وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 51. Ayet
Daralt
X
-
"Onlara İbrahim'in misafirlerini hatırlat."
Onlara İbrahim'in misafirlerini hatırlat. Yani kavmine İbrahim'in misafirini hatırlat. Yani onlara öğüt ve yasakların tamamını haber ver. Çünkü bunda elçileri yalanlaması sebebiyle yalanlayanların başına inecek şeyi haber vermek vardır. O da yok edilmek ve elçileri doğrulayanların da kurtulmasıdır. Bunda, onları yasaklayan ve öğüt veren korkutma ve teşvik unsurlarının tamamı vardır. Çünkü bunda senin elçiliğine ve peygamber olduğuna delâlet eden bir belge vardır. Zira o peygamber kendisi şahit olmadığı halde, onların kitaplarında bulunan bilgilerden haber veriyor. Bu durum, peygamberin bu bilgileri ancak Allah'ın bildirmesi ile bildiğini gösterir. Yahut onlara haber ver, çünkü onda onları yaptıkları işlerin benzerini yasaklayan bir bilgi, bunda da Allah'ın nimetlerini hatırlatma vardır. Çünkü onlar müjde getirdiler: Çocuk müjdesi, kâfır bir kavmin helâk edilmesi. İşte bu, onları benzer işleri yapmalarını engeller. Müjde ise İbrahim'in yaptığı eylemin benzerini yapmaya teşvik eder, onlardan haber verir. Bunda sözü edilen teşvikler vardır. İbrahim'in misafirlerinden. Misafir ister evinde yemek yesin ister yemesin; konuk oluşu ister yemek için olsun ister olmasın, başkasının yanında konaklayan kimsedir.
Yorumu Yorumla
-
Ve nebbi'hüm (وَنَبِّئْهُمْ)
Etimolojik kökeni "n-b-e" köküne dayanır. Başındaki "ve" (atıf/bağlaç) harfi ve sonundaki "hüm" (onlara) üçüncü çoğul şahıs zamirinin birleşmesinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin yüksekliği, tümsek, yükselmek ve önemli/büyük bir haberi bildirmek" olduğunu ifade eder. Sıradan bir laf veya dedikodu değil, insanın idrakini yükselten, sarsıcı ve büyük çaptaki bilgi aktarımlarına "nebe" denir. Ayetteki "onlara haber ver/bildir" emri, Hz. Peygamber'e, Allah'ın rahmet ve azabının soyut bir iddia olmadığını kanıtlamak üzere, yaşanmış sarsıcı bir tarihi/peygamberi kıssayı muhataplarına iletme görevini yükler.
Râgıb el-İsfahânî, "nebe" kavramını incelerken onu sıradan bir "haber"den kesin çizgilerle ayırır. Ona göre nebe, yalan ihtimali barındırmayan, insana büyük bir fayda sağlayan ve kişide kesin bir bilgi (ilim) oluşturan haberdir. Bir önceki ayetteki ilahi rahmet ve azap bildiriminden sonra "ve nebbi'hüm" (onlara haber ver) denilerek, o soyut teolojik hakikatin somut bir örneğine (İbrahim'in misafirleri kıssasına) geçiş yapılır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'ın edebi kurgusundaki (kıssa anlatıcılığındaki) işlevine odaklanır. Ona göre bu emir, konunun teorik tebliğden pratik/tarihi örneklendirmeye geçtiği andır. "Onlara haber ver" hitabı, hem Mekkeli müşriklere ilahi azabın (Lût kavminin helakinin) hem de müminlere ilahi rahmetin (İbrahim'e çocuk müjdesinin) tarihte nasıl tecelli ettiğini gösteren sarsıcı bir ibret sunumudur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "onlara haber ver, bildir, anlat" anlamlarına gelen emir kipindeki bu kelimenin, ayetin bağlamında Hz. Peygamber'in ilahi rahmet ve azabın somut örnekleri olarak Hz. İbrâhim ve Lût kavmi kıssalarını ümmetine ve inkârcılara bildirmesi yönündeki ilahi talimatı nitelediğini kaydeder.
An (عَنْ)
Etimolojik olarak Arapçada geçiş, uzaklaşma, aşma ve hakkında/dair anlamları taşıyan bir harf-i cerdir (edattır).
İbn Fâris, bu edatın temel işlevinin "mücâveze" (bir şeyi aşıp geçmek, bir durumdan diğerine intikal etmek) veya "bir konu hakkında bilgi/haber aktarmak" olduğunu belirtir. Ayette "nebbi'hüm" (onlara haber ver) fiiliyle birlikte kullanılarak, aktarılacak olan büyük haberin (nebe) sınırlarını ve doğrudan konusunu (İbrahim'in misafirleri hakkında olduğunu) belirler.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) yapısını incelerken, bu edatın fiil ile nesne arasındaki anlamsal bağı kurduğunu açıklar. Haberin konusunu işaret eden bu edat, muhatabın dikkatini doğrudan anlatılacak olan kıssanın merkezine ("...hakkında") odaklar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "-den, -dan, hakkında, dair" anlamlarına gelen bu harf-i cerin, ayetin bağlamında verilecek olan sarsıcı ilahi haberin mahiyetini ve içeriğini (Hz. İbrahim'e gelen melekler konusu) işaret etmek üzere kullanıldığını belirtir.
Dayfi (ضَيْفِ)
Etimolojik kökeni "d-y-f" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir tarafa meyletmek, eğilmek, yönelmek ve bir şeye sığınmak/katılmak" olduğunu belirtir. Misafire, ev sahibine yöneldiği, onun lütfuna ve ikramına meylettiği (sığındığı) için "dayf" denilmiştir. Ayette, Hz. İbrahim'e insan suretinde gelen melekleri niteleyen bu kelime, onların eve birer yabancı olarak değil, ağırlanmayı bekleyen ziyaretçiler olarak "yöneldiklerini" ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "dayf" kelimesinin kök itibarıyla "meyletmek" anlamına geldiğini, ism-i masdar formunda olduğu için hem tekil hem de çoğul varlıklar (bir misafir veya misafirler grubu) için aynı formda kullanıldığını açıklar. Nitekim ayette Hz. İbrahim'e gelen ve birden fazla oldukları bilinen melekler topluluğu için bu kelime tekil formda (dayf / misafir-ler) kullanılmış ve bu ziyaretin sosyal bir "konukluk" görünümünde gerçekleştiği vurgulanmıştır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu kelimenin bedevi Arap kültüründeki sosyolojik ve etik karşılığını (diyafet/misafirperverlik) tahlil eder. Çöl kültüründe misafir (dayf), dokunulmazlığı olan ve mutlak ikram/hürmet gösterilmesi gereken kişidir. Kur'an, meleklerin taşıdığı ilahi müjde ve azap haberini, bu bilindik "dayf" (misafir) kavramı üzerinden başlatarak, Hz. İbrahim'in o yüksek ahlaki karakterini (cömertliğini) ve ilahi elçilerin insan dünyasına sosyal bir kodla sızışını sahneler.
Dücane Cündioğlu, kelimenin estetik ve fenomenolojik dokusuna iner. Ona göre "dayf" (misafir), varlık sahnesine dışarıdan dahil olandır. Melekler, salt ruhani/nurani formlarıyla değil, insan algısının ve sosyal ahlakının (misafirliğin) sınırlarına "meylederek" (d-y-f) İbrahim'in çadırına inmişlerdir. Bu kelime, teofanik (ilahi olanın görünür kılındığı) bir anın, en insani ve estetik eylemle (misafir ağırlamayla) örtülmesidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "misafir, konuk" anlamlarına gelen ve hem tekil hem çoğul yerine kullanılabilen bu kelimenin, ayetin bağlamında Hz. İbrâhim'e insan suretinde gelerek ona İshak'ın doğumunu müjdeleyen, ardından da Lût kavmini helak etmeye giden şerefli melekler (Cebrâil, Mîkâil ve İsrâfil) topluluğunu nitelediğini kaydeder.
İbrâhîm (إِبْرَاهِيمَ)
Etimolojik köken itibarıyla saf Arapça olmayan (a'cemî) ve Süryanice/İbranice kökenli özel bir isimdir.
El-Cevâlîkî, bu kelimenin Arapçalaştırılmış (muarreb) kadim bir isim olduğunu, aslı itibarıyla "kalabalıkların/milletlerin babası" veya "şefkatli/yüce baba" anlamına gelen İbranice/Aramice kökenli bir kelimeden türediğini belirtir. Arapça dilbilgisi kuralları gereği gayr-i munsarif (esre ve tenvin almayan) bir yapıdadır. Ayette, evrensel tevhid inancının atası olan büyük peygamberin şahsını işaret eder.
Arthur Jeffery, ismin filolojik arkaplanını incelerken, Arapçadaki "İbrâhîm" formunun doğrudan İbranice "Avraham" kelimesinden ziyade, Süryanice veya Aramice Hristiyan/Yahudi metinlerindeki okunuşlarına (Abraham/Abrohom) dayanan ve Geç Antik Çağ'da Kuzey ve Orta Arabistan'da zaten bilinen, yerleşik bir isim formu olduğunu kaydeder. Kur'an, Ehl-i Kitab'ın da atası kabul edilen bu figürü kendi orijinal tevhidi anlatısının merkezine yerleştirir.
Gabriel Said Reynolds, "İbrahim'in misafirleri" tamlamasını Kur'an'ın alt-metin okumaları (subtext) bağlamında ele alır. Ona göre Kur'an muhataplarının, Tevrat'ta geçen ve meleklerin Mamre meşeliğinde İbrahim'e misafir olduğu (Yaratılış 18) o kadim anlatıyı genel hatlarıyla bildiğini varsayar. Ayet, bu bilindik hikayeyi detaylıca anlatmak yerine, "o misafirlerin" getirdiği merhamet (müjde) ve azap (helak) temaları üzerinden kendi teolojik mesajını (Allah'ın Gafûr, Rahîm ve Azabının Elîm oluşunu) doğrulamak için kullanır.
Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinde Hz. İbrahim figürünün edebi ve teolojik kurgusunu tahlil eder. Ona göre İbrahim, şirk karşısında tek başına dikilen mutlak muvahhid (monoteist) arketipidir. Onun evine gelen "misafirler", Allah'ın yeryüzündeki adaletini (ödül ve cezayı) dağıtacak olan meleklerdir ve İbrahim, bu ilahi müdahalenin yeryüzündeki ilk şahidi ve sırdaşı (Halilullah) olarak konumlandırılır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ismin kelami boyutunu incelerken, Hz. İbrahim'in Kur'an'daki "teslimiyet ve cömertlik" timsali olduğuna dikkat çeker. "İbrahim'in misafirleri" ifadesi, onun misafirperverliğini, yani Tanrı'nın elçileri olduklarını bilmeden dahi insanlara gösterdiği o yüce şefkati ve ahlakı vurgular. Bu kıssa, takva sahiplerinin (müttekilerin) ahlaki prototipi olarak İbrahim'i sahneye çıkarır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tevhid inancının atası, "Halîlullah" (Allah'ın dostu) sıfatıyla anılan büyük peygamberin özel ismi olduğunu; ayette, Allah'ın merhametine ve sarsılmaz azabına somut bir delil teşkil etmek üzere, insan suretindeki meleklerin onun hanesine konuk olmalarıyla başlayan o büyük tarihi/teolojik kıssanın ana öznesi olarak zikredildiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla