وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
"Andolsun biz insanı şekillenebilir özlü balçıktan, (şekil verilip) kurutulmuş çamurdan yarattık."
Andolsun biz insanı şekillenebilir özlü balçıktan, (şekil verilip) kurutulmuş çamurdan yarattık. Başka bir âyette yüce Allah "O sizi çamurdan yarattı" ; "Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık" buyurmuştur. Başka âyetlerde de: "Gerçek şu ki biz insanı çamurdan alınmış bir özden yaratıyoruz"; "Sizi topraktan yarattık" buyurmuştur. Allah Teâlâ, bir kere kuru balçıktan söz etti ki kuru balçık bir görüşe göre değişik siyah bir çamurdur; bir kere de topraktan söz etti, bir kere ise yapışkan çamurdan, ki yapışkan çamur yapışan çamurdur; bir kere de çamurdan alınmış bir özden söz etti. Oluşum süreci ve zamanlarına göre bunların o adları alma ihtimali vardır. Bir halde toprak idi, bir halde yapışkan çamur oldu, bir halde kurutulmuş çamur oldu ki çok eğleştiği için bu şekilde siyahlaşıp değişti, kurutulmuş çamur, çanak ve testi oldu.
Organlarla kemiklerin birleştirildiği bir yaratık olmadan önce insan üzerinden bu üç merhale geçmiştir. Nitekim insanoğlunun merhalelerine ilişkin değişimi haber veren Allah şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Ölümden sonra dirileceğinizden kuşku duyuyorsanız şunu unutmayın ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra belli belirsiz et parçasından yarattık". Allah orada et ve kemik halinde yaratılmadan önce üç aşamadan bahsetti. Bir aşamada nutfe (döllenmiş yumurta) idi, sonra alaka (rahimde asılıp beslenen embriyo) oldu, sonra mudğa (şekilsiz et görünümünde) oldu. İşte buna göre Adem hakkında sözü edilen toprak, çamur, balçık ve benzeri aşamalar zikrettiğimiz değişik halleri aşma yahut benzetme ve temsilî bir anlatım olma ihtimali vardır. Sözü edilen çamur ile yapılan temsilin açıklaması şöyledir: Kurutulmuş çamur, fahhâr ve yapışkan çamur gibileri binaların, çanakların, kazanların ve yarar sağlayan çeşitli aletlerin imal edildiği çamurdur. Habis olan çamurdan ise söz konusu alet ve eşyalardan hiçbiri yapılmaz. Bunlardan böyle ürünler yapma imkânı da olmaz.
Allah Adem'in yaratılışını, çeşitli faydaların muhtevasında toplandığı çamura benzetti. Buna göre Ademde tertemiz çamurun içerdiği bütün menfaat ve hayır türlerini toplanmıştır. Bütün bunlar, Allah'ın kudretine, hükümranlığına ve nimetlerini hatırlatmaya işaret ederler. Çünkü Allah Adem'i çamurdan ve belirtilen maddelerden yarattığını bize bildirdi; toprak ile çamurda beşerî niteliklerden hiçbir iz yoktur. Bunun gibi, insanın yaratıldığı nutfede de beşerî özelliklerden herhangi bir iz yoktur. Bu, Allah'ın maddî varlıkları yoktan yaratmaya (lâ min şey) gücünün yettiği bilinmesi içindir. Zira beşerin yaratıldığı toprakta beşerî özelliklerden hiçbir özellik yoktur , insan soyunun yaratıldığı nutfede de et, kemik, kıl ve diğer unsurları ile insanlarda var edilen akıl, ilim, düşünme, idare etme, azalar ve bunlar dışında kalan beşeriyet ve insaniyet nitelikleri yoktur. Bu da eşyayı mevcut bir nesne olmadan da yaratmaya Allah'ın kudreti ve hâkimiyetinin bulunduğunu bilmeleri ve insanlara verdiği nimetleri tanımaları için Allah böyle yapmıştır. Öyle ki Allah Adem'i yapışkan çamurdan ve kuru balçıktan ve belirtilen maddelerden yarattığını haber verdi. İşte bu saf ve temiz çamurun özelliğidir, çünkü kirli ve temiz olmayan çamur Allah'ın nitelediği dereceye ulaşamaz, uzun süre beklese de o duruma gelemez. Çünkü kirli ve pis çamurdan yararlanılmaz; ondan ne bina, ne çanak, ne kazan yapılır, aynı zamanda bu çamur ekinin bitmesi için de elverişli değildir. Dolayısıyla bunun sözünü ettiğimiz temsil anlamına gelme ihtimali vardır, gerçek anlamda yahut çeşitli merhalelere göre gerçek olma anlamında değildir. Dolayısıyla Allah'ın Adem'i aslı tertemiz olan çamurdan yarattığını gösterir. Buna göre beşerin kendisinden yaratıldığı nutfe olması ihtimali de vardır ki bu nutfe temiz olur, bir şeye isabet etmez, o çıktığı yerin dışında bir niteliktedir. Çünkü Allah: "O, atılan bir sudan yaratıldı"; "Sonra onun neslini önemsenmeyen bir suyun özünden yaratıp sürdürmüştür" buyurmuştur.
"Salsal (الصلصال): Bazıları kuru topraktır demiştir. "Hame" (الحمأ): Siyah çamurdur. "Mesnûn (المسنون) Kokuşmuş, bozulmuş demektir. Bazıları da "Salsal (الصلصال): Vurduğun zaman ses çıkaran demektir. Ses çıkardığı zaman "Salsalatü'l-licâm ve'l-feres" denilmesi bu kullanıma örnektir. Bu, İbn Abbas'ın görüşüdür.
İbn Kuteybe şöyle demiştir: "Salsâl", ateş değmeyen kuru topraktır. Tıklattığın zaman ise ses çıkarır, ateş değince onun adı "fahhâr"dır. "Mesnûn” kokusu değişen demektir. Yine "mesnûn" dökülmüş demektir. Bir şeyi kolaylıkla döktüğün zaman: "Senenteş-şeye" (سَنَنْتُ الشيء) denilir. "Sünne'l-mâu alâ vechike" (سن الماء على وجهك) "Su yüzüne dökülmüştür" denilir. Bunlar İbn Kuteybe'nin görüşleridir.
Ebû Avsece "min hamein mesnûn" (مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ) cümlesindeki "hame nin kuyunun altındaki siyah toprak olduğunu söylemiştir. İşte bu sebeple ona "hame" denilmiştir. Çünkü otlatılmaktan korunuyor. Yine: Hararetleri şiddetli olunca "humiyeti'l-harbu ve'ş-şems vet-tennûr" (حَمِيَتِ الحربُ والشمسُ والتنّورُ) denilir. Yani savaş, güneş ve tandır şiddetli kızgın olunca böyle denilir. "Mesnûn" (مسنون) yaratılmış demektir. Hasan-ı Basrî demiştir ki "mesnûn" insanların yaratılışının üzerinde cereyan ettiği nesnedir. Yani Adem'in çocukları, onun yaratılışına göredir. Yani insanlar Adem'in yaratılışı ne ise insanlar da aynı özden yaratılmıştır. Bunun benzeri başka açıklamalar da vardır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Halaknâ (خَلَقْنَا)
Etimolojik kökeni "h-l-k" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi ölçmek, biçmek, takdir etmek ve belirli bir forma sokmak" olduğunu belirtir. Ayetteki "biz yarattık" şeklindeki birinci çoğul şahıs kullanımı, insanın varoluşunun rastgele bir biyolojik süreç olmadığını; bizzat ilahi iradenin mutlak bir ölçü, plan ve tasarımla maddeye müdahale ettiği bilinçli bir inşa eylemi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfahânî, "halk" kavramını "bir şeyi yoktan var etmek" (ibda) ve "bir şeyden başka bir şey meydana getirmek" olmak üzere iki boyutta inceler. Bu ayetteki bağlam, ikinci anlama işaret eder: Allah, insanı mutlak yokluktan değil, yeryüzünün en temel maddesi olan "çamurdan" fiziksel bir kalıba dökerek ve ona ontolojik bir mahiyet kazandırarak yaratmıştır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel çerçevesinde "halk" eylemini, Allah'ın evren üzerindeki mutlak "Rububiyet" (Rablik/Efendilik) vasfının en temel göstergesi olarak tahlil eder. Ona göre bu kelime, ilahi gücün kaotik olan maddeye (çamura) yönelerek ondan karmaşık, bilinçli ve düzenli bir form (insan) çıkarmasındaki o muazzam ontolojik dönüşümü ifade eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin kökündeki "takdir etme/ölçülendirme" anlamına odaklanarak, yaratılışın estetik ve felsefi boyutunu öne çıkarır. Ona göre "halaknâ" fiili, basit bir imalat değil, ilahi sanatkarın çamura bir sınır, bir form ve bir miktar (kader/ölçü) vererek onu heykeltıraş gibi yontması ve insan suretine sokmasıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yaratmak, ölçüp biçmek, var etmek" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında insanın biyolojik kökenine doğrudan ilahi kudretin müdahalesini, onun topraktan başlayan varoluş serüveninin bizzat Allah'ın takdiriyle başlatıldığını kaydeder.
El-İnsân (الْإِنْسَانَ)
Etimolojik kökeni konusunda dilbilimciler "ü-n-s" (ünsiyet/yakınlık) veya "n-s-y" (nisyan/unutkanlık) kökleri üzerinde dururlar.
İbn Fâris, kelimenin "üns" kökünden geldiğini, bunun da "yabaniliğin zıddı, uyum sağlamak, alışmak ve sosyalleşmek" anlamlarını taşıdığını belirtir. Diğer bir görüş olarak "unutmak" köküne de atıf yapar. Ayette bu varlığın "insan" olarak isimlendirilmesi, onun çamur gibi kaba bir maddeden yaratılmasına rağmen, ontolojik olarak yabanilikten çıkarılıp ilahi muhataplığa ve sosyal bir bilince (ünsiyet) yükseltildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfahânî, insanın ismini hem diğer insanlara duyduğu sosyolojik muhtaçlıktan (ünsiyet) hem de Allah ile olan ezelî sözleşmesini unutmaya meyilli yapısından (nisyan) aldığını açıklar. Ayetteki bağlamıyla bu kelime, en alt düzeydeki bir fizyolojik kaynaktan (kokuşmuş çamur) gelip, en üst düzeydeki ruhsal ve ahlaki sorumluluğu yüklenen varlığın trajikomik gerilimine işaret eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'daki "beşer" ve "insan" kavramları arasındaki anlamsal farkı tahlil eder. Ayette yaratılış malzemesi olarak çamurdan bahsedilirken sonucun "insan" olarak isimlendirilmesi sarsıcıdır. O, bu kelimenin sadece biyolojik bir organizmayı değil; aklı, vicdanı ve iradesi olan, imtihana tabi tutulacak şuurlu varlığı temsil ettiğini belirtir. Karşıtlık büyüktür: Menşei kara çamurdur, ama o bir "insan"dır.
Toshihiko Izutsu, kavramın teolojik çerçevesinde insanın ikili doğasına dikkat çeker. İnsan, bir yönüyle "çamur" kelimelerinin peş peşe sıralanmasıyla toprağa, maddeye ve aşağıya (esfel) çekilirken; "insan" ismiyle de yukarıya, meleklere ve ilahi ruha muhatap kılınmıştır. İblis'in isyan edeceği sahnenin merkezine oturtulan varlık, ontolojik olarak bu muazzam paradoksu taşır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, sözlükte "kendisiyle ünsiyet edilen, unutkan varlık" anlamlarına gelen kelimenin, ayette salt biyolojik bir türü değil; ahlaki sorumluluk taşıyan, yeryüzünün halifesi olmaya aday, topraktan var edilip bilinçle donatılan şuurlu canlıyı nitelediğini ifade eder.
Salsâl (صَلْصَالٍ)
Etimolojik kökeni "s-l-s-l" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kuru bir nesneye vurulduğunda çıkan ses, tınlamak ve çınlamak" olduğunu belirtir. Henüz ateşte pişirilmemiş ancak kuruduğu için vurulduğunda ses çıkaran kile/çamura "salsâl" denir. Ayette bu kelime, insanın yaratıldığı malzemenin en son, en kuru ve en kırılgan fiziksel formunu akustik bir imgeyle tasvir eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "içinde su bulunmayan, kuruduğu için ses çıkaran çamur" olarak tanımlar. Ona göre bu aşama, toprağın suyla karışıp balçık olmasından sonraki kuruma evresidir. İnsanın fiziksel kalıbı, ruh üflenmeden hemen önce tıpkı içi boş, kuru bir testi gibi "çınlayan" bir madde halindedir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'daki yaratılış safhaları (türab, tîn, hame, salsâl) içindeki yerini antik Ortadoğu kozmolojisi bağlamında okur. Bölge insanının çömlek/testi yapımındaki tecrübesi, ilahi yaratılışın evrelerini anlamak için güçlü bir metafor olarak kullanılır. Salsâl, insanın fiziksel formunun tamamlandığını ancak henüz "canlılık" (ruh) taşımadığını, adeta topraktan bir heykel gibi durduğunu gösteren ontolojik bir duraktır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "salsâl", sesi olan ama ruhu olmayan boşluğun tınısıdır. İnsan bedeni, ilahi nefes (ruh) değmeden önce sadece tınlayan, yankı yapan, kırılgan ve değersiz bir toprak kabuğundan ibarettir. Bu akustik kelime, insanın kendi biyolojik maddesiyle övünmesinin ne kadar boş bir kibir (tınlama) olduğunu hissettirir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "vurulduğunda ses veren kurumuş çamur, pişmemiş kil" anlamına gelen kelimenin, Kur'an terminolojisinde Hz. Âdem'in (ve dolayısıyla insanlığın) yaratılış sürecinde, toprağın suyla karışıp şekil aldıktan ve kuruduktan sonraki, ruh üflenmezden evvelki son inorganik halini ifade ettiğini kaydeder.
Hame' (حَمَإٍ)
Etimolojik kökeni "h-m-e" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "suyun dibine çöken, zamanla değişime uğrayan, kararan ve kokan balçık" olduğunu açıklar. Ayette "salsâl" (kurumuş kil) kelimesinin asıl kaynağı olarak belirtilen "hame'", insanın biyolojik materyalinin en iptidai, en karanlık ve estetikten en uzak olan organik/kimyasal başlangıç noktasına işaret eder.
Râgıb el-İsfahânî, "hame" kelimesini, üzerinden zaman geçmesi sebebiyle rengi kararmış ve kokusu değişmiş (kokuşmuş) siyah çamur olarak tanımlar. İnsanın böylesine iğrenç ve aşağılık bir maddeden var edilmesi, onun ontolojik kibrini kırmaya ve ilahi yaratılışın dönüştürücü gücünü göstermeye yönelik sarsıcı bir hatırlatmadır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin teolojik ve ekolojik boyutunu incelerken, Kur'an'ın insanın evrimsel/biyolojik geçmişine dair çok gerçekçi bir tablo sunduğunu belirtir. "Hame", yeryüzündeki organik çorbanın, inorganik elementlerle suyun reaksiyona girdiği o ilkel, karanlık ve çamurlu evrenin simgesidir. İlahi kudret, en muazzam ve kompleks sanat eserini (insanı) işte bu en düşük (kokuşmuş balçık) maddeden inşa etmiştir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "kokusu değişmiş, kararmış balçık" anlamına gelen kelimenin, ayetin bağlamında insanın fiziksel hammaddesinin ne kadar sıradan, değersiz ve toprağın en alt katmanlarına ait bir bileşim olduğunu vurguladığını ifade eder.
Mesnûn (مَسْنُونٍ)
Etimolojik kökeni "s-n-n" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyi şekillendirmek, pürüzsüz hale getirmek, dökmek, yola koymak veya sürtünmeyle kokusunu değiştirmek" olduğunu belirtir. Ayette "hame" (kara balçık) kelimesinin sıfatı olan "mesnûn", bu çamurun öylece bırakılmadığını; belirli bir forma sokulmak üzere işlendiğini, kalıba döküldüğünü veya zamanla mayalanarak/değişerek şekil almaya hazır hale getirildiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "mesnûn" kelimesini iki farklı boyutta açıklar: Birincisi "uzun süre beklediği için kokusu değişmiş, mayalanmış olan"; ikincisi ise "kalıba dökülmüş, suret verilmiş olan." Ona göre ayette bu iki anlam iç içedir. Allah, kara balçığı uzun bir ontolojik mayalanma sürecine (zamanın etkisine) tabi tutmuş ve ardından ona insan suretini verecek şekilde bir şekil (kalıp) kazandırmıştır.
Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki "şekil vermek/dökmek" anlamının ötesinde, Güney Arabistan ve Habeşçe (Etiyopça) dillerindeki "s-n-n" köküne bakıldığında, çömlekçilikle ve kilin ustaca şekillendirilmesiyle (molding) doğrudan ilgili bir teknik terim olabileceğine dikkat çeker. Bu kelime, yaratıcının kara çamur üzerindeki "sanatkarane ve biçimlendirici" dokunuşunu tasvir eder.
Theodor Nöldeke, Kur'an'ın yaratılış tasvirlerindeki şiirsel ve dramatik yapıya değinir. "Hamein mesnûn" tamlaması, antik çağ insanının çok iyi bildiği bir zanaatı, "heykeltıraşlığı/çömlekçiliği" andırır. Çamurun kararması, kokması, yoğrulması ve pürüzsüz bir forma (mesnûn) sokulması, yaratıcının madde üzerindeki kademeli ve ustalıklı işçiliğinin edebi bir resmidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "şekil verilmiş, kalıba dökülmüş, işlenmiş, bekletilerek kokusu değişmiş" anlamlarına gelen ism-i mef'ul (edilgen) kalıbındaki bu kelimenin, ayette insanın hammaddesi olan kara balçığın rastgele bir yığın olmadığını; Allah'ın kudret eliyle insan formuna ulaşmak üzere tasarlanmış, mayalanmış ve özel olarak biçimlendirilmiş bir öz olduğunu kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla