Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 39. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 39. Ayet

    قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle rabbi bimâ aġveytenî leuzeyyinenne lehum fî-l-ardi veleuġviyennehum ecma’în(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İblis, "Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) şirin göstereceğim ve onların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım." dedi.

      İblis, "Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) şirin göstereceğim. Hasan-1 Basrî şöyle dedi: "Rabb'i bimâ eğveyten (رب بما أغويتنى) cümlesi bana lânet etmen sebebiyle demektir. Bu yorum Hasan'ın hileye başvurması ve Mûtezile mezhebinden kaçışıdır. "Eğveytení (أغويتنى) sözü hakkında onlara gereken itiraz "leantent (لعنتني) sözü için de lazımdır. Çünkü lânet etmek uzaklaştırmaktır, Allah şeytanı rahmetinden uzaklaştırınca alçaltmış da olur. İğva ile idlâl aynı şeydir. Dolayısıyla lânetlemekten doğan problem iğva için de söz konusudur. Ebû Bekir el-Esam şöyle demiştir: İğva ve lânet etme Allah'tan olunca sövmek demek olur. Fakat bu mâna uzaktır. Çünkü sövmenin Allah'a nispet edilmesi ve "Allah sövüyor" denilmesi caiz olmaz. Çünkü söven ve şetmeden kimseler görünürde halk nezdinde kötülenir. Dolayısıyla kötülenmesine sebep olan bir fiilin Allah'a nispet edilmesi caiz olmaz. Bu meselenin aslı şudur: Allah'ın "Rabb'i bimâ eğveyten (رب بما أغويتنى) sözü azma işini yaratmanın Allah'ın fiili olmasına ihtimali vardır. Yahut azgınlığı ve sapıklığı seçeceğini bildiği için onu azdırdı mânasına gelme ihtimali vardır.

      İblis, "Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) şirin göstereceğim. Şeytan sanki şöyle diyor: Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için kullarını azdıracak fiilleri artıracağım. Bu ve benzeri konuları daha önce belirttik.

      Şöyle bir itirazda bulunulabilir: "Benim sapmama imkân verdiğin için..." meâlindeki söz İblis'e ait olup, onu Allah'a nispet etmesinde yalancıdır.

      Buna şöyle cevap verilir: "Eğer şeytan, Allah'a nispet etiği saptırmada yalancı olsaydı Allah bu sözünü yalanlar ve reddederdi. Nitekim şeytanın "... Ben Adem'den daha hayırlıyım, beni şundan, onu bundan yarattın" tarzındaki sözünü şu âyetiyle yalanlayıp reddetti: "Allah, "Öyle ise in oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. buyurdus. Yüce Allah, iğva kelimesini kendisine nispet etmede onu reddedip yalanlamayınca, bu şeytanın saptırma ve iğvayı Allaha nispet etmesinin hakiki mâna olduğuna işaret eder. Yahut şeytanın "Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan..." meâlindeki sözü Allah'ın şeytana olan lütuf ve ihsanını hatırlatmak mânasında olur. Çünkü şeytan, Allah'ın kendisini, Adem'i yarattığı topraktan daha faziletli ve daha hayırlı olan maddeden yarattığını söylemiştir. Dolayısıyla bu söz şeytandan şükür konumunda çıkmış olur. Fakat "bimâ eğveyten (بما أغوينى) sözü böyle değildir, şeytan bu sözde yalancı olunca, Allah'ın onu yalanlamama ve sözünü reddetmeme ihtimali yoktur. Çünkü saptırmaya imkân vermek, Allah'tan olmadığı zaman, bu şeytanın Allaha nispet ettiği kötü bir iş olur. Bunun için bu iki söz birbirinden farklıdırlar. Yahut durum şöyledir: Eğer İblis'in -Allah ona lânet etsin- sözü yalan ise o zaman Nuh'un (a.s.) "Eğer Allah sizi saptırıyor ise..." sözü ile Hz. Mûsanın (a.s.): "... Onlar eğrilik yapınca Allah da kalplerini eğriltti" meâlindeki sözünü ne yapacaksınız?

      Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben de yeryüzünde onların hepsine (günahları) şirin göstereceğim. Bu beyanın, ağızla söylemeksizin şeytanın içindeki bir niyet ve kastı olma ihtimali de vardır. Bu sebeple Azîz ve Celîl olan Allah, şeytanın azim ve söz ile yaptığı diğer saptırmalardan haber vermiştir. Allah'ın, şeytanın azminden ve iradesinden haber vermesi caizdir. Nitekim bir âyette şöyle buyurmuştur: "Sizi sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür istiyoruz". Allah'ın kullarından naklen haber verdiği bu sözün onların sözleri olma ihtimali yoktur. Çünkü sadaka verirken hiçbir kimse böyle bir söz söylemez. Fakat bu söz sadaka vermekle onların niyet ve azimlerinden haber vermektir. İşte buna göre bu sözün, diliyle ifade etmeksizin İblis'in kasıt ve azimlerinden haber vermek şeklinde olması mümkündür. Ayetin baş tarafındaki "kal (القول) kelimesi Allah'ın zikrettiği gibi: "Sizin açığa vurduğunuzu da ve gizlediğinizi de en iyi bilirim" meâlindeki sözdür. Yüce Allah, onların şu âyette meleklerin gizlediklerini haber verdi. Bu sözün, anılanları ağızdan söylemek üzere olma ihtimali vardır. Azîz ve Celîl olan Allah "Kıyâmete kadar senin üzerine lânet olsun buyurunca şeytan o sözü söyledi. Allah Teâlâ şeytan aleyhine kıyâmete kadar lânet olduğuna şahitlik edince -aleyhillâne- hidâyetten ümit keserek: ")رب) بما أغويتني( Rabbim! Bana lânet etmen ve aleyhimde lânet olduğuna şahitlik etmen sebebiyle yeryüzünde onların hepsine (günahları) şirin göstereceğim dedi.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        Etimolojik kökeni "k-v-l" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dile getirmek, konuşmak, bir iradeyi, düşünceyi veya kararı sözlü olarak ifade etmek" olduğunu belirtir. Ayette İblis'in eylemini niteleyen bu fiil, onun sadece ilahi huzurdan kovulmanın şokunu yaşamadığını; bilakis, kendi düşüşünü rasyonelleştirmek ve yeryüzündeki yeni hedefini (insanı) ilan etmek üzere bilinçli, küstah ve programatik bir söylem (kavl) ürettiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramını sıradan bir ses (savt) yığınından ayırarak, onun ardında net bir niyet ve irade barındıran bilinçli bir hitap olduğunu açıklar. İblis'in "dedi" (kâle) fiiliyle başlayan bu cümlesi, tövbe veya nedamet değil; ilahi karara karşı açılan kozmik bir savaşın, evrensel bir intikam planının manifestosudur.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu eylemin diyalojik boyutuna dikkat çeker. Ona göre İblis'in "dedi" fiiliyle Allah'a yönelttiği bu hitap, onun ontolojik düşüşünden (racîm olmasından) sonra kendi varoluşuna yeni bir anlam (ayartıcılık/şeytanlık misyonu) yüklediği andır. İblis, Allah'ın kelamına karşı kendi "kelamını" ve karşı-stratejisini üreterek sahnede kalmaya çalışır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin psikolojik ve dramatik bağlamına odaklanır. Ona göre İblis'in lanetlendikten hemen sonra susup kendi karanlığına çekilmek yerine "kâle" (dedi) diyerek konuşmaya devam etmesi, ondaki kibrin ne kadar derin ve iflah olmaz bir boyuta ulaştığını gösterir. İsyankar, Yaratıcı'nın huzurunda bile kendi küstahça mantığını konuşturmaktan (kavl) geri durmaz.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "söyledi, dile getirdi" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında İblis'in ilahi lanete uğramasının ardından, insanoğluna duyduğu dinmek bilmez hasedi ve kibri sebebiyle Allah'a kafa tutarcasına kendi intikam stratejisini küstahça beyan etmesini nitelediğini kaydeder.

        Rabbi (رَبِّ)

        Etimolojik kökeni "r-b-b" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye sahip olmak, onu gözetmek, korumak ve efendisi olmak" olduğunu belirtir. Ayette İblis'in, bizzat isyan ettiği ve kendisini lanetleyen Otorite'ye hala "Rabbim" diye hitap etmesi, onun yaratıcının varlığını ve evrendeki mutlak mülkiyetini/efendiliğini (rububiyetini) asla inkar etmediğini sarsıcı bir dille gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, "rab" kavramını "bir varlığı ilk halinden alıp yavaş yavaş kemal noktasına ulaştıran, mutlak tasarruf sahibi" olarak tanımlar. İblis, felsefi bir ateist değildir; o, kendisini ateşten yaratanın, şekillendirenin ve nihayetinde mühlet verenin bu "Rab" olduğunu bilir. Onun problemi ontolojik inkar değil, ilahi aklı (hikmeti) beğenmemekten doğan ahlaki bir kibirdir.

        Toshihiko Izutsu, kavramın teolojik çerçevesindeki sarsıcı paradoksa dikkat çeker. "Rabbim" hitabı, İblis'in kendi iradesiyle ilahi merhametten kopmasına rağmen, ontolojik olarak Allah'a ne kadar muhtaç ve bağımlı olduğunun itirafıdır. İblis, yeryüzünde insanları saptırmak için bile o "Rabbin" kendisine bahşettiği mühlete (inzâr) ve varoluş alanına muhtaçtır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ve dramatik dokusuna iner. Ona göre İblis'in isyan manifestosuna "Rabbim" diyerek başlaması, varoluşsal bir ironi ve trajedidir. Kendi efendisini tanıyan, ancak o efendinin "insana secde et" emrini egosuna (ateş oluşuna) yediremeyen varlığın, en büyük yıkımı yine o "Rabbin" huzurunda, O'nun izniyle kurgulaması, kötülüğün ne kadar çelişkili ve parazit bir doğası olduğunu gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "malik, efendi, terbiye eden" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında İblis'in Allah'ın yaratıcı ve mutlak hakim vasfını tasdik ettiğini, ancak bu bilginin onu itaate değil, kibri yüzünden daha da derin bir sapkınlığa ve isyana (intikam duygusuna) sürüklediğini ifade ettiğini belirtir.

        Ağveytenî (أَغْوَيْتَنِي)

        Etimolojik kökeni "ğ-v-y" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "doğru yoldan sapmak, hüsrana uğramak, cahillik etmek ve birini yoldan çıkarmak, azdırmak" olduğunu belirtir. İf'al babında (ağvâ) birinci tekil şahıs zamiriyle kullanılan bu fiil, İblis'in "Beni saptırmana, beni azdırmana karşılık" şeklindeki korkunç ve fatalist (kaderci) savunmasını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "ğayy" kavramını "yanlış inanç veya bozuk bir düşünceden kaynaklanan cehalet ve sapkınlık" olarak tanımlar. Ona göre İblis'in bu fiili Allah'a nispet etmesi ("Sen beni saptırdın/azdırdın"), kendi işlediği suçun (kibrin ve itaatsizliğin) faturasını Yaratıcı'ya kesme çabasıdır. İblis, hür iradesiyle secde etmemişken, bunu Allah'ın bir kumpası veya kaderin bir oyunu gibi sunarak kendi suçunu rasyonelleştirmeye çalışır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin teolojik ve sosyo-psikolojik bağlamını tahlil eder. Ona göre İblis'in "ağveytenî" (Sen beni yoldan çıkardın) argümanı, tarihteki ilk "Cebriye" (kaderci) refleksidir. İnsanın (Âdem'in) günah işlediğinde "Rabbimiz biz kendimize zulmettik" diyerek sorumluluğu üstlenmesine karşılık; İblis, sorumluluğu Allah'a atarak "Beni Sen bu hale getirdin" mantığını üretmiştir. Şeytani kibrin en belirgin vasfı, hatayı üstlenmemek ve fail olarak kaderi/Allah'ı suçlamaktır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin ontolojik boyutunu incelerken, İblis'in mantığındaki çarpıklığa dikkat çeker. İblis, "Madem Sen beni (insana secde emriyle test ederek) saptırdın ve lanetledin, ben de Senin o değer verdiğin insanı saptıracağım" diyerek bir "kısas" mantığı gütmektedir. Bu kelime, evrendeki hak-batıl mücadelesinin fitilini ateşleyen şeytani intikam duygusunun gramatik itirafıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yoldan çıkarmak, azdırmak, saptırmak" anlamlarına gelen kelimenin, ayette İblis'in kendi iradesiyle işlediği isyan ve kibrin sorumluluğunu arsızca Allah'a yüklemesini ve bu sözde mağduriyet üzerinden insanları saptırma planını meşrulaştırmaya çalışmasını ifade ettiğini kaydeder.

        Le-üzeyyinenne (لَأُزَيِّنَنَّ)

        Etimolojik kökeni "z-y-n" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi süslemek, güzelleştirmek, iyi göstermek ve estetik bir değer katmak" olduğunu belirtir. Fiilin başındaki "le" (tekid/pekiştirme lamı) ve sonundaki şeddeli "nun" (tekid nunu) ile kullanılması, İblis'in bu eylemi ne pahasına olursa olsun, mutlak bir kararlılık ve ebedi bir hırsla yapacağını gösterir: "Yemin olsun ki onlara süslü göstereceğim."

        Râgıb el-İsfahânî, "zînet" kavramını üç boyutta inceler: Zihinsel/akli süsler (ilim gibi), bedensel süsler (güç gibi) ve dışsal/maddi süsler (mal, mülk gibi). Ona göre İblis'in "tezyin" eylemi (süslü gösterme), çirkin olanı (günahı, şirki, kibri) insanın zihnine ve nefsine bir makyajla, sahte bir estetikle "güzel ve cazip" gibi sunma sanatıdır. Şeytan kötülüğü çıplak haliyle değil; yaldızlı, çekici ve meşru bir ambalaj içinde (zînetle) insana sunar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde şeytani ayartmanın doğasını tahlil eder. İblis'in silahı fiziksel bir zorlama (cebir) değil, psikolojik bir illüzyondur (tezyin). İblis, insandaki şehveti, tamahı ve kibri kullanarak, nesnelerin ve eylemlerin ontolojik gerçekliğini saptırır; geçici olanı ebedi, çirkin olanı güzel (süslü) göstererek insanı içeriden fetheder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi ve estetik dokusuna odaklanır. Ona göre İblis, evrendeki ilk "sahte sanatkar" ve ilk "illüzyonisttir". Allah, insanı "tesviye" ederek ona ilahi ve gerçek bir estetik kazandırmışken; İblis, "tezyin" (makyaj/süslü gösterme) fiiliyle yeryüzünde sentetik, yalan ve aldatıcı bir estetik (kötülüğün estetiği) kuracağına yemin eder. Kötülük, ancak "süslendiğinde" insan için arzulanabilir hale gelir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "süslemek, donatmak, güzel göstermek" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında İblis'in, yeryüzündeki insanlara günahları, isyanı, dünyevi hırsları ve batıl inançları son derece cazip, haklı ve estetik göstererek onları psikolojik olarak yoldan çıkarma stratejisini yeminle ifade ettiğini belirtir.

        Lehüm (لَهُمْ)

        Etimolojik olarak "li" (için/ait) edatı ve "hüm" (onlar) üçüncü çoğul şahıs zamirinin birleşiminden oluşur.

        İbn Fâris, bu yapının bir eylemin kime yönelik yapıldığını, hedefini ve kastını bildirdiğini ifade eder. Ayetteki "onlara" (lehüm) zamiri, doğrudan Hz. Âdem'in soyuna, yani kıyamete kadar yeryüzünde yaşayacak olan bütün insan nesline işaret eder. İblis'in nefreti sadece Âdem'e değil, "onun halife kılınan tüm zürriyetinedir."

        Râgıb el-İsfahânî, zamirin (hüm) kapsamına dikkat çeker. İblis, insan doğasının zaaflarını (şehvet, öfke, hırs) çok iyi tahlil etmiştir. "Onlar için" süslü göstereceğim derken, her bir insanın zayıf noktasına göre özel bir "tezyin" (süsleme) işlemi yapacağını, insan türünün ortak psişik boşluklarını hedef alacağını zımnen ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamındaki intikam duygusuna odaklanır. İblis, kendi ontolojik yıkımının müsebbibi olarak gördüğü beşeri (insanı), yeryüzünde rahat bırakmayacağını, sadece Âdem'i değil, onun soyundan gelen "onları" (lehüm) hedef alarak ilahi projeyi içeriden çökerteceğini ilan eder.

        Fi'l-ardı (فِي الْأَرْضِ)

        Etimolojik kökeni "e-r-d" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "aşağıda olan, ayak basılan yer, taban ve göğün (yüksekliğin) tam zıddı" olduğunu belirtir. İblis, cennetten/melekût aleminden (yüksekten) atılmış, "racîm" olmuştur. Onun "tezyin" (süslü gösterme) eyleminin sahnesi artık gökler değil; faniliğin, ağırlığın ve imtihanın merkezi olan aşağı alem, yani "yeryüzü"dür (arz).

        Râgıb el-İsfahânî, "arz" kavramını insanın maddi ve bedensel yaşam alanı olarak tanımlar. İblis, insanın ruhani/ilahi yanına (Rûhî sırrına) doğrudan nüfuz edemez; onun etki alanı insanın topraktan (çamurdan) gelen bedensel zaaflarının ve dünyevi hırslarının mekanı olan "yeryüzü"dür. İblis, yeryüzü nimetlerini, makamları ve arzuları süsleyerek insanı "aşağıya" (arza) çekmeye çalışır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal dokusuna inerek, arzın (yeryüzünün) burada bir "sürgün ve savaş alanı" olarak konumlandırıldığını belirtir. İnsanın topraktan (arzdan) yaratılmış olması ile İblis'in operasyon alanının da "arz" (yeryüzü) olması muazzam bir örtüşmedir. İblis, insanı kendi maddesinin, bedeninin ve dünyasının (arzın) içine hapsederek, onun gökyüzüne (ilahi olana) yönelmesini engellemeye ant içmiştir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yer, dünya, yeryüzü" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında İblis'in faaliyet alanını ve insanın imtihan yurdunu ifade ettiğini; yeryüzündeki geçici metaların ve zevklerin İ şeytani ayartmanın ana malzemesi olarak kullanılacağını kaydeder.

        Ve-le-uğviyennehüm (وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ)

        Etimolojik kökeni "ğ-v-y" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "doğru yoldan sapmak, hüsrana uğramak, cahillik etmek ve birini yoldan çıkarmak, azdırmak" olduğunu belirtir. Tıpkı "le-üzeyyinenne" (süslü göstereceğim) kelimesindeki gibi, fiilin başındaki pekiştirme lamı ("le") ve sonundaki şeddeli pekiştirme nunu ("nne") ile "elbette ve muhakkak onları yoldan çıkaracağım/azdıracağım" şeklindeki bu yemin, şeytani hırsın ve inadın kesinliğini bildirir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ğayy" kavramının insanın doğru inançtan ve istikametten saparak cehalete ve tutkulara sürüklenmesi olduğunu açıklar. İblis cümlenin başında Allah'a "Sen beni azdırdın/saptırdın" (ağveytenî) demişti. Şimdi aynı fiili kullanarak "Ben de onları saptıracağım" (le-uğviyennehüm) diyerek, ontolojik intikamını alır. Kendisi nasıl ilahi rahmetten koptuysa, insanı da aynı sapkınlığa (ğayy) düşürmeye yemin eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu fiilin "doğru yol" (sırat-ı müstakim) kavramının tam ontolojik zıddı olduğunu tahlil eder. İblis'in stratejisi iki aşamalıdır: Önce günahı "süslü göstermek" (tezyin), ardından bu sahte estetikle insanı rotasından "saptırmak" (iğvâ). İğvâ, süslenmiş kötülüğün ağına düşen insanın hakikatten bütünüyle koparılması sürecidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "onları kesinlikle yoldan çıkaracağım, saptıracağım" anlamına gelen pekiştirmeli fiilin, ayette İblis'in kendi sapkınlığının faturasını insana keserek, yeryüzündeki bütün enerjisini insan neslini helake ve küfre sürüklemek için kullanacağına dair Allah'ın huzurunda ettiği küstahça yemini ifade ettiğini belirtir.

        Ecme'în (أَجْمَعِينَ)

        Etimolojik kökeni "c-m-a" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak, kapsamak ve istisnasız bir bütünlüğü ifade etmek" olduğunu belirtir. İblis'in intikam yeminini kapatan bu kelime (toptan, hepsini birden), onun hırsının sınır tanımazlığını ve insan soyunun hiçbir ferdini bu sapkınlık projesinin (iğvâ) dışında bırakmak istemediğini gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cem" kavramını bir grubun bütün fertlerini içine alan kapsayıcı bir isim olarak tanımlar. İblis, "onların bir kısmını" değil, "hepsini birden" (ecme'în) saptıracağını iddia ederek, insanın ilahi iradeye bağlılığı konusundaki şüphesini dile getirir ve insanın topraktan gelen zayıf fıtratına olan inançsızlığını ortaya koyar.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin ayetteki muazzam simetrik ve estetik işlevine dikkat çeker. Önceki ayetlerde meleklerin itaatinden bahsedilirken "Fe-secede'l-melâiketu küllühüm ecme'ûn" (Meleklerin hepsi toptan/birden secde etti) denilmişti. Şimdi İblis, aynı kelimeyi ("ecme'în" formunda) kullanarak adeta rövanş alır: "Melekler nasıl toptan ona secde ettiyse, ben de onların soyunu 'toptan' yoldan çıkaracağım." Bu kelime, mutlak itaate karşı ilan edilen mutlak isyanın simetrik ve trajik bir yankısıdır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, İblis'in bu totaliter (toptancı) iddiasının, aslında şeytani bir hezeyan ve aşırı bir özgüven (kibir) patlaması olduğunu belirtir. İblis "hepsini" (ecme'în) yoldan çıkaracağını iddia etse de, bir sonraki ayette Allah bu iddiayı "ihlaslı kullarım hariç" diyerek delecek ve İblis'in bu "toptancı" kibrini boşa çıkaracaktır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "topluca, hepsi birden, istisnasız" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında İblis'in insanoğluna duyduğu kinin büyüklüğünü, tek bir ferdi bile affetmeksizin bütün insanlığı ilahi rahmetten koparma yönündeki o doymak bilmez, yıkıcı hedefini pekiştirerek ifade ettiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X