Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 21. Ayet

    وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُۘ وَمَا نُنَزِّلُـهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in min şey-in illâ ‘indenâ ḣazâ-inuhu vemâ nunezziluhu illâ bikaderin ma’lûm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır ve biz oradan indirdiğimizi belirli bir ölçüye göre indiririz."

      Her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır. En doğrusunu Allah bilir ya, bu ifadenin şu anlama gelmesi muhtemeldir: Halkın depoladığı her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır. Yani o hazineler bizim katımızdadır. Yani depoladığımız nesneler var ya, onlar işte bizim katımızdadır, bizim hazinemizdedir.

      Biz oradan indirdiğimizi ancak belirli bir ölçüye göre indiririz. Bu yoruma göre "ve mâ nunezziluhû" (وَمَا نُنَزِّلُهُ) kelimesi, onu biz ancak belli bir ölçüye göre veririz demektir. Yani her ne kadar rızıklar sizin yanınızda depolanmış ve saklanmış olsa da bunların hepsi Allah'ın hazinelerindedir; dilediğine verir, dilediğini mahrum eder.

      Her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır. Bu beyanın şu anlama gelmesi muhtemeldir. Hazineler anlamındaki "hazain (الخزائن) kelimesi malların saklandığı gizli yerler ve saklı mekânlar demektir. En doğrusunu Allah bilir ya, O şöyle diyor: Yerin içinde hiçbir şey ve gizli hazineler yoktur ki onların düzenlenmesi ve bilgisi bizim nezdimizde olmasın. Allah bize haber veriyor ki; hazinelerin düzenlenmesi ve onlara dair bilgi açıktakiler gibidir. Hiçbir şey onun yönetiminin ve bilgisinin dışına çıkmaz, belki bunların hepsi onun bilgisi ve düzenlemesi altında gerçekleşmektedir.

      Her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır. Bu beyan hakkında Hasan-1 Basrî demiştir ki: "Hazâin her şeye hayat veren su kaynakları hakkındaki bilgi katımızdadır, her şey sudan yararlanır. Su bütün her şeyin kaynağıdır, her şeyin varlığı su sayesindedir demektir. O, şöyle demiştir: Görmez misin ki yüce Allah biz onu ancak belirli bir ölçüye göre indiririz buyurmuştur. Allah indirme kelimesini kullanmıştır, o da gökten temiz olarak inen sudur.

      Hasan-1 Basrînin bu söylediği muhtemel bir yorumdur. Fakat tamamı şöyle olmalıdır: Su "hızânededir, hızâne ise suyun saklandığı yer, yani mahzen ve depodur. Suda bir güç ve bir özellik vardır ki yaratıkların canlılığı onun sayesinde gerçekleşir. Yaratıkların menfaatleri sudaki özelliklerde bulunur, suyun kendisinde değil. Görmez misin ki, su ağacın köklerine isabet edince onun yararları ağacın dallarında yukarı kısmında ortaya çıkar. Suda gizli bir güç ve özellik bulunduğu böylece sabit olmuştur. Yaratıklar suyun bu güç ve özelliğinden yararlanır, kendisinden değil. En doğrusunu Allah bilir.

      Hem sözü edilen bu hazineler, rüzgârlar, su, yağmurlar ve diğerleri, onlara karşı delil olarak belirtilen nimetlerdendir. Çünkü yüce Allah bu nimetleri kendisi için değil, aksine onlar için varedip yaratmıştır. Kullar için yaratınca onları başı boş bırakması muhtemel ve mümkün değildir. Yani bu nimetler insanlara emirler vermemesi, yasaklar koymaması ve onları imtihana tabî tutmaması, mükafatla ve ceza ile karşılayacakları bir akıbeti onlar için yaratmaması düşünülemez. İşte bu sebeple bu âyetin sonunda "Ve senin Rabb'in, onları kıyâmette toplayıp bir araya getirecektir" buyurmuştur.

      Ancak belirli bir ölçüye göre. Belirttiğimiz birinci yoruma göre bunun mânası şudur: Yani kullar onu stok edip saklasa da biz onu sadece belli bir ölçüye göre veririz. Ancak belirli bir ölçüye göre meâlindeki söz daha önce geçen bilinen bir ölçü ile indiririz mânasına da gelme ihtimali vardır. Eğer tevil buna göre yapılırsa, var olan ve meydana gelen her şeyin, daha önceki bir kadere göre vuku bulacağına, Allah'ın önceden takdir etmediği hiçbir şeyin de var olmayacağına işaret eder. Yahut ancak belirli bir ölçüye göre indiririz anlamındaki beyan sınırlandırılmış bilinen bir ölçü ile indiririz, belirsiz bir şekilde indirilmez, belki bilinen ve belirli bir miktarda indirilir demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Şey'in (شَيْءٍ)

        Etimolojik kökeni "ş-y-e" (dilemek, istemek) köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dilemek, irade etmek" olduğunu belirtir. Varlık sahnesine çıkan her nesne, ilahi bir iradenin (meşietin) sonucu olduğu için Arapçada var olan, bilinen ve hakkında haber verilebilen her "şeye" bu isim verilmiştir. Ayetteki kullanımıyla bu kelime, evrendeki istisnasız tüm nesneleri, rızıkları, olayları ve potansiyelleri kapsayan en geniş ontolojik kategoridir.

        Râgıb el-İsfahânî, "şey" kavramını varlığın en genel ve kapsayıcı terimi olarak tanımlar. Ona göre bu kelime hem maddi varlıkları hem de soyut durumları içerir. Ayetin bağlamında "hiçbir şey yoktur ki" şeklindeki mutlak ve kapsayıcı giriş, evrendeki en küçük zerrelerden devasa galaksilere kadar her türlü varlığın ve rızkın ontolojik kökenini tek bir merkeze (Allah'a) bağlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık felsefesini incelerken bu kelimenin evrensel kuşatıcılığına dikkat çeker. Ona göre ayette "şey" (fiziksel ve somut olan) ile "hazâin" (metafiziksel ve soyut olan potansiyel) arasında kurulan bağ, İslam'ın temel dünya görüşünü özetler: Gözle görülen (içkin) alemdeki her "şey", görünmeyen (aşkın) alemdeki ilahi kaynağın bir tezahürüdür ve O'na mutlak anlamda bağımlıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "nesne, var olan, mevcut" anlamlarına gelen kelimenin, kelam ilminde Allah'ın iradesiyle yaratılmış olan her türlü mevcudu ifade ettiğini; ayette ise kainattaki istisnasız tüm rızıkların ve varlık formlarının ilahi kudretin envanterinde bulunduğunun altını çizdiğini kaydeder.

        Hazâinuhû (خَزَائِنُهُ)

        Etimolojik kökeni "h-z-n" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi toplamak, biriktirmek, koruma altına almak ve saklamak" olduğunu ifade eder. Kıymetli eşyaların, rızıkların veya sırların korunduğu, dışarıya kapalı güvenli mekanlara bu kökten türeyerek "hazîne" (çoğulu hazâin) denmiştir. Ayette bu kelime, Allah'ın tükenmez kudretini, sonsuz rızık kaynaklarını ve yaratma potansiyelini ifade eden ihtişamlı bir metafordur.

        Râgıb el-İsfahânî, "hazîne" kavramını, malların veya nimetlerin dağıtılmadan önce biriktirilip muhafaza edildiği yer olarak tanımlar. Ona göre ayetteki "O'nun hazineleri" vurgusu, fiziksel depoları değil; her şeyin varlık sahnesine çıkmadan önce Allah'ın ilminde, kudretinde ve iradesinde sonsuz bir imkan (kuvve) halinde bulunmasını sembolize eder.

        Arthur Jeffery, kelimenin kökeni bağlamında, "hazîne" (hazine/depo) sözcüğünün Arapçaya muhtemelen Aramice/Süryanice'deki "gazzâ" veya Farsçadaki "ganj/gazn" (kraliyet hazinesi) kelimelerinden ödünçlenerek, dini ve idari bir terim olarak yerleştiğini savunur. Kur'an, bu ihtişamlı kraliyet mecazını kullanarak, mutlak mülkiyetin ve evrensel zenginliğin yegane sahibinin Allah olduğunu vurgular.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin felsefi ve tasavvufi derinliğini tahlil eder. Ona göre "hazâin", ilahi potansiyelin (kuvvenin) sonsuzluk boyutudur. Varlık dünyasındaki her şey sınırlıdır; ancak o şeyin Allah katındaki kaynağı, potansiyeli ve arketipi (hazinesi) sonsuzdur. Ayet, insanın sınırlı olana değil, o sınırları var eden sonsuz kaynağa (hazinelerin sahibine) yönelmesi gerektiğini ontolojik bir dille ihtar eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "depolar, kasalar, hazineler" anlamına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Allah'ın kudretinin sınırsızlığını, mülkünün genişliğini, evrendeki her türlü nimetin, rızkın ve tabiat olayının asıl kaynağının (deposunun) ilahi irade olduğunu ifade ettiğini belirtir.

        Nünezziluhû (نُنَزِّلُهُ)

        Etimolojik kökeni "n-z-l" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yukarıdan aşağıya inmek, yüksek bir makamdan daha aşağı bir konuma gelmek" olduğunu belirtir. Tef'il babındaki "nünezzilü" (biz indiririz) formu, eylemin tek seferlik ve anlık bir düşüş olmadığını; aksine planlı, aşamalı, sürekli ve failin (Allah'ın) doğrudan kontrolünde gerçekleşen bir indirme (tenzil) işlemi olduğunu gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, "inzal" (bir defada toptan indirme) ile "tenzil" (peyderpey, aşama aşama indirme) arasındaki anlamsal farka dikkat çeker. Ona göre ayette "nünezzilü" fiilinin kullanılması, Allah'ın sonsuz hazinelerindeki potansiyeli bir anda yeryüzüne boşaltmadığını; her nimeti (yağmuru, rızkı, hayatı) zamanı geldikçe, ihtiyaç miktarınca ve hikmetle aşama aşama varlık sahnesine çıkardığını ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, bu fiilin ontolojik boyutunu inceler. Ona göre "indirme" (nüzul) eylemi, sadece gökten yere yağan fiziksel yağmuru değil; aşkın (metafizik) alemdeki görünmez potansiyelin (hazinelerin), içkin (fiziksel) aleme geçiş yaparak somutlaşması sürecini ifade eder. Bu, ilahi iradenin evreni an be an yaratmaya ve beslemeye devam ettiğini gösteren dinamik bir eylemdir.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın "tenzil" kavramını genellikle vahyin peyderpey indirilmesi süreci için kullandığına, ancak bu ayette aynı fiilin tabiat olayları (rızıklar, yağmur vs.) için kullanıldığına dikkat çeker. Ona göre bu kullanım, Kur'an'ın evren tasavvurunda "doğanın işleyişi" ile "vahyin inişi" arasında ontolojik bir paralellik kurar; her ikisi de ilahi rahmetin insanlık alemine aşamalı "inişidir."

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "indirmek, yollamak" anlamına gelen kelimenin, ayette Allah'ın kendi katındaki sonsuz nimetleri, rızıkları ve varoluş imkanlarını yeryüzüne, canlıların istifadesine sunacak şekilde periyodik ve bilinçli olarak göndermesini nitelediğini kaydeder.

        Kaderin (بِقَدَرٍ)

        Etimolojik kökeni "k-d-r" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin ulaştığı nihai sınır, ölçü, miktar ve bir şeyi belirli bir orana göre ayarlamak/değerlendirmek" olduğunu belirtir. Ayette, sonsuz hazinelerden indirilen nimetlerin rastgele, kaotik veya ölçüsüz bir şekilde değil; tam bir hassasiyetle, belirli bir kapasiteye ve sınıra (kadere) tabi tutularak yeryüzüne aktarıldığı ifade edilir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kader" kavramını, bir şeyin ne eksik ne de fazla olacak şekilde, tam hikmetin gerektirdiği miktarda, zamanda ve özelliklerde var edilmesi olarak tanımlar. Ona göre ilahi hazineler sonsuzdur; ancak onların yeryüzündeki tezahürü (indirilişi), yeryüzünün ve canlıların taşıyabileceği "ölçüyle" (kader) sınırlandırılmıştır. Eğer bu sınırlandırma olmasaydı, sınırlı olan yeryüzü sonsuzluk karşısında helak olurdu.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ekolojik ve teolojik bağlamını tahlil eder. Ona göre bu ayetteki "kader", fatalist (kaderci) bir alın yazısından ziyade, evrendeki deterministik yasaları, fiziksel ince ayarı ve "ekolojik dengeyi" ifade eder. Yağmurun damla sayısı, bitkilerin büyüme oranı, rızıkların dağılımı gibi her süreç, yaşanabilir bir dünyanın devamı için muazzam bir matematiksel "oran/ölçü" (kader) ile dizayn edilmiştir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ve estetik dokusuna odaklanır. Ona göre "kader", varlığın form kazanması, şekle girmesidir. Mutlak sonsuzluk formsuzdur; ilahi irade, o sonsuzluğu varlık sahnesine (yeryüzüne) çıkarırken ona bir sınır, bir ritim, bir "ölçü" (kader) giydirir. Böylece kaos engellenir ve kosmos (güzellik, ahenk, düzen) ortaya çıkar. Kader, ilahi sanatın evrendeki estetik sınırıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "ölçü, miktar, oran" anlamlarına gelen kelimenin, Kur'an terminolojisinde Allah'ın evrendeki her şeyi eşsiz bir plan, ahenk, değişmez yasalar ve belirli fiziki/biyolojik ölçüler dahilinde yaratmasını (kader) ifade ettiğini belirtir.

        Ma'lûm (مَّعْلُومٍ)

        Etimolojik kökeni "a-l-m" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin hakikatini, mahiyetini idrak etmek, onu bilmek ve ayırt edici bir işaret koymak" olduğunu ifade eder. İsm-i mef'ul (edilgen) kalıbındaki "ma'lûm" kelimesi, sınırları ve mahiyeti önceden bilinen, kesinleşmiş ve açıkça belirlenmiş olan şeyi ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "sınırları ve özellikleri Allah'ın ilminde kuşatılmış olan" şeklinde tanımlar. Ayette "ölçü" (kader) kelimesini niteleyen bu sıfat, evrendeki fiziksel ve biyolojik ölçülerin (örneğin yağmurun miktarının) kör tesadüflerle değil, Allah'ın mutlak ve ezelî ilmiyle tam olarak "bilinerek", hesaplanarak ve planlanarak belirlendiğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu, kavramın teolojik çerçevesini çizerken, "bilinen bir ölçü" (kaderin ma'lûm) tamlamasının evrenin teleolojik (gaye ve amaç barındıran) yapısına işaret ettiğini belirtir. İlahi indirme eylemi (nüzul), bilinçsiz bir doğa gücü değil; arkasında Alîm (Her Şeyi Bilen) sıfatının yer aldığı, son derece şuurlu, her damlası, her zerresi "hesaplanmış ve bilinen" (ma'lûm) kozmik bir rızıklandırma programıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "bilinen, belirli, tayin edilmiş" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında yeryüzüne inen her nimetin ve her yaratılış unsurunun, Allah katında önceden kaydedilmiş, ne eksik ne fazla, kusursuzca hesaplanmış bir ilahi bilgiye (ilme) dayandığını ifade ettiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X