadece onun biyolojik akrabaları değil, onun peygamberlik misyonunu paylaşan ruhsal ailesidir (inananlarıdır).
Arthur Jeffery, kelimenin filolojik kökenine dair Aramice ve Süryanice'deki "âlâ / êl" (boy, kabile, sülale) köklerine işaret eder. Ancak Kur'an, bu kadim kabilevi (soy sop) kelimesini almış ve onu kan bağından çıkarıp "inanç akrabalığı" (tevhidi aile) kavramına dönüştürmüştür. Nitekim kan bağına sahip olan Lût'un karısı bu "âl" (kurtulanlar) tanımının, yani ontolojik ailenin dışına düşecektir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojik ve teolojik sisteminde "âl" kelimesinin, cahiliye döneminin kabile asabiyetini (kan/soy gururunu) yıkan yeni bir dayanışma modeli olduğunu tahlil eder. Şirk toplumu (mücrimler) yok edilirken kurtulacak olan yegane birim "Âl"dir; yani fıtrata dönenlerin, peygamberin (Lût'un) iman asabiyetinde birleşenlerin oluşturduğu o saf adadır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "aile, soy, sülale, hanedan, taraftar, tâbi olanlar" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Lût'un hem kendi ev halkından olan müminleri hem de onun tebliğine inanarak sapkın kavimden ayrışan o temiz (tevhidi) topluluğu ifade ettiğini kaydeder.
Lûtin (لُوطٍ)
Etimolojik köken itibarıyla saf Arapça olmayan, İbranice/Süryanice kökenli (a'cemî) özel bir isimdir.
El-Cevâlîkî, bu ismin Kur'an'daki diğer pek çok peygamber ismi gibi Arapçalaştırılmış (muarreb) yabancı bir kelime olduğunu belirtir. Bazı dilcilerin bu ismi Arapça "l-v-t" (bir şeyin kalbe yapışması, sevgiyle bağlanmak veya gizlenmek) köküne dayandırmaya çalışmasını reddeder ve ismin doğrudan gayr-i munsarif (Arapça dışı) yapısına dikkat çeker.
Arthur Jeffery, "Lût" isminin doğrudan İbranice "Lot" (לוֹט) kelimesinden geldiğini, bu kelimenin İbranicede "örtü, gizlenen, peçe" anlamları taşıdığını kaydeder. Yahudi ve Hristiyan metinlerinde İbrahim'in yeğeni olarak bilinen bu figür, Kur'an'da bağımsız, uyarıcı ve kendi başına bir topluma gönderilmiş güçlü bir peygamber (resul) profiliyle yeniden inşa edilmiştir.
Gabriel Said Reynolds, "Lût" figürünün Kur'an'daki teolojik bağlamını (Geç Antik Çağ alt metinlerini) okurken, bu ismin cinsel sapkınlık, fıtratın bozulması ve "ilahi adaletin mutlak sınırları" konularında evrensel bir sembole dönüştüğünü tahlil eder. "Âl-i Lût" (Lût'un ailesi) terkibi, yeryüzünün en ahlaksız çukurunda bile kendini koruyabilen (örtülen/gizlenen) iffetin ve tevhidin kalesidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da yirmi yedi defa ismi geçen, Hz. İbrâhim ile aynı dönemde yaşamış, azgınlık ve fıtrata aykırı cinsel sapkınlıklar (livâta) içinde olan Sodom ve Gomore halkına gönderilmiş şerefli bir peygamberin özel ismi olduğunu kaydeder.
İnnâ (إِنَّا)
Etimolojik olarak cümlenin anlamını kesinleştiren "inne" (muhakkak ki / şüphesiz ki) pekiştirme edatı ile birinci çoğul şahıs "nâ" (biz) zamirinin birleşiminden oluşur.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) örgüsünü incelerken, meleklerin bu edatı kullanmalarındaki tekit (pekiştirme) işlevine dikkat çeker. "İllâ" (hariç) diyerek Lût'un ailesini istisna ettikten sonra, onların kurtarılacağının ihtimale dayalı bir durum değil, "İnnâ" (Şüphesiz ki biz) diyerek ilahi iradenin sarsılmaz bir kararı ve meleklerin omuzlarındaki kesin bir kurtarma misyonu olduğunu gramatik olarak teyit ederler.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, meleklerin "İnnâ" (Muhakkak ki biz) vurgusunu, onların İbrahim'in çadırında Allah'ın kudretini temsil eden elçiler olarak takındıkları o muazzam yetki beyanı olarak okur. Azabı getiren de (mücrimlere), kurtuluşu getiren de (Âl-i Lût'a) aynı ilahi kararlılıktır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "şüphesiz biz, doğrusu biz" anlamlarına gelen bu edatlı zamirin, ayette meleklerin, Lût ve ona inananları o korkunç yıkımdan tereyağından kıl çeker gibi kurtaracaklarına dair verdikleri ilahi güvencenin katiyetini ifade ettiğini belirtir.
Le-müneccûhüm (لَمُنَجُّوهُمْ)
Etimolojik kökeni "n-c-v" köküne dayanır. Başındaki "le" (elbette/muhakkak) tekit (pekiştirme) harfi, tef'il babında çoğul ism-i fail "müneccû" (kurtaracak olanlar) ve "hüm" (onları) üçüncü çoğul şahıs zamirinin birleşiminden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyden ayrılmak, sıyrılıp çıkmak, suların/selin ulaşamadığı yüksek ve güvenli tepe (necv)" olduğunu belirtir. Kurtuluşa "necat" denmesi, helakin/tehlikenin bulunduğu o aşağılık ve bataklık seviyeden sıyrılarak ilahi güvenliğin (yüksekliğin) sınırlarına çıkmak olmasındandır. Ayetteki fiil, meleklerin Lût ve inananları o sapkın şehrin çöküşünden fiziksel ve ontolojik olarak "yukarıya/dışarıya" çekeceklerini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "necat" kavramını, kişinin kendisine zarar verecek her türlü bedensel ve ruhsal beladan koparılıp esenliğe (selamete) çıkarılması olarak tanımlar. Tef'il babındaki (müneccû / kurtaracaklar) ism-i fail kalıbı ve başındaki "le" pekiştirmesi, bu kurtarma operasyonunun anlık bir tesadüf değil, meleklerin bizatihi müdahil olduğu, planlı, aktif ve son derece özenli (özel çaba gerektiren) bir ilahi tahliye işlemi olduğunu gösterir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ve estetik dokusuna odaklanır. Ona göre "necat" (kurtuluş), kirlenmiş olandan ayrışmaktır. Lût kavmi "mücrim" (cürm işleyen/kesilip atılan) bir yapıdadır; ağırlaşmış ve dibe batmıştır. "Müneccû" (kurtarıcı) olan melekler ise fıtratını koruyan o azınlığı (Âl-i Lût'u) o ağır yerçekiminden, o ahlaki ve fiziksel çöküntüden tutup "yükseltecek" ve onları varlığın temiz katmanına taşıyacaklardır. Kurtuluş, bir yükseliştir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kelami boyutunu tahlil ederken bu cümlenin ilahi adaletin zirvesi olduğunu belirtir. Kur'an, zalimleri helak ederken içlerindeki bir tek masumu bile feda etmez. "Le-müneccûhüm" (Biz onları mutlaka kurtaracağız), Tanrı'nın adalet terazisinin şaşmazlığıdır. Yıkım (helak) toptancı gibi görünse de, ilahi merhamet (necat) birebir ve nokta atışıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "biz onları kesinlikle kurtaracağız, selamete çıkaracağız" anlamlarına gelen, başı tekit lam'ı ile pekiştirilmiş ism-i fail yapısındaki bu kelimenin, ayetin bağlamında Allah'ın elçilerinin, o azgın kavmin üzerine inecek olan şiddetli azaptan önce Hz. Lût'u ve ona inananları o beldeden güvenli bir şekilde tahliye edeceklerine dair verdikleri sarsılmaz güvenceyi nitelediğini kaydeder.
Ecme'în (أَجْمَعِينَ)
Etimolojik kökeni "c-m-a" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak, kapsamak ve istisnasız bir bütünlüğü ifade etmek" olduğunu belirtir. Ayetin sonunda, kurtarılacak olan zümreyi niteleyen bu pekiştirme sıfatı (hepsini birden / istisnasız topyekün), meleklerin "necat" (kurtarma) operasyonunda Lût'un inanç ailesine (âline) mensup tek bir ferdin bile arkada, tehlike altında bırakılmayacağını bildirir.
Râgıb el-İsfahânî, "cem" kavramını bir grubun bütün fertlerini içine alan, hiçbir fire vermeyen kuşatıcı bir isim olarak tanımlar. "Le-müneccûhüm ecme'în" (Onların hepsini kurtaracağız) vurgusu, ilahi kudretin kurtarma anında hiçbir zaaf, unutkanlık veya eksiklik göstermeyeceğinin mutlak ve sayısal (niceliksel) teminatıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "topluca, hepsi birden, bütünü, istisnasız" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında meleklerin icra edeceği o seçici kurtarma operasyonunda, Hz. Lût'a inanan o temiz azınlığın tek bir fire dahi vermeden "topyekün" kurtarılacağını kesin bir dille kaydeder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla