Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 31. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 31. Ayet

    اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰٓى اَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِد۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İllâ iblîse ebâ en yekûne me’a-ssâcidîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      30-31. "Bunun üzerine meleklerin hepsi secde ettiler. Yalnız İblis hariç; o, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı."

      Secde etme emrinin zâhiri ve âyette belirtilen istisna İblis'in meleklerden olduğunu gösteriyor, çünkü secde emri İblis'in içinde bilindiği topluluğa yönelik idi ve istisna da onlardan yapıldı. Biz daha önce âlimlerin ihtilaflarını ve görüşlerini hatırladığımız kadarıyla zikretmiştik. Esas olan şudur: İstisna konumunda söylenen sözün, icmalen söylenenlerden düşmesi gerekir. Örnek; bir kimsenin başka birine "Senin bende bir dirhem dışında 10 dirhem alacağın vardır" demesi gibi. Buradaki istisna icmalen zikredilen adlardan düşer, dolayısıyla alacak dokuz dirhem olur. Bir kimse: "Elli müstesna, bin..." demiş olsa da bunun gibidir. O sözü edilen sayı düşmezse hepsinin kapalı olması gerekir. Örnek; bir adamın "Falanca dışında beldenin âlimlerini gördüm demesi gibi. Burada "hepsi" anlamına gelen "kül (كل) kelimesinin gizlenmesi vacip olur ki hepsi hakkında vaki olsun. Yine bir kimsenin "Falanca dışında beldenin bütün âlimlerini gördüm" demesinde olduğu gibi. Umumi ifadelerin tahsis edilmesi de bu kurala göredir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İllâ (إِلَّا)

        Etimolojik olarak istisna (hariç tutma) edatıdır.

        İbn Fâris, bu edatın, genel bir hükümden veya kapsayıcı bir gruptan belirli bir unsuru veya kişiyi dışarıda bırakmak, onu genel akıştan koparmak amacıyla kullanıldığını belirtir. Ayetteki işlevi, bir önceki ayette meleklerin "hepsi birden, topluca" (küllühüm ecme'ûn) gerçekleştirdiği o muazzam, eksiksiz kozmik itaatin içinden tek bir firenin, tek bir çatlağın ayrıştığını bildiren sarsıcı bir kopuş edatı olmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, istisna edatını incelerken, bunun zihne önce bir bütünlük algısı verdiğini, ardından o bütünlüğe ait olmayan veya o bütünlüğün iradesine ters düşen cüzi bir unsuru kesip ayırdığını açıklar. Meleklerin mutlak itaatine karşılık, bu edatla başlayan kısım evrendeki ilk "farklılaşma" ve "isyan" noktasını işaretler.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin gramatik ve teolojik boyutuna odaklanır. Ona göre bu "illâ" (hariç/ancak) edatı, evrensel senfoninin bozulduğu andır. Meleklerin itaatindeki o sarsılmaz blok, bu edatla birlikte dramatik bir şekilde yarılır ve okuyucunun/dinleyicinin dikkati, mutabakatı bozan o tekil, marjinal ve isyankar figüre (İblis'e) odaklanır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "istisna edatı" olan bu kelimenin, ayetin bağlamında Allah'ın secde emrine kayıtsız şartsız uyan meleklerin o muazzam topluluğundan, sadece tek bir varlığın kendi iradesiyle ayrı düştüğünü kesin bir dille ayırdığını ifade eder.

        İblîse (إِبْلِيسَ)

        Etimolojik kökeni konusunda dilbilimciler arasında "b-l-s" (Arapça) kökü veya yabancı menşeli olduğu yönünde iki temel görüş vardır.

        İbn Fâris, kelimenin Arapça "b-l-s" kökünden geldiğini ve bu kökün "hayır ve umuttan kesilmek, hüsrana uğramak, pişmanlık ve keder içinde susup kalmak, mutlak bir ümitsizliğe düşmek" anlamları taşıdığını belirtir. Buna göre İblis, Allah'ın rahmetinden tamamen koptuğu, isyanı sebebiyle her türlü iyilikten ümidini kestiği ve ebedi bir karanlığa mahkum olduğu için (müblis) bu ismi almıştır.

        Râgıb el-İsfahânî, "iblâs" kavramını, insanın keder ve şaşkınlık içinde umudunu yitirmesi olarak açıklar. Ona göre İblis, ilahi emre karşı gelerek secde etmediği o an, ontolojik bir çöküş yaşamış ve ilahi rahmetten ebediyen "ümit kesen" (İblis) konumuna düşmüştür. Bu isim onun türünden ziyade, içine düştüğü varoluşsal krizi niteleyen bir sıfattır.

        El-Cevâlîkî, kelimenin kökenini incelerken, Arap dilcilerinin çoğunun "ümit kesmek" anlamındaki Arapça köke meyletmesine rağmen, kelimenin arapçalaşmış (muarreb) yabancı (A'cemî) bir isim olma ihtimalini de Arap morfolojisi (sarf kuralları) bağlamında tartışır ve kelimenin gayr-i munsarif (çekimsiz) yapısının bu yabancı köken ihtimalini güçlendirdiğini belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin kökeni bağlamında Arapça "b-l-s" (ümit kesmek) kökünü sonradan üretilmiş (halk etimolojisi) bir zorlama olarak görür. Ona göre "İblis" ismi, doğrudan Grekçe "diabolos" (iftiracı, şeytan) kelimesinin Süryanice "diyablos" veya "diabolis" formu üzerinden ses değişimine uğrayarak (d düşerek) Arapçaya geçmiş halidir. Kur'an, Hristiyan ve Yahudi teolojilerindeki bu başkaldıran şeytan figürünü kendi tevhidi evrenine bu isimle entegre etmiştir.

        Gabriel Said Reynolds, "İblis" ismini Geç Antik Çağ bağlamında okuyarak Jeffery'nin "diabolos" tezini destekler. Ona göre Kur'an, muhataplarının Hristiyan/Süryani kültüründen aşina olduğu "düşmüş melek/isyankar ruh" figürünü (diabolos) "İblis" olarak isimlendirir, ancak onu Hristiyan teolojisindeki gibi Tanrı'nın mutlak rakibi/kötülük tanrısı olmaktan çıkarıp; sadece kibrine yenik düşen, yaratılmış ve sınırları olan trajik bir karaktere dönüştürür.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki semantik dönüşümüne dikkat çeker. "İblis", Cahiliye Araplarının korktuğu sıradan ve anonim cinlerden (el-cân) biri olmaktan çıkarılıp, Kur'an'ın ahlaki ve ontolojik evreninde mutlak kötülüğün, kibrin ve ilahi otoriteye karşı örgütlü, bilinçli başkaldırının şahsileşmiş "prototipine" (özel isme) dönüşmüştür.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin etimolojisi hakkında hem Arapça "iblâs" (hayırdan ümit kesmek) kökünden türediği yönündeki klasik İslami görüşü hem de Grekçe "diabolos" kelimesinden Süryanice kanalıyla Arapçaya geçtiği yönündeki filolojik görüşü aktarır. Ayetin bağlamında ise, Allah'ın emrine kibirlenerek karşı gelen ve cin tayfasından (Cân) olan o belirli isyankar varlığın özel ismi olarak kullanıldığını kaydeder.

        Ebâ (أَبَىٰ)

        Etimolojik kökeni "e-b-y" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi şiddetle reddetmek, istememek, yüz çevirmek, kaçınmak ve direnmek" olduğunu belirtir. Ayette İblis'in eylemini niteleyen bu fiil, basit bir yapamama, unutma veya tembellik hali değil; arkasında güçlü bir itiraz, bilinçli bir inat ve kasıtlı bir direnç (imtinâ) barındıran aktif bir karşı çıkış eylemidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ibâ" kavramını incelerken, onu sıradan bir "reddetme" eyleminden ayırarak, içindeki kibre ve büyüklenmeye dikkat çeker. Ona göre İblis'in "ebâ" etmesi (diretmesi), ilahi emri anlamamış olmasından değil; kendi ontolojik yapısını (ateşten oluşunu) insanınkinden (çamurdan) üstün görerek emre itaat etmeyi kibrine yedirememesi ve bu emri bilerek ve isteyerek çiğnemesidir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin estetik, psikolojik ve varoluşsal dokusuna iner. Ona göre "ebâ" fiili, evrendeki ilk "hayır" deyiştir. Meleklerin mutlak ve sessiz itaatine karşılık, İblis bu fiille ilahi iradeye karşı ontolojik bir bariyer kurar. Bu sıradan bir itaatsizlik değil; yaratıcının aklına/hikmetine karşı kendi cüzi aklını (kıyasını) dayatan kibrin, trajik bir varoluşsal başkaldırısıdır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi eylemin sosyo-psikolojik arka planı üzerinden okur. "Ebâ" etmek, statükoyu, ırkçılığı ve hiyerarşik üstünlüğü koruma refleksidir. İblis, ontolojik bir ırkçılık (ateşin toprağa üstünlüğü) yaparak ilahi emri reddetmiş; bu fiille, Mekkeli müşriklerin de daha sonra vahye ve peygambere karşı sergileyecekleri "kibirli reddedişin" evrensel ve mitolojik arketipi olmuştur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "diretmek, kaçınmak, şiddetle reddetmek" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında İblis'in Allah'ın apaçık secde emri karşısında büyüklenerek, inatla ve bilinçli bir şekilde itaatsizlik etmesini, teslimiyetten kasten yüz çevirmesini ifade ettiğini belirtir.

        Yekûne (يَكُونَ)

        Etimolojik kökeni "k-v-n" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "olmak, var olmak, meydana gelmek, bir halde bulunmak ve süreklilik" olduğunu belirtir. Ayetteki "olmaktan" (yekûne) fiili, İblis'in sadece anlık bir fiziksel eylemi (secdeyi) reddetmesi değil; meleklerin bulunduğu o mutlak itaatkar ontolojik durumda "var olmayı", o şerefli halin içinde bulunmayı bütünüyle reddetmesini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kevn" kavramını bir şeyin potansiyelden eyleme geçmesi, bir sıfatı veya durumu üzerinde taşıması olarak tanımlar. "Secde edenlerden olmayı (yekûne) reddetti" vurgusu, İblis'in kendi varlığını (kibri sebebiyle), secde edenlerin mütevazı varlık kategorisinden kesin sınırlarla ayırdığını, onlarla aynı ontolojik düzlemde "bulunmaktan" dahi iğrendiğini gösterir.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin ontolojik boyutunu tahlil eder. Ona göre İblis'in reddettiği şey sadece secde fiili değil, o fiilin gerektirdiği "oluş" halidir (yekûne). İblis, meleklerin oluşturduğu o teslimiyetkar kozmik düzene (sâcidîn) entegre "olmayı" reddederek, kendi iradesiyle kendi ontolojik sürgününü ve lanetini hazırlamıştır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "olmak, bulunmak" anlamına gelen nakıf fiilin, ayette İblis'in secde edenlerin arasına karışmaktan, o itaatkar hal üzere varlık göstermekten kasten ve şiddetle imtina ettiğini bildirdiğini kaydeder.

        Mea (مَعَ)

        Etimolojik olarak Arapçada beraberlik ve birliktelik (zaman veya mekan açısından) bildiren bir zarftır.

        İbn Fâris, kelimenin "iki veya daha fazla şeyin bir araya gelmesi, yoldaşlık, eşlik etme ve aynı durumda birleşme" anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki "beraber/birlikte" (mea) vurgusu, İblis'in reddedişindeki trajedinin altını çizer. O, sadece Allah'a isyan etmekle kalmamış; aynı zamanda tüm gök ehlinin (meleklerin) oluşturduğu o muazzam birliktelikten, ilahi koronun uyumundan kendini soyutlamıştır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi ve estetik dokusuna odaklanır. Ona göre "mea" (birlikte olmak), evrendeki büyük uyumun, kozmik senfoninin (küllühüm ecme'ûn) şifresidir. İblis, kibri yüzünden o "birlikteliğe" (mea) tahammül edememiş; secde edenlerin yoldaşlığından tiksinerek yalnızlığı, marjinalliği ve nihayetinde ebedi sürgünü (laneti) kendi hür iradesiyle seçmiştir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "ile, beraber, birlikte" anlamına gelen edatın, ayetin bağlamında İblis'in, Allah'ın emrine koşulsuz itaat eden melekler topluluğuna katılmayı ve onlarla aynı safta/durumda yer almayı kibirlenerek reddettiğini vurguladığını belirtir.

        Es-Sâcidîn (السَّاجِدِينَ)

        Etimolojik kökeni "s-c-d" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "boyun eğmek, itaat etmek, alçalmak, tevazu göstermek ve teslimiyetle başı öne eğmek" olduğunu ifade eder. İsm-i failin çoğul ve belirli (marife) hali olan bu kelime (secde edenler), o anda Hz. Âdem'in (ve ondaki ilahi ruhun) önünde saygıyla yere kapanan, kibrini tamamen sıfırlamış olan tüm o nurani melek ordusunu kesin bir kategori olarak tanımlar.

        Râgıb el-İsfahânî, "secde" kavramını itaatin ve tevazunun en uç noktası olarak açıklar. İblis'in "secde edenler" (sâcidîn) ile beraber olmayı reddetmesi, onun aslında sadece topraktan yaratılan beşere değil; o beşere o değeri biçen ilahi iradeye boyun eğmeyi reddetmesidir. O, "secde edenler" kategorisinden çıkarak, evrenin "isyan edenler" kategorisini tek başına başlatmıştır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kelami ve ontolojik boyutunu incelerken, bu kelimenin evrensel hiyerarşinin tasdiki olduğunu belirtir. "Secde edenler", Allah'ın mülkündeki ilahi dizayna ve hiyerarşiye (insanın halifeliğine) kayıtsız şartsız rıza gösterenlerdir. İblis, bu kategoriye (es-sâcidîn) girmeyi reddederek, aslında ilahi adalet sistemine ve Yaratıcı'nın takdir yetkisine (hikmetine) ontolojik bir başkaldırı sergilemiştir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yere kapananlar, boyun eğenler" anlamına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Allah'ın emrini derhal yerine getirerek insanın yüceliğini tasdik eden ve saygıyla yere kapanan o devasa melekler topluluğunu ifade ettiğini, İblis'in ise kibrinden dolayı bu muti (itaatkar) topluluğun bir parçası olmaktan kaçındığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X