مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
"Hiçbir ümmet kendi ecelini ne öne alabilir ne de erteleyebilir"
Hiçbir ümmet kendi ecelini ne öne alabilir ne de erteleyebilir. Yani hiçbir ümmet, Allah'ın bir kavmi helâk etmek için belirlediği sürenin önüne geçemez ve bu süreyi tehir de edemez. Tıpkı şu âyette belirtildiği gibi: "Ne bir saat geciktirilirler, ne de bir saat öne alınırlar" . Yani Allah'ın belirlediği saati ne geciktirebilirler, ne de öne alabilirler. Bu âyet Mûtezile'nin söylediği şu sözün yanlışlığını ortaya koyar: Allah yaratıkları için eceller belirler, sonra başka biri gelir Allah'ın belirlediği ecel gelmeden önce bu kişiyi öldürür. Oysa yüce Allah şöyle buyuruyor: "Onlar ne bir saat tehir edilirler, ne de bir saat öne alınırlar." Yine Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Senden azabın acele verilmesini isterler, belirlenmiş ecel olmasaydı, azap onlara gelirdi". Allah, eğer onlara belirlenmiş bir süre koymasaydı onlara azabın geleceğini haber vermiştir. Oysa yüce Allah vâdettiği belirli süreye riâyet edeceği sözünü vermiştir. Mûtezile'nin sözüne göre Allah, vâdini yerine getirme imkânına sahip değildir. Çünkü bir insan gelip o şahsı öldürür, Allahın vâdini yerine getirmesine engel olur. Bu durum ise acizliktir ve vâdinden caymaktır. Sözde israfa dalmaktan ve haktan uzaklaşmaktan Allaha sığınırız.
Yorumu Yorumla
-
Tesbiku (تَسْبِقُ)
Etimolojik kökeni "s-b-k" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "öne geçmek, ileride olmak ve birini geride bırakmak" olduğunu belirtir. Ayette bu eylem olumsuz bir bağlamda ele alınarak, ilahi irade tarafından belirlenen ecelin (bitiş vaktinin) önüne geçilemeyeceğini, tarihsel ve ilahi takvimin aşılamayacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "sebk" kavramını "mekanda veya zamanda birinin diğerini geçmesi" olarak tanımlar. Bu ayetteki kullanımıyla kelime, fiziksel bir yarıştan ziyade zamansal bir öne geçişin, yani belirlenmiş bir akıbeti erkene almanın ontolojik olarak mutlak imkansızlığını vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "geçmek, yarışta birinci olmak" şeklindeki sözlük anlamından hareketle, ayetin bağlamında hiçbir toplumun Allah'ın çizdiği varoluşsal ömür sınırını ihlal edip, kendi helak vaktini veya ilahi müdahaleyi daha erken bir vakte çekemeyeceğini belirtir.
Ümmetin (أُمَّةٍ)
Etimolojik kökeni "e-m-m" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün "öne düşmek, yönelmek, asıl, ana ve temel" gibi anlamlar taşıdığını kaydeder. İnsanların etrafında toplandığı, bir gaye, din veya lider etrafında birleşen topluluklara bu kökten türeyerek "ümmet" denmiştir. Ayette, sadece tek tek bireylerin değil, medeniyetlerin ve milletlerin de bir bütün olarak ömürleri olduğu gerçeği bu kelime üzerinden inşa edilir.
Râgıb el-İsfahânî, ümmeti "aynı inanç, aynı zaman veya aynı mekan gibi ortak bir bağ ile bir araya gelmiş topluluk" olarak tanımlar. Ayet bağlamında, inanan veya inkar eden tüm tarihsel toplulukların, ilahi yasalar (sünnetullah) karşısındaki eşitliğini, kurala tabi oluşunu ve çaresizliğini ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'daki tarihsel zeminini incelerken, "ümmet" kavramının basit ve homojen bir etnik gruptan ziyade, ilahi bir mesaja muhatap olan ve bu mesaja karşı ortak bir teolojik/ahlaki tavır (kabul veya red) geliştiren organize sosyo-kültürel birimler olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik tahlilini yaparken "ümmet" kavramının İslam'ın evrensel tarih felsefesinin temel taşı olduğunu belirtir. Ona göre bu ayetteki kullanım, ilahi adaletin bireylerden ziyade makro ölçekte tarihsel topluluklar üzerinden işlediğini ve her medeniyetin kendi ahlaki karnesine göre bir sonla yüzleştiğini gösterir.
Ecelehâ (أَجَلَهَا)
Etimolojik kökeni "e-c-l" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şey için önceden belirlenmiş vakit, sınır, nihai nokta ve mühlet" olduğunu ifade eder. Ayette, toplumların ve medeniyetlerin yaşama süresinin sonsuz olmadığına, Allah katında tayin edilmiş kesin bir bitiş çizgisine (ecel) sahip olduklarına işaret eder.
Râgıb el-İsfahânî, "ecel" kavramını, bir şeyin varlık süresinin veya kendisine tanınan zamanın tükeniş noktası olarak tanımlar. Ayetteki "kendi ecelini" (ecelehâ) vurgusu, her bir ümmetin kendi sosyolojik dinamiklerine, ahlaki seçimlerine ve ilahi plana göre kendine has, spesifik ve başkasına devredilemez bir ömrü olduğunu ortaya koyar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kavramın kelami ve felsefi boyutunu tahlil ederek, ecelin değişmezliği ilkesinin (sünnetullah), tarihin ve toplumların kör tesadüflere değil, ilahi bir determinizme ve katı ahlaki yasalara bağlı olarak işlediğini gösteren temel bir veri olduğunu analiz eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "gelecekteki bir zaman, belirlenmiş son vakit" anlamına gelen kelimenin, Kur'an'da genellikle bireysel hayatın son bulduğu anı ifade ettiğini; ancak bu ayette ecel kavramının bireysel boyuttan çıkarak sosyolojik ve makro-tarihsel bir boyuta, yani toplumların helak ve çöküş vaktine taşındığını ifade eder.
Yesta'hirûn (يَسْتَأْخِرُونَ)
Etimolojik kökeni "e-h-r" köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "geri kalmak, gecikmek, sonraya bırakılmak ve ertelemek" olduğunu belirtir. Ayette "istif'al" (istemek, talep etmek, çabalamak) babındaki formuyla kullanılan fiil, inkarcı toplumların kendi çöküşlerini ertelemek için gösterecekleri siyasi, askeri veya ekonomik her türlü çabanın ilahi yasa karşısında boşa çıkacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bir şeyin belirlenen vaktinden daha sonraya bırakılması eylemi olarak tanımlar. Bu ayetteki fiil, "öne geçme" (sebk) fiilinin tam zıddı olarak kullanılmış, böylece belirlenen ilahi takvimin ne bir an ileri ne de bir an geri alınamayacağı şeklindeki mutlak zaman kuşatıcılığı formüle edilmiştir.
Toshihiko Izutsu, bu kavram üzerinden Kur'an'ın zaman ve kader anlayışını çözümler. Cahiliye dönemi Araplarının kör, sağır ve anlamsız bir zamanın (dehr) elinde oyuncak oldukları yönündeki kötümser hissiyatının aksine; bu ayette geciktirilememenin (yesta'hirûn), doğrudan Allah'ın ahlaki, adil ve bilinçli takdirinin bir sonucu olduğu bilincinin inşa edildiğini savunur.
Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal dokusuna inerek, insanoğlunun ve kurduğu devasa medeniyetlerin kendi ulaştıkları maddi güce aldanarak ölümsüzlük veya "zaman kazanma" (erteleyebilme) illüzyonuna kapıldıklarını; ancak bu erteleme eyleminin Kur'an'daki mutlak olumsuzlanışıyla insanın ve tarihin trajik acziyetinin estetik bir dille yüzüne vurulduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla