Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 9. Ayet

    اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnâ nahnu nezzelnâ-żżikra ve-innâ lehu lehâfizûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kesin olarak bilesiniz ki bu Kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz."

      Bu zikri kuşkusuz biz indirdik. Yani Kur'ân'ı biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz. Öyle ki "Asılsız bir şey ona ne önünden ne arkasından yaklaşabilir". Allah'ın korumasını kendi üzerine alması sebebiyle, sayıları çok olmasına rağmen, isyan ve taşkınlık yapanlardan hiçbiri, Kur anın indiği zamandan beri onda itiraz ve tenkit noktası bulma gücüne sahip olamamışlardır. Bu durum Kur'an'ın gökten (Allah katından) geldiğini ve korunmuş olduğunu göstermektedir. Bazıları onu koruyan da yine biziz cümlesini, Hz. Muhammed'i (a.s.) koruyacağız şeklinde yorumlayarak, yani biz onu kendisine indirilen Kur'an sayesinde koruyacağız demişlerdir. Nitekim yüce Allah şöyle demiştir: "Allah seni insanlardan koruyacaktır"; "Şayet ben yanlış yolda isem bunun vebali banadır". Hz. Peygamber'in bile ancak ilâhî vahiy sayesinde doğru yolu bulabileceğini Allah haber vermiştir. Buna göre Allah, kendisine indirdiği Kuran sayesinde Hz. Peygamber'i (s.a.) koruyor. Buradaki zikir (الذكر) kelimesinin peygamberlik anlamına gelme ihtimali de vardır. Yani peygamberliği biz indirdik ve onu, yani elçiyi risâlet ve nübüvvet görevi karşılığında koruyacağız.

      Yorumu Yorumla

      • Mehmet Âkif Ersoy
        • 2020
        • 51

        #4
        “Kur’an’ı biz indirdik, biz; onu muhafaza edecekler de elbette yine biziz.”

        DİNİMİZLE YAŞAYACAĞIZ

        (Bu tefsir yazısı, Balkan Harbi facialarının ardından kaleme alınmıştır.)


        “Müslümanların istikbali yoktur; Müslümanlık günün birinde yıkılıp gidecektir” diyenler, eğer o tasavvur ettikleri elîm akıbeti sevine sevine karşılayacak birtakım esâfil ise, kendilerine hiçbir şey demeyiz.

        Yok, öyle değil de, bu sözler hakîkî dindaşlarımızın hasbihâl-i giryânı ise: Onlara da, “Yukarıki âyet-i celîleyi tekrar tekrar okuyun” deriz.

        Allah’ın sözü var, ama bizde ümid yok!

        Görüyorsunuz ki: Allahü Zü’lcelâl, Kur’an’ın ebediyetini en kavî te’kidlerle va’d buyuruyor. Va’d-i ilâhîde hulf tasavvuru kābil midir?

        Pek a’lâ! Kur’an’ı muhafaza İslâm’ı; İslâm’ı muhafaza ise Müslümanları muhafaza demek değil midir?

        Müslümanların yokluğunu tasavvur edersek Kur’an’ın yeryüzünde yaşamasına imkân düşünebilir miyiz?

        O halde bu kadar ye’is, bu kadar fütur neden îcab ediyor? Cemaat-i müslimîne rûh-i gayret, rûh-i şehâmet, rûh-i emel, rûh-i azim, rûh-ı faaliyet nefh edecek sîneler, vâ esefâ ki o nefhadan külliyen mahrum!

        Ümitsizlik, imansızlıktır

        Zaten cihân-ı İslâm’ı şu ağlanacak hale getiren sebeb ukalâ-yı müslimînin ye’sinden başka bir şey değildir ki düşünülürse, bu da imandaki za’fı, daha doğrusu hiçliği gösterir.

        İmanı sağlam bir mü’min, böyle bir va’d-i ezelî karşısında, nasıl olur da revh-i ilâhîden ümidini kesebilir? Eğer bizim o kahraman eslâfımız da biz ruhda, yani biz ruhsuzlukta birtakım mahlûklar olaydı, emânet-i kübrâ-yı din elbette bugün başka ellerde bulunurdu.

        Allah aşkına olsun artık gözümüzü açalım; artık kendimize gelelim; artık asırlardan beri elimizi kolumuzu kıskıvrak bağlayan şu mel’un ye’si kahredip kendimizi kurtaralım.

        El ele, baş başa vererek çalışalım.

        “Biz bu din-i ilâhîyi yaşatacağız. Bu din-i ilâhî bizi ebediyyen yaşatacaktır” diyelim de bu iman ile, bu itmî’nan ile geceli gündüzlü uğraşalım.

        Halk kötü de, okumuşlar çok mu iyi!

        Havasdan geçinenlerimiz avâmı atâletle, cehâletle, miskincesine bir kanaatle büsbütün çığırından çıkmış bir tevekkülle itham ediyorlarken, kendilerinin de serâpâ levs-i ye’s ile âlûde olduklarını hiç düşünmüyorlar!

        İnsaf edilirse, ye’isden büyük sâik-i atâlet, ye’isden yaman delîl-i zillet, ye’isden fena delîl-i meskenet mi olur?

        Bizde evvelâ ye’is mi meskenetten doğdu; yoksa meskenet mi ye’isden peyda oldu? Suret-i kat’iyede kestirilemezse de asırlardan beri cemaatın ruhunu kemiren, iliklerini kurutan maraz-ı ictimaînin ye’isden, azimsizlikten ibaret olduğu pek sarîh olarak görülür.

        Gençlere yanlış telkin

        Milletin, memleketin âtîsi olmadığı için kendini beyhûde üzmeyerek vaktini hoşça geçirmenin yoluna bakmak...

        İşte yaşını başını almışların gençlere öteden beri tavsiye ettikleri düstûr-ı hareket!

        Yorumu Yorumla

        • Etimolog
          • 2025
          • 6236

          #5
          Nezzelnâ (نَزَّلْنَا)

          Etimolojik kökeni "n-z-l" köküne dayanır.

          İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yukarıdan aşağıya inmek, bir yere konaklamak veya yerleşmek" olduğunu belirtir. Ayetteki "nezzelnâ" fiili, çoğul birinci şahıs (biz) formuyla ilahi azameti ve vahyin doğrudan Allah'ın iradesi tarafından, aşama aşama yeryüzüne indirilişini ifade eder.

          Râgıb el-İsfahânî, "tenzil" kavramının "inzal"den (bir kerede toptan indirme) farklı olarak vahyin olaylara, ihtiyaçlara ve zamana yayılarak peyderpey indirilmesi anlamına geldiğini vurgular. Bu ayetteki bağlamıyla fiil, Kur'an'ın tarihi süreç içindeki dinamik, toplumu adım adım inşa eden ve eğiten sürekli yapısına dikkat çeker.

          Angelika Neuwirth, bu kelimenin Kur'an'ın formasyon sürecindeki önemine değinerek, "tenzil"in durağan bir yazılı metinden ziyade, canlı, işitsel ve tarihsel bağlam içinde gerçekleşen aktif bir "sözlü iletişim ve tebliğ" (recitation) sürecini yansıttığını analiz eder.

          Toshihiko Izutsu, fiilin anlambilimsel çerçevesini çizerken, "nüzul" kavramının aşkın (müteâl) olan ilahi iradenin, içkin (dünyevi) alana, yani insanlık tarihine dikey ve doğrudan bir müdahalesi olduğunu belirtir. Şeddeli kullanım (tenzil), bu müdahalenin ontolojik ağırlığını ve ciddiyetini pekiştirir.

          Diyanet İslam Ansiklopedisi, dini terminolojide vahyin peygambere ulaştırılması sürecini ifade ettiğini, ayetteki "Biz indirdik" vurgusunun ise vahyin kaynağına dair her türlü beşeri müdahale, şairlik veya cin fısıltısı iddiasını kesin bir dille reddeden ilahi bir meydan okuma olduğunu kaydeder.

          Ez-Zikr (الذِّكْرَ)

          Etimolojik kökeni "z-k-r" köküne dayanır.

          İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi anımsamak, hatırda tutmak ve onu dil ile telaffuz etmek" gibi temel anlamları barındırdığını belirtir. Bu ayette "zikr", doğrudan Kur'an'ın özel ismi olarak kullanılmış olup, onun insanlığa unuttuğu yaratılış gayesini ve ebedi hakikatleri hatırlatan temel işlevini sembolize eder.

          Râgıb el-İsfahânî, kavramı bilginin kalpte/zihinde hazır bulunması ve gafletin (unutkanlığın) zıddı olarak tanımlar. Ona göre vahyin bu ayette "zikr" olarak adlandırılması, metnin ontolojik amacının insanı varoluşsal bir uyanışa sevk eden sürekli bir ilahi uyarı ve ihtar olmasındandır.

          Arthur Jeffery, kelimenin dini bir terim olarak ("kutsal metin" veya "ilahi uyarı") gelişiminde, Aramice ve Süryanicedeki "dukhrana" (litürjik anma, hatırlatıcı metin) kavramıyla anlamsal bir etkileşim içinde olduğunu savunur. Ancak bu ayette kelimenin tamamen İslami bir muhtevaya bürünerek bizzat Kur'an'ın kendisine dönüştüğünü ifade eder.

          Theodor Nöldeke, "Zikr" kelimesinin Kur'an'ın kendisine verdiği en otantik isimlerden biri olduğunu belirtir. Nöldeke'ye göre bu ayette metin, salt hukuki bir yasalar bütünü olmaktan ziyade, insanı ahlaki ve teolojik bir farkındalığa çağıran güçlü bir "öğüt ve uyarıcı" (admonition) hüviyeti taşır.

          Christoph Luxenberg, bu kelimenin Süryani-Arami kilise geleneğindeki "okuma parçası" (keryana/dukhrana) konseptiyle yakından bağlantılı olduğunu ve metnin ibadet kastıyla, aslına sadık kalınarak korunması gereken bir litürji olduğuna işaret ettiğini iddia eder.

          Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal derinliğine inerek, bu ayette "Zikr"in indirilmesinin insanın yeryüzündeki trajik unutkanlığına (nisyan) karşı ilahi bir panzehir, hakikate dair kozmik bir hafıza tazeleme eylemi olduğunu felsefi bir dille vurgular.

          Hâfizûn (لَحَافِظُونَ)

          Etimolojik kökeni "h-f-z" köküne dayanır.

          İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi korumak, gözetmek, kaybolmasını veya bozulmasını engellemek" olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımıyla kelime, ilahi mesajın metinsel ve anlamsal bütünlüğünün her türlü tahrifattan (değiştirilmeden) korunacağını bildiren mutlak bir taahhüttür.

          Râgıb el-İsfahânî, "hıfz" kavramını, bir nesnenin formunu, yapısını ve manasını dış müdahalelere karşı muhafaza etmek olarak tanımlar. İsm-i fail (yapan) kalıbının çoğul formuyla "hâfizûn" şeklinde gelmesi ve başındaki tekit (pekiştirme) harfi olan "lam"ın bulunması, koruma eyleminin bizzat Allah'ın kudreti altında kesintisiz bir şekilde devam ettiğini gösterir.

          Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin Kur'an tarihi ve tefsir usulü açısından önemini incelerken, bu ayetin Kur'an'ın metinleşme (cem ve istinsah) sürecindeki ilahi garantisi olduğunu analiz eder. Ona göre önceki kutsal kitapların tarihsel süreçte tahrife uğraması olgusuna karşın, Kur'an'ın lafzının harfiyen korunacağına dair bu kelime, İslam vahyinin en belirgin teolojik argümanıdır.

          Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kelami yapısını tahlil ederken, "koruyucular" ifadesinin metnin ontolojik dokunulmazlığını sağladığını belirtir. Ayette, vahyin indirilmesiyle (nüzul) korunması (hıfz) arasındaki sarsılmaz bağ, mesajın tarihin yıkıcı etkilerine karşı bizzat göndericisi tarafından zırhlandığını ve aslına uygunluğunu yitirmeyeceğini gösterir.

          Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "koruyanlar, gözetenler" anlamına gelen bu kelimenin, ayetin bağlamında Kur'an lafzının eksilme, artma veya değiştirilme (tahrif) tehlikelerine karşı kıyamete kadar ilahi bir teminat altına alındığını açık, kesin ve şüpheye yer bırakmayan bir dille ifade ettiğini kaydeder.

          Yorumu Yorumla

          İşleniyor...
          X