Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 23. Ayet

    وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْـي۪ وَنُم۪يتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-innâ lenahnu nuhyî venumîtu venahnu-lvâriśûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kuşkusuz hayat veren de öldüren de biziz; her şeyin son sahibi de biz oluruz."

      Yani biz bâkîyiz, bütün yaratılanlar yok olur, sadece Allah bâkî kalır. İşte bu sebeple ölen kimsenin halefine vâris denilir. Çünkü kişi ölür, geride vârisi kalır, vâris var olmaya devam eder. "Yeryüzü ve üzerinde bulunanlar sonunda yalnız bize kalır ve hepsi bize dönerler" meâlindeki âyet de bu mânada değerlendirilir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nuhyî (نُحْيِي)

        Etimolojik kökeni "h-y-y" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "canlılık, dirilik, ölümün zıddı ve var olmak" olduğunu belirtir. Ayette birinci çoğul şahıs (Biz) formuyla kullanılan bu fiil, hayatın tesadüfi bir biyolojik süreç olmadığını, doğrudan ilahi iradenin eşyaya ve insana canlılık üflemesi eylemini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "hayat" kavramını bitkisel, hayvani, insani ve ilahi olmak üzere farklı ontolojik kademelerde inceler. Ona göre bu ayetteki "nuhyî" (Biz hayat veririz) fiili, yokluktan varlığa çıkarmanın ve yeryüzündeki her türlü dirilişin yegane kaynağının Allah'ın mutlak kudreti olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın yaratılış teolojisinde hayat verme eyleminin sıradan bir tabiat yasası değil, Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini (rububiyetini) gösteren en sarsıcı kanıt olduğunu tahlil eder. Hayat, varlığa içkin bir özellik değil, aşkın bir kudretin (Allah'ın) an be an evrene müdahalesidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke dönemindeki teolojik bağlamına dikkat çeker. Müşriklerin evrendeki işleyişi cansız putlara veya tabiatın kendisine atfetmelerine karşın, bu fiil hayatın başlangıcını doğrudan ve tek başına Allah'a nispet ederek tevhidi bir meydan okuma sunar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "can vermek, diriltmek, yaşatmak" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında insanın ana rahmindeki yaratılışından evrendeki tüm canlıların varoluşuna kadar her türlü dirilişin doğrudan ilahi kudret eliyle gerçekleştiğini kaydeder.

        Nümîtü (نُمِيتُ)

        Etimolojik kökeni "m-v-t" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "canlılığın gitmesi, ruhun bedenden ayrılması, hareketsizlik ve sükunet" olduğunu ifade eder. Ayette hayat verme fiilinin hemen ardından gelen "nümîtü" (Biz öldürürüz) fiili, ölümün bir yok oluş veya sistem arızası değil, ilahi iradenin aktif bir kararı ve eylemi olduğunu gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, "mevt" (ölüm) kavramını mutlak bir hiçlik olarak değil, ruhun bedendeki tasarrufunun sona ermesi ve insanın bir halden başka bir hale (ontolojik boyuta) geçişi olarak tanımlar. Allah'ın "öldürmesi", varlığın süresinin dolması ve ilahi yasanın icra edilmesidir.

        Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Sami dillerinin tamamında (örneğin İbranice "mavet", Süryanice "mawtâ") ortak ve kadim bir kullanıma sahip olduğunu belirtir. Ancak Kur'an, İslam öncesi Arap toplumundaki (Cahiliye) ölümü kör ve sağır bir zamana (Dehr) bağlayan fatalist (kaderci) inancı yıkarak, bu eylemi ("Biz öldürürüz") doğrudan Allah'ın bilinçli ve hikmetli iradesine bağlar.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin edebi ve varoluşsal dokusuna inerek, hayat ve ölümün (ihyâ ve imâte) evrensel senfoninin iki ayrılmaz notası olduğunu tahlil eder. Ona göre Kur'an, ölümü trajik bir son olarak değil, varlığın ritmini belirleyen ve ilahi kudretin sınırlarını çizen estetik ve ontolojik bir tamamlanma eylemi olarak sunar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sözlükte "canını almak, hayatına son vermek, öldürmek" anlamına gelen kelimenin, ayette dünya hayatının geçiciliğini ve her canlının sonunun Allah'ın takdiriyle belirlenmiş mutlak bir ecel yasasına (sünnetullah) tabi olduğunu ifade ettiğini belirtir.

        El-Vârisûn (الْوَارِثُونَ)

        Etimolojik kökeni "v-r-s" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir malın, makamın veya durumun bir kimseden diğerine geçmesi, asıl sahipleri yok olduktan sonra geriye kalmak" olduğunu açıklar. Ayette bu kelime, mecazi ve mutlak bir anlam kazanarak, yeryüzündeki tüm varlıklar yok olduktan sonra mülkün tek ve ebedi sahibinin Allah olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "vâris" kavramını, mülk sahipleri dünyadan göçtükten sonra mülkün kendisine kaldığı varlık olarak tanımlar. Evrendeki her şey fani (geçici) olduğu için insanın mülkiyet iddiası bir illüzyondur; gerçek ve yegane varis, hiçbir zaman ölmeyecek olan (Bâkî) Allah'tır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel sisteminde "vâris" kelimesinin Cahiliye dönemi Arap zihnindeki algısını nasıl yıktığını inceler. Kabile toplumunda miras, sadece maddi servetin akrabalar arasında el değiştirmesiydi. Kur'an bu hukuki ve dünyevi terimi alıp onu kozmik bir boyuta taşır: Bütün bir insanlık tarihi ve evren, sonunda asıl sahibine (Allah'a) rücu edecek olan geçici bir emanettir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin felsefi ve kelami derinliğini tahlil eder. Ona göre "vâris" ismi, evrenin bir sonu (fena) olduğu gerçeği ile ilahi zatın sonsuzluğu (beka) arasındaki mutlak ontolojik farkı ortaya koyar. İnsan yeryüzünde sadece bir kiracıdır; zamanın ve mekanın son bulduğu noktada "miras", evrenin yegane sahibine kalacaktır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "mirasçı olanlar, asıl sahiplerinden sonra geriye kalanlar" anlamına gelen kelimenin çoğul formunun ilahi azameti (yüceliği) ifade ettiğini; ayetin bağlamında ise kainattaki bütün canlılar ölüp her şey yok olduğunda baki kalacak ve tüm mülkün mutlak hakimi olacak yegane kudretin Allah olduğunu vurguladığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X