Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 19. Ayet

    وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vel-arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veenbetnâ fîhâ min kulli şey-in mevzûn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik, orada ölçüleri belli her türden ürünler bitirdik."

      Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik. Başka bir âyette yüce Allah şöyle buyurdu: "Yeryüzüne, sakinlerini sarsmasın diye sağlam dağlar yerleştirdik; kolayca yollarını bulabilsinler diye orada vadiler ve yollar açtık". Bundan dağları kastediyor. Bu ifadenin zâhirine göre sanki yer sallanıp üzerinde bulunanları yere meylettiriyor, bu sebeple Allah yeri dağlarla sabitlemiştir. Böyle olmazsa yerin tabiatı yukarıdan aşağı doğru iniştir. Bunun gibi dağların tabiatı da alçalma ve aşağıya doğru inmektir. Ancak yüce Allah, lütfuyla tabiatı aşağıya doğru iniş olan yeri, aynı şekilde tabiatı yukarıdan aşağıya doğru iniş olan dağlarla sabitledi ki böylece Allah'ın lütuf ve kudreti bilinsin. Biz bunu daha önce de belirtmiştik.

      Orada ölçüleri belli her türden ürünler bitirdik. Bazıları şöyle demiştir: Yani dağlarda ölçüyle belirlenmiş olan her şey vardır. Yani altın, gümüş, demir, kalay ve benzeri yerden çıkarılan her şey ölçülü olarak orada vardır. Bu yorum doğru değil gibidir. Çünkü altın, gümüş ve demir için bitkiler ve yerde biten maddeler için söylenildiği gibi, yerde bitirildi denilmez; aksine altın, gümüş ve demir için: "Biz orada yarattık, orada yerleştirdik" gibi ifadeler kullanılır. Bazıları şöyle demiştir: Orada bitirdik. Yani yerde her renkten ölçüleri belli olan bitkiler bitirdik. Yani bilinen, ölçüleri belli olan bitkiler demektir. Nitekim yüce Allah, "Biz yağmuru ancak belli bir ölçü ile indiririz" buyurmuştur. Yani cahillerin yaptıkları gibi, düzenleme yapmaksızın, ölçüsüz ve kabataslak değil. En doğrusunu Allah bilir. Bunun, ziraat ürünlerini sonunda ölçülü olacak şekilde yerde bitirdik mânasına gelme ihtimali de vardır. En doğrusunu Allah bilir.

      Orada ölçüleri belli her türden ürünler bitirdik. Yani bütün yaratılmışlar bir araya gelseler, yerden ilk çıkışında, bir saniyede, göz açıp kapayacak kadar bir vakitte, büyüyen ve çoğalan bitkilerin miktarını insanlar bilemezler. Bunlar Allah katında bellidir, miktarı da biliniyor. Bilinmelidir ki bunlar Allah'ın lütfu, düzenlemesi, kudreti, bilgisiyle olmaktadır, bunların hepsinin düzenleyicisi ve yöneticisi de birdir, değişmez ve farklılık göstermez. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        El-Arz (الْأَرْضَ)

        Etimolojik kökeni "e-r-d" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "alt kısım, taban, ayak basılan yer ve aşağıda olan şey" olduğunu belirtir. Bu ayette kelime, önceki ayetlerde bahsedilen yüksek ve aşkın "gökyüzü" (semâ) kavramının ontolojik ve fiziksel zıddı olarak, insanın üzerinde yaşadığı yeryüzünü, somut dünyayı ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "arz" kavramını göğün karşısında konumlandırır ve buranın sadece fiziksel bir toprak parçası değil, aynı zamanda canlıların barınması, beslenmesi ve hayatlarını sürdürebilmesi için özel olarak tasarlanmış bir "döşek/karargah" olduğunu vurgular.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kozmolojik dilini tahlil ederken, ayetteki "arz" kelimesinin modern bilimdeki nötr bir "gezegen" kavramından çok farklı olduğuna dikkat çeker. Ona göre Kur'an'da yeryüzü, insanın ahlaki serüvenini ve varoluşsal dramını sahnelemesi için ilahi irade tarafından özenle "döşenmiş ve donatılmış" (furnished) devasa ve anlamlı bir sahnedir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde yeryüzünün sadece bir mekan olmadığını; üzerindeki dağlar, bitkiler ve ekolojik denge ile birlikte Allah'ın yaratıcı kudretini (rububiyet) ve rahmetini gösteren devasa bir "ayetler" (işaretler) bütünü olduğunu inceler.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yer, yeryüzü, toprak" anlamına gelen kelimenin, Kur'an'da genellikle gökler (semâvât) ile birlikte anıldığını ve Allah'ın eşsiz yaratma gücünün, insanın hizmetine sunulmuş en büyük tecellilerinden biri olarak sunulduğunu kaydeder.

        Medednâhâ (مَدَدْنَاهَا)

        Etimolojik kökeni "m-d-d" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "çekip uzatmak, yaymak, genişletmek ve bir şeye ekleme yapmak" olduğunu ifade eder. Ayetteki "onu yaydık" şeklindeki eylem, yeryüzünün engebeli, yaşanmaz ve dar bir alan olmaktan çıkarılıp, canlıların üzerinde rahatça hareket edebileceği, tarım yapabileceği ve yayılabileceği geniş bir düzlem haline getirilmesini anlatır.

        Râgıb el-İsfahânî, "medd" kavramını bir şeyi kendi doğasına uygun bir şekilde genişletmek ve uzatmak olarak tanımlar. Ona göre yeryüzünün yayılması, onun dümdüz bir tepsi olduğu anlamına gelmez; aksine dağlara ve vadilere rağmen insanın yaşam alanının ufuklara kadar genişletilmiş ve yaşama elverişli bir esnekliğe kavuşturulmuş olmasıdır.

        Toshihiko Izutsu, fiilin "biz yaydık" formundaki birinci çoğul şahıs kullanımına odaklanır. Ona göre bu kullanım, kaotik ve biçimsiz maddenin, bizzat ilahi iradenin aktif bir müdahalesiyle kosmos'a (düzenli ve yaşanabilir bir evrene) dönüştürülme sürecini yansıtır. Yeryüzü kendi kendine yayılmamış, ilahi bir mimariyle insanın hizmetine "serilmiştir."

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "uzatmak, sermek, yaymak" anlamlarından hareketle, ayetin bağlamında yeryüzünün insanların ve diğer canlıların barınması, rızkını temin etmesi ve hayatını sürdürmesi için en ideal fiziksel koşullarda hazırlandığını ifade ettiğini belirtir.

        Elkaynâ (وَأَلْقَيْنَا)

        Etimolojik kökeni "l-k-y" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyle karşılaşmak, yüz yüze gelmek, bir nesneyi bir yere bırakmak veya fırlatıp atmak" olduğunu belirtir. İf'al babındaki (ilkâ) formuyla bu fiil, ayette dağların yeryüzüne sıradan bir şekilde değil, ilahi bir kasıtla, belirli bir dengeyi sağlamak üzere yukarıdan veya dışarıdan güçlü bir şekilde "yerleştirildiğini, bırakıldığını" ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "ilkâ" kavramını bir şeyi tasarlayarak veya belirli bir amaca matuf olarak bir yere koymak şeklinde tahlil eder. Bu ayetteki bağlamıyla fiil, dağların yeryüzündeki varlığının tesadüfi bir jeolojik oluşumdan ziyade, yeryüzünün sarsılmasını önlemek amacıyla ilahi kudret tarafından "dökülmüş/konulmuş" ağırlıklar olduğunu sembolize eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "atmak, bırakmak, yerleştirmek" anlamlarına gelen kelimenin, ayette Allah'ın yeryüzündeki jeolojik dengeyi sağlamak üzere büyük dağ kütlelerini adeta birer dengeleyici unsur olarak var etmesini ve yeryüzüne sabitlemesini anlattığını kaydeder.

        Revâsiye (رَوَاسِيَ)

        Etimolojik kökeni "r-s-v" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin sabit kalması, yerinden oynamaması, ağırlaşması ve sağlam bir şekilde oturması" olduğunu açıklar. Geminin demir atıp dalgalara karşı sabit kalmasına da bu kökten hareketle "irsâ" denir. Ayette bu kelime, yeryüzünü sarsıntılardan koruyan, adeta gemi çapası gibi yere sağlamca tutunmuş ulu ve ağır dağları nitelemektedir.

        Râgıb el-İsfahânî, "râsiye" kelimesinin çoğulu olan bu lafzı, "ağırlıkları sebebiyle yeryüzünde sabit duran ve yeri sabitleyen devasa dağlar" olarak tanımlar. Ona göre dağların "cibal" kelimesi yerine bu sıfatla anılması, onların fiziksel şekillerinden ziyade ekolojik ve jeolojik işlevlerine (dengeyi sağlamalarına) yapılan güçlü bir atıftır.

        Theodor Nöldeke, Kur'an'ın edebi ve poetik dilini incelerken "revâsi" kelimesine dikkat çeker. Ona göre Kur'an, göçebe Arabın zihnindeki "hareket eden ve sarsılan her şeyin bir ağırlıkla sabitlenmesi gerektiği" fikrini muazzam bir kozmik metafora dönüştürür. Dağlar, sürekli hareket halindeki yeryüzü gemisini sabit tutan devasa ilahi demirler (çapalar) olarak kurgulanır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ayetteki ekolojik ve hikmet boyutunu tahlil eder. Ona göre bu kelime, ilahi sanatın evrendeki ince ayarına (fine-tuning) işaret eder. Dağlar sadece görsel birer heybet unsuru değil; yerkabuğunun dengesini sağlayan, su kaynaklarını depolayan ve rüzgarlara yön veren ontolojik kazıklar (revâsi) olarak tasarlanmıştır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "sabit olanlar, ağır basanlar" anlamına gelen kelimenin, Kur'an terminolojisinde yeri sarsıntıdan koruyan, kökleri derinlerde olan sabit ve ulu dağları ifade ettiğini belirtir.

        Enbetnâ (وَأَنْبَتْنَا)

        Etimolojik kökeni "n-b-t" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "yarıp çıkmak, filizlenmek, topraktan bitmek ve büyümek" olduğunu ifade eder. İf'al babında (inbât) kullanılan bu fiil, bitkilerin kendi kendilerine değil, bizzat ilahi iradenin toprağı canlandırması, tohuma büyüme emri vermesi ve "bitirmesi" neticesinde ortaya çıktıklarını gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nebat" kavramını topraktan çıkan, gelişen ve besin kaynağı olan her türlü bitki olarak tanımlar. Ona göre ayette "biz bitirdik" fiili, cansız ve kuru toprağın (arzın), Allah'ın müdahalesiyle nasıl muazzam bir yaşam atölyesine dönüştüğünü ve canlılar için bir rızık kaynağı haline geldiğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel sisteminde "inbât" (bitkileri yeşertme) fiilinin sıradan bir botanik olayı olmadığını tahlil eder. Ona göre bu eylem, Kur'an'da ölü topraktan hayat fışkırmasını temsil eden ve eskatolojik (ahirete dair) "diriliş" (ba's) inancının rasyonel ve görsel kanıtı olarak sunulan en temel doğa ayetlerinden biridir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yetiştirmek, yeşertmek, filizlendirmek" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında yeryüzündeki bitki örtüsünün, ormanların ve ekinlerin Allah'ın yaratma kudreti, rahmeti ve ekolojik dizaynı sayesinde vücut bulduğunu kaydeder.

        Mevzûn (مَوْزُونٍ)

        Etimolojik kökeni "v-z-n" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi ölçmek, tartmak, iki şey arasındaki dengeyi bulmak ve değerini belirlemek" olduğunu belirtir. Ayette yeryüzünde bitirilen her şeyin "mevzûn" (ölçülü/dengeli) olması, tabiatta hiçbir şeyin rastgele, eksik, fazla veya kaotik olmadığını; her canlı türünün hassas bir teraziyle tartılmışçasına mükemmel bir ekolojik orantıya sahip olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "vezn" kavramını salt fiziksel bir tartma işleminden öte, "bir şeyin miktarını, ölçüsünü ve hikmetini belirlemek" olarak açıklar. Bu ayetteki bağlamıyla "mevzûn", yeryüzündeki bitkilerin, madenlerin ve rızıkların ne insanlığı iflas ettirecek kadar az ne de yeryüzünü yaşanmaz kılacak kadar kontrolsüz çoklukta olduğunu; her şeyin ilahi bir hikmetle "oranlandığını" gösterir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ve estetik dokusuna inerek, tabiatın kaos değil bir "kosmos" (güzellik ve düzen) olduğunu tahlil eder. Ona göre bu ayetteki "mevzûn" sıfatı, varlığın müziğidir. Yeryüzünde yeşeren her bitki, her renk, her tür, evrensel senfoninin tam kararında (tartılı) ve ahenkli bir notasıdır. İlahi sanat, "vezinsiz" (ölçüsüz/çirkin) hiçbir şey yaratmamıştır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Kur'an'ın doğa felsefesi bağlamında okur. Ona göre yeryüzünde her şeyin "mevzûn" (belirli bir ölçü ve dengeyle) yaratılması, modern çağın da en çok ihtiyaç duyduğu "ekolojik denge" fikrinin teolojik temelidir. Ayet, tabiatta kendi kendine yeten, israfı ve yok oluşu engelleyen muazzam bir ilahi ölçünün varlığını deşifre eder; tabiat kör bir mekanizma değil, hassas bir terazidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "tartılmış, ölçülü, dengeli ve ahenkli" anlamlarına geldiğini; Kur'an'ın bu kavramla yeryüzündeki ekosistemin, besin zincirinin ve biyolojik çeşitliliğin kusursuz bir uyum, miktar ve ilahi takdir çerçevesinde var edildiğini güçlü bir şekilde vurguladığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X