وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 43. Ayet
Daralt
X
-
İnne (وَإِنَّ)
Etimolojik olarak cümleyi pekiştirmek, şüpheyi ortadan kaldırmak ve mutlak kesinlik bildirmek amacıyla kullanılan bir vurgu (tekit) edatıdır. Ayetin başındaki "ve" (vav-ı atıf) bağlacı ile birlikte gelir.
İbn Fâris, bu edatın, ardından gelen hükmün veya haberin sarsılmaz bir gerçeklik olduğunu, her türlü itiraz ve ihtimali ortadan kaldırdığını belirtir. İblis'in saptıracağı "azgınlar/sapkınlar" (ğâvîn) zümresinin akıbetinin ne olacağı, bu edatla başlayan ilahi fermanla hiçbir tereddüde yer bırakmaksızın mutlak bir kurala bağlanır.
Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatını haberin hakikatini teyit eden ontolojik bir mühür olarak açıklar. Şeytana uyanların cezalandırılacağı gerçeği, sıradan bir tehdit değil; "şüphesiz ki / muhakkak ki" vurgusuyla, varlığın yasası (sünnetullah) kadar kesin, ezelî ve ebedî bir adaletin kaçınılmaz tezahürüdür.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, edatın cümledeki psikolojik ve teolojik işlevine odaklanır. Ona göre bu pekiştirme, ihlaslı kullarını şeytanın tasallutundan tenzih eden (kurtaran) Allah'ın, aynı adaletin bir gereği olarak, kendi hür iradeleriyle şeytanın peşine takılanlara da hak ettikleri bedeli ödeteceğini sarsılmaz bir kesinlikle (inne) beyan etmesidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "şüphesiz, muhakkak" anlamlarına gelen bu pekiştirme edatının, ayetin bağlamında şeytana uyan azgınların nihai varış yerinin cehennem olacağına dair ilahi hükmün değişmezliğini ve katiyetini vurguladığını kaydeder.
Cehenneme (جَهَنَّمَ)
Etimolojik kökeni konusunda filologlar arasında güçlü tartışmalar bulunmakla birlikte, genel eğilim kelimenin Arapçalaşmış yabancı bir isim (muarreb) olduğu yönündedir. Klasik Arap dilcileri ise kelimeyi "c-h-m" (cehm) veya "c-h-n-m" köküne bağlamaya çalışmışlardır.
İbn Fâris, kelimenin saf Arapça kökenli olduğunu savunan eğilime katılarak, onu "cehm" (derin kuyu, asık suratlı, karanlık ve korkutucu olmak) köküyle ilişkilendirir. Suyun dibi görünmeyen derin kuyulara "cihnam" denmesinden hareketle, bu mekanın sonsuz derinliğine, karanlığına ve içine düşenleri yutan o asık suratlı, korkunç yapısına atfen bu ismi aldığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "cehennem" kelimesini ahiretteki mutlak azap ateşinin özel ismi olarak tanımlar. O da kelimenin "derinlik ve şiddetli sıcaklık" anlamı taşıyan köklerden türediğini belirtir. Şeytana uyanların varış noktası olarak bu ismin seçilmesi, onların yeryüzünde kibre kapılarak yükselme çabalarına karşılık, ahirette "dibi görünmez bir çukura/kuyuya" (cehenneme) fırlatılacaklarını gösteren ontolojik bir zıtlıktır.
El-Cevâlîkî, kelimenin etimolojisini tartışırken, bazı dilcilerin Arapça köken iddiasına karşılık, kelimenin büyük ihtimalle yabancı (A'cemî) kökenli, arapçalaştırılmış (muarreb) bir özel isim olduğunu kaydeder. Farsça "cihnâm" (kuyu) kelimesinden veya İbraniceden geçmiş olabileceği ihtimali üzerinde durur. Kelimenin gayr-i munsarif (çekimsiz) yapısı da bu yabancı menşe tezini güçlendirir.
Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğu (cehm/derin kuyu) tezini bir "halk etimolojisi" (zorlama türetme) olarak reddeder. Ona göre "Cehennem" kelimesi kesin olarak İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi - Kudüs'te çocukların ateşte kurban edildiği ve sonradan lanetli bir çöplüğe/ateş çukuruna dönüşen vadi) kelimesinden gelir. Bu isim, Hristiyan ve Yahudi eskatolojisinde mutlak azap yerinin adı olmuş; Süryanice "Gēhannā" veya Etiyopça (Habeşçe) "Gahannam" formu üzerinden Arapçaya ve Kur'an terminolojisine eskatolojik (ahirete dair) bir terim olarak doğrudan geçmiştir.
Gabriel Said Reynolds, kelimeyi Geç Antik Çağ bağlamında okuyarak Jeffery'nin "Ge-Hinnom / Gehenna" tezini destekler. Kur'an, muhataplarının (özellikle Ehl-i Kitab'ın) çok iyi bildiği bu "lanetli ateş vadisi/çukuru" (Gehenna) imgesini "Cehennem" olarak kendi tevhidi adalet sistemine entegre etmiştir. İblis'e uyanlar, İblis'in (şeytanın) krallığına değil, bizzat Tanrı'nın asiler için hazırladığı bu evrensel azap merkezine sürüleceklerdir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin kökeni hakkındaki tartışmalara (İbranice Ge-Hinnom, Farsça veya Arapça cihnam kökü) yer vermekle birlikte, Kur'an terminolojisinde ahiret hayatında kafirlerin, münafıkların ve şeytana uyan azgınların (ğâvîn) ebedi veya geçici olarak cezalandırılacağı büyük ateşin ve mutlak azap yurdunun özel ismi (alem) olduğunu kaydeder.
Le-mev'iduhum (لَمَوْعِدُهُمْ)
Etimolojik olarak "v-a-d" köküne dayanır. Başındaki tekit (pekiştirme) lamı ("le") ve sonundaki üçüncü çoğul şahıs zamiri ("hüm" / onların) ile birleşik bir ism-i zaman/mekan kalıbıdır.
İbn Fâris, "v-a-d" kökünün temel anlamının "birine bir şey söz vermek, gelecekte gerçekleşecek bir durumu bildirmek ve vaatte bulunmak" olduğunu belirtir. Genellikle iyilik için "va'd", kötülük ve tehdit için "vaîd" kelimesi kullanılsa da, "mev'id" (buluşma yeri/zamanı) her ikisini de kapsar. Ayetteki kullanımı, cehennemin şeytana uyan azgınlar için rastgele düşülecek bir kuyu değil, bizzat Allah tarafından takdir edilmiş, söz verilmiş ve sınırları çizilmiş kesin bir "buluşma mekanı/randevu zamanı" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "mev'id" kavramını vaat edilen şeyin gerçekleşeceği yer veya zaman olarak tanımlar. Fiilin başındaki pekiştirme lamı (le-mev'iduhum / elbette onların buluşma yeridir) ile birlikte, şeytan ve ona uyan sürünün cehennemdeki bu buluşmasının ontolojik bir kaçınılmazlık olduğu vurgulanır. Onlar yeryüzünde sahte bir birliktelik (ittiba) kurmuşlardır; bu "mev'id" (buluşma yeri), o sahte birlikteliğin gerçek ve yakıcı sonucunu yaşayacakları ilahi mahkemedir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zaman ve kader felsefesinde "mev'id" kavramının determinist (belirlenimci) doğasına dikkat çeker. "Mev'id", evrenin ahlaki nizamında şaşmaz bir randevudur. İblis "mühlet" (inzâr) istemişti; Allah ona mühleti verdi ama aynı zamanda bir "vakit" ve bir "mev'id" (cehennem randevusu) tayin etti. Kötülük, zamanın akışı içinde serbest gibi görünse de, aslında "mev'id" denilen o mutlak ilahi kapanana/tuzağa doğru hızla çekilmektedir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin psikolojik ve hukuki bağlamına odaklanır. "Onların vaat edilen yeri/zamanı" (mev'iduhum) vurgusu, Allah'ın vaadinden (sözünden) dönmeyeceğini bildiren sarsılmaz bir kararlılıktır. Şeytan insanları "tezyin" (süslü gösterme) ile kandırıp onlara sahte vaatlerde bulunurken, Allah'ın vaadi (mev'id) gerçektir ve haktır. Bu kelime, şeytani yalanların ilahi gerçeklikle (ateşle) yüzleşeceği anın adıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "söz verilen yer, buluşma zamanı, vaat edilen mekan" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında şeytana uyan tüm azgınların, kaçıp kurtulmalarının imkansız olduğu, ezelî ilimle belirlenmiş ve kendilerine söz verilmiş olan o mutlak ceza yurdunu (cehennemi) ifade ettiğini belirtir.
Ecme'în (أَجْمَعِينَ)
Etimolojik kökeni "c-m-a" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak, kapsamak ve istisnasız bir bütünlüğü ifade etmek" olduğunu belirtir. Ayetin sonunda, çoğul zamirin (hüm / onların) ardından gelen bu pekiştirme sıfatı (hepsinin birden / topyekün), cehennemdeki buluşmanın kısmi veya istisnai değil; şeytanın izinden giden azgınların (el-ğâvîn) "tek bir ferdinin bile eksik kalmayacağı" mutlak ve kapsayıcı bir felaket olacağını bildirir.
Râgıb el-İsfahânî, "cem" kavramını bir grubun bütün fertlerini içine alan kuşatıcı bir isim olarak tanımlar. İblis daha önceki ayette ihlaslılar hariç "hepsini (ecme'în) saptıracağım" diye yemin etmişti. Allah, şeytanın kendi peşine taktığı o kitlenin (azgınların) "hepsini" (ecme'în) cehennemde toplayacağını ilan ederek, adaletin ve cezanın kapsamının kusursuzluğunu ortaya koyar.
Dücane Cündioğlu, kelimenin ayetteki muazzam simetrik, ritmik ve varoluşsal işlevine dikkat çeker. Kur'an'ın edebi mimarisinde bu kelime (ecme'în / ecme'ûn) üç büyük kozmik sahneyi birbirine bağlar: Birincisi, meleklerin "hepsinin birden" (ecme'ûn) secde etmesi; ikincisi, İblis'in insanların "hepsini birden" (ecme'în) saptırma yemini; üçüncüsü ise, Allah'ın o sapkınların "hepsini birden" (ecme'în) cehenneme doldurma vaadidir. Mutlak itaat, mutlak isyan ve nihayetinde mutlak adalet (ceza), aynı kelimenin etrafında kusursuz bir teolojik daire çizer.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu "toptanlık" (ecme'în) vurgusunun kelami derinliğini inceler. Bu kelime, ilahi mahkemede hiçbir kayırmanın, hiçbir kaçış boşluğunun olmadığını kanıtlar. Şeytana uyan azgınlar, yeryüzünde farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda ve farklı günahlarla yaşamış olsalar da, nihayetinde ontolojik bir "cem" (toplanma) yaşayacak ve aynı ateş çukurunda (cehennemde) kader birliği yapacaklardır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "topluca, hepsi birden, bütünü, istisnasız" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Allah'ın mutlak adaletini pekiştirdiğini, şeytana tabi olan günahkarların (el-ğâvîn) hiçbirinin ilahi azaptan muaf tutulamayacağını ve "topyekün" cehenneme sevk edileceklerini kesin bir dille kaydeder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla