لَا يَمَسُّهُمْ ف۪يهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَج۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 48. Ayet
Daralt
X
-
"Orada hiçbir yorgunlukla karşılaşmayacaklar. Oradan çıkarılmaları da söz konusu olmayacaktır."
Orada hiçbir yorgunlukla karşılaşmayacaklar. Yani onlara zorluk ve sıkıntı dokunmayacak. Allah onlara, dünyada olduğu gibi dokunacak bir zorluğun olmadığını haber vermiştir. Çünkü dünyada bir yerde uzun süre kalanlar oradan usanıp, bıkarlar. Bunun gibi, bir kimse yiyecek, içecek ve meyvelerden çok yerse bundan usanır ve bıkar, aldığı gıdalar onu rahatsız eder ve ona uygun gelmez. Bu sebeple yüce Allah, çok yiyip içseler de cennet ehlinin usanç duymayacağını, cennet yemeklerinin onları rahatsız etmeyeceğini haber verdi.
Oradan çıkarılmayacaklardır. Yüce Allah, cennetliklerin cennetten çıkarılmayacaklarını, onların da buradan çıkmayı istemeyeceklerini haber verdi. Nitekim şöyle buyurdu: "Oradan hiç ayrılmak istemezler". Çünkü nimetlerin yok olmasından korkmak, sahibinin hem o nimetleri hem de nimetlerin tadını almasına engel olur. Bu sebeple Allah, cennet ehlinin cennette ebedî olarak kalacaklarını, oradaki nimetlerin de daimi olacağını ve yok olmayacağını haber verdi. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Lâ yemessühüm (لَا يَمَسُّهُمْ)
Etimolojik kökeni "m-s-s" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeye eliyle hafifçe temas etmek, dokunmak, hissetmek ve bir nesnenin diğerine dışarıdan değmesi" olduğunu belirtir. Ayetin başındaki mutlak olumsuzluk edatı (lâ) ile birlikte kullanıldığında (onlara dokunmaz/temas etmez), yorgunluk ve meşakkatin cennet ehline uzaktan veya yakından hiçbir şekilde teğet dahi geçemeyeceğini, en ufak bir fiziksel/ruhsal temasın imkansızlığını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "mess" kavramını, bedenin veya hislerin dışarıdan gelen bir etkiyi (hastalık, yorgunluk, eziyet veya rahmet) algılaması olarak tanımlar. Ona göre "yorgunluk onlara dokunmaz" (lâ yemessühüm) ifadesindeki ince vurgu şudur: Müttekiler cennette o kadar mutlak bir koruma ve saflık (selam/emniyet) içindedirler ki, yorgunluk veya acı onlara nüfuz etmeyi bırakın, derilerine dışarıdan "temas" dahi edemez.
Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ve estetik dokusuna odaklanır. Ona göre "mess" (dokunma) fiilinin öznesi (faili) olarak yorgunluğun (nesab) seçilmesi, muazzam bir edebi kişileştirmedir. Yeryüzünde insanı çepeçevre saran, onun peşini bırakmayan ve ona sürekli "dokunup" onu yıpratan yorgunluk; cennetin o geçirimsiz, şeffaf ve pürüzsüz estetik sınırlarından içeri sızamaz. Dokunma eyleminin iptali, ontolojik ağırlığın iptalidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "onlara dokunmaz, değmez, onlara temas etmez" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında cennet hayatının dünyadaki gibi efor, çile ve yıpranma içermediğini, hiçbir meşakkatin müminlerin yanına bile yaklaşamayacağını mutlak bir dille olumsuzlayarak ifade ettiğini kaydeder.
Fîhâ (فِيهَا)
Etimolojik olarak zarfiyet (içindelik, kapsayıcılık) bildiren "fî" edatı ve dişil (müennes) üçüncü tekil şahıs zamiri "hâ"nın (ona/oraya) birleşiminden oluşur.
İbn Fâris, bu yapının bir şeyin başka bir mekanın, durumun veya zamanın bütünüyle "içinde" yer almasını bildirdiğini ifade eder. Zamir, bir önceki ayetlerde zikredilen cennet bahçelerine (cennât) dönmektedir.
Râgıb el-İsfahânî, "fî" edatının mekansal kuşatıcılık (ihata) işlevine dikkat çeker. Yorgunluğun "onun içinde" (fîhâ) müttekilere dokunmayacağının belirtilmesi, cennetin sınırlarından içeriye girildiği andan itibaren, o mekanın (hâ) kendi ontolojik doğası gereği her türlü yorgunluğu ve meşakkati dışarıda bırakan, steril ve mutlak bir sükunet alanı olduğunu gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "orada, onun içinde" anlamına gelen bu edatlı zamirin, ayette takva sahiplerinin ebedi saadet yurdu olan cennetin o eşsiz ve zahmetsiz iç mekanını (zarfiyetini) işaret ettiğini belirtir.
Nesabün (نَصَبٌ)
Etimolojik kökeni "n-s-b" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dikmek, ayağa kalkmak, bir gaye uğrunda çabalamak ve bu çabanın neticesinde bedenin/ruhun şiddetli bir zahmet çekmesi, yorulması" olduğunu belirtir. Ayette, cennette kesinlikle bulunmayacağı ilan edilen "nesab"; insanın dünyevi varoluşunda hayatta kalmak, ibadet etmek veya zorlukları aşmak için katlandığı o tüketici, omuzlara binen ağır meşakkattir.
Râgıb el-İsfahânî, "nesab" kavramını, insanı bitkin düşüren, enerjisini emen ve nefsi daraltan bedensel veya zihinsel yorgunluk olarak açıklar. Yeryüzü bir "nesab" (zahmet) yurdudur; ibadetler, rızık arayışı, hastalıklar ve şeytanla mücadele hep bu yorgunluğun parçasıdır. Cennette ibadet mükellefiyeti, rızık endişesi ve şeytani vesvese bittiği için, "nesab"ın ontolojik kaynağı da ebediyen kurumuş olur.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık felsefesinde bu kelimenin "dünyevi yerçekimi" ile eşdeğer olduğunu tahlil eder. İnsanın çamurdan/topraktan (salsâl/hame) yaratılmış olan fani bedeni, zamanın akışı içinde sürekli bir "nesab" (aşınma ve yorulma) üretir. Cennet ise varlığın latifleştiği, maddeye ait o ağır yerçekiminin ve zamanın yıpratıcılığının (nesab) sıfırlandığı mutlak hafiflik alanıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki teolojik işlevine odaklanır. Ona göre "nesab", yeryüzündeki sürgünün ve imtihanın doğal faturasıdır. İnsan, kendi emeğiyle ve "yorgunluğuyla" takvayı kuşanarak (mütteki olarak) dünyada bedel öder. Ayetteki "orada onlara yorgunluk (nesab) dokunmaz" ilanı, o bedelin artık ödendiğinin, sınav kağıdının teslim edildiğinin ve ebedi bir emekliliğin (sükunetin) başladığının en sarsıcı ilahi garantisidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yorgunluk, bitkinlik, meşakkat, zorluk" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında dünya hayatının o yıpratıcı eforuna ve çilesine karşılık, cennet hayatının kusursuz bir bedensel ve ruhsal dinlenme, zahmetsiz bir nimet yurdu olduğunu nitelediğini kaydeder.
Ve mâ hüm (وَمَا هُمْ)
Etimolojik olarak "ve" bağlacı, mutlak olumsuzluk edatı "mâ" ve üçüncü çoğul şahıs zamiri "hüm"den (onlar) oluşur.
İbn Fâris, "mâ" edatının bir durumun mevcudiyetini veya gelecekteki ihtimalini kökünden iptal eden, reddeden bir işlevi olduğunu belirtir. Cümlenin ikinci kısmını bağlayan bu yapı ("ve onlar... değillerdir"), müttekilerin cennetteki durumlarının geçici bir tatil değil, sarsılmaz bir kalıcılık olduğunu vurgulamak için ontolojik bir red/inkar zemini hazırlar.
Râgıb el-İsfahânî, "mâ" edatının isim cümlesinin başına gelerek, ardından gelecek olan haberin (çıkarılma eyleminin) failden (onlardan) kesin ve mutlak bir şekilde koparıldığını açıklar. Cennetlikler, sadece yorgunluktan kurtulmuş "onlar" değildir; aynı zamanda en büyük psikolojik korkudan (kaybetme korkusundan) da ebediyen azade kılınmış "onlardır."
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "ve onlar ... değillerdir" anlamında hal veya gelecek bildiren bir olumsuzluk yapısı olduğunu, ayette cennet ehlinin o yüce makamdaki kalıcılıklarının şüphe götürmezliğini vurgulamaya giriş yaptığını belirtir.
Minhâ (مِنْهَا)
Etimolojik olarak ayrılma, başlangıç ve uzaklaşma bildiren "min" (den/dan) edatı ile "hâ" (ondan/oradan) zamirinin birleşiminden oluşur.
İbn Fâris, bu edatın bir mekandan, durumdan veya konumdan dışarıya doğru ayrılışı, kopuşu ve mesafeyi ifade ettiğini belirtir. Zamir (hâ), yine "cennât"a (cennet bahçelerine) dönmektedir.
Râgıb el-İsfahânî, "min" edatının buradaki mekansal kopuş (ihraç) işlevine dikkat çeker. "Oradan" (minhâ) kelimesi, cümlenin akışı içinde, müttekilerin o mutlak huzur yurdundan dışarıya (başka bir mekana veya hiçliğe) atılmalarının ontolojik olarak imkansızlığını pekiştiren bir köprü görevi görür.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "oradan, o mekandan, onun içinden" anlamına gelen bu edatlı zamirin, ayette takva sahiplerinin kazandıkları ebedi saadet yurdu olan cennetten asla uzaklaştırılmayacaklarını mekan vurgusuyla kaydettiğini belirtir.
Bi-muhracîn (بِمُخْرَجِينَ)
Etimolojik kökeni "h-r-c" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir yerden dışarı çıkmak, ayrılmak, bulunduğu mekanı veya durumu terk etmek" olduğunu belirtir. İf'al babında ism-i mef'ul (edilgen) çoğul kalıbında olan "muhrecîn" (çıkarılanlar/sürülenler) kelimesinin başına, Arapçada olumsuzluğu mutlak surette pekiştirmek için kullanılan "ba" (bi) harf-i cerinin eklenmesiyle oluşmuştur. Bu yapı, "kesinlikle, ama kesinlikle çıkarılacak/sürülecek değillerdir" anlamını taşır.
Râgıb el-İsfahânî, "ihraç" (çıkarılmak) kavramını, bir varlığın kendi iradesi dışında, dışarıdan uygulanan bir otorite veya güçle bulunduğu mekandan atılması olarak tanımlar. Ayetteki "bi" edatının (zaid ba) kattığı o devasa pekiştirme, cennet ehlinin sadece kendi istekleriyle oradan çıkmayacaklarını değil, hiçbir ilahi veya kozmik gücün onları "oradan çıkarmayacağını", ilahi güvencenin sarsılmazlığını (ebediyeti) ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kelami ve tarihsel kökenine (Adem kıssasına) inerek sarsıcı bir tahlil yapar. İnsanın (Âdem'in) yeryüzü serüveni, cennetten "çıkarılma" (ihraç/ihbut) travmasıyla başlamıştır. İnsan bilinçaltı, sahip olduğu en güzel nimeti "kaybetme, oradan kovulma" korkusuyla doludur. Ayetteki "onlar oradan kesinlikle çıkarılmayacaklardır" (bi-muhracîn) ilanı, Âdem'in o ilk varoluşsal travmasının (kovulmanın) ahirette kalıcı olarak tamir edilmesi, ilahi affın ve dönüşün ebediyen mühürlenmesidir. Sürgün (ihraç) bitmiştir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin "ebediyet" kavramını ispatladığını belirtir. Cennet nimetleri ne kadar muazzam olursa olsun, eğer insanın içinde "bir gün burası da biter mi, buradan atılır mıyım?" şüphesi olsaydı, o nimet mutlak bir "sürur" (sevinç) vermezdi. Allah, "bi-muhracîn" diyerek bu psikolojik şüpheyi (ecel ve sürgün korkusunu) tamamen ortadan kaldırmış, cennet nimetini ontolojik bir kalıcılığa ve mutlak emniyete kavuşturmuştur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "kesinlikle çıkarılacak/sürülecek olanlar (değillerdir)" anlamına gelen pekiştirmeli (ba harfli) bu edilgen kelimenin, ayetin bağlamında müttekilerin ahiret yurdundaki ikametlerinin geçici bir ödül olmadığını, onların cennetten asla ve kata çıkarılmayarak ebediyen orada kalacaklarını şüpheye yer bırakmayacak bir kesinlikle hükme bağladığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla