Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Haşr Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Haşr Sûresi, 22. Ayet

    هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Huva(A)llâhu-lleżî lâ ilâhe illâ hu(ve)(s) ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâde(ti)(s) huve-rrahmânu-rrahîm(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır; duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bilir. O Rahmândır, Rahîm'dir'”

      Bazı âlimler; âyetteki "huve" (هُوَ) zamiri, Allah'ın en üstün isimlerindendir, dediler. Resûlullahın (s.a.) Ehl-i Beyt'inden biri tarafından rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber "Ey O! Ey O'ndan başka kimse olmayan O!" diye dua ederdi. Bu söz, her şey O'nunla olmuştur, diye açıklanabilir. Duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bilir meâlindeki cümle hakkında üç yorum yapılmıştır: Birincisi, O, mahlûkatın bildiği ve bilmediği her şeyi bilendir. İkincisi, O, olanı ve olacak olanı bilendir. Üçüncüsü de, O, olanı ve onun nasıl olduğunu bütün mahiyetiyle bilendir. O Rahmândır, Rahîm'dir. Buradaki Rahmân ve Rahîm kelimeleri rahmet kökünden türemiş iki isimdir.

      Bu âyette dört şey beyan edilmektedir. Birincisi, tevhîdin beyanıdır. O, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır, meâlindeki cümle bunu gösterir. İlâh, mâbudun ismidir, şüphe yok ki mâbudun dışındaki her şey bâtıldır.

      İkincisi, âyette insanın bütün hallerine Allah'ın muttali olduğu ve onları bildiği ifade edilerek bir ikaz ve sakındırma anlamı taşımaktadır. Duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bilir, meâlindeki cümle bunu gösterir. Üçüncüsü, insanların Allahın rahmetine özendirilmesi, kendilerine dünyada ve âhirette verilen her şeyin Allah tarafından ihsan edildiği haberi vardır. O Rahmândır, Rahîm'dir, cümlesi de bunu gösterir. Dördüncüsü de aşağıdaki âyette zikreceğimiz hususlardır: (Haşr, 23​)​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Allah (اللَّهُ)

        Kelimenin kökeni e-l-h harflerine dayandırılmaktadır. İbn Fâris, bu ismin mutlak otoriteyi, sığınılan ve ibadet edilen tek varlığı temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin "ilâh" isminin başına belirlilik takısının gelmesiyle oluştuğunu, tüm kemal sıfatlarını kendisinde toplayan ve akılların idrakinde hayrete düştüğü yegâne yaratıcıyı ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin İslam öncesi Arabistan'da bilindiğini ve Sami dillerindeki (özellikle Aramice ve Süryanicedeki) "Alaha" kelimesiyle derin bir etimolojik bağa sahip olduğunu aktarır. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki ortak ilah (El/Il) köküne dayandığını ve belirlilik takısıyla tekil, yüce yaratıcıyı niteleyen özel bir isme dönüştüğünü belirtir.

        İlâh (إِلَهَ)

        Kelimenin kökü olan e-l-h harfleri; kulluk etmek, ibadet etmek, yönelmek ve sığınmak anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın ihtiyaç anında sığındığı, yücelttiği ve ibadetle yöneldiği bir makamın yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilâh" kelimesinin tapınılan her şey için kullanılabileceğini, ancak ayetteki "lâ ilâhe" (hiçbir ilah yoktur) nefyinin (olumsuzlamasının), sahte kutsalları reddederek bu makamı sadece Allah'a tahsis ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel dünyasında bu kelimenin tevhidin merkezinde yer aldığını, eski putperest sistemin (şirk) yıkılıp yerine mutlak ve tekil bir tanrı inancının inşasında bu nefyin ontolojik bir devrim niteliği taşıdığını vurgular.

        Âlim (عَالِمُ)

        Kelimenin kökü olan a-l-m harfleri; bilmek, tanımak, bir şeyi diğerinden ayıran işaret (alem) ve iz anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin sınırlarının ve mahiyetinin net bir şekilde idrak edilmesi, cehaletin ve kapalılığın ortadan kalkması yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, âlim vasfının bir şeyin hakikatine derinlemesine vakıf olanı nitelediğini, Allah'a nispet edildiğinde ise zaman ve mekân sınırı tanımayan, her şeyi kuşatan mutlak ve sonsuz ilmi ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ismin ism-i fâil (etken sıfat) kalıbında gelmesinin, ilahi bilginin durağan olmadığını, evrendeki her anlık değişimi aktif ve kesintisiz bir şekilde kavradığını gösterdiğini belirtir.

        El-Ğayb (الْغَيْبِ)

        Kelimenin kökü olan ğ-y-b harfleri; gizlenmek, gözden kaybolmak ve örtülü olmak anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün insanın duyularından ve görüş alanından uzaklaşan, perdelenen her şeyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ğayb kavramının insanın aklı ve duyularıyla idrak edemeyeceği, zaman olarak geçmişte veya gelecekte olan, mekân olarak ulaşılamayan ve mahiyet olarak melekler veya ahiret gibi fizik ötesi olan tüm alanları kapsadığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an ontolojisinde ğaybın görünen dünyanın zıttı olarak, sadece Yaratıcı'nın nüfuz edebileceği aşkın boyutu temsil ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça kökenli olduğunu ancak Kur'an ile birlikte derin bir teolojik ve eskatolojik muhteva kazandığını ifade eder.

        Eş-Şehâdeh (الشَّهَادَةِ)

        Kelimenin kökü olan ş-h-d harfleri; hazır bulunmak, bizzat gözlemlemek ve şahit olmak anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün ğaybın tam zıttı olduğunu, bir şeye bizzat tanıklık ederek onun varlığından emin olma durumunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şehâdet âleminin, insanların duyularıyla algılayabildiği, içinde yaşadığı ve tecrübe ettiği fiziksel/ampirik dünya olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık anlayışında "ğayb" ve "şehâdet" kavramlarının birbirini tamamlayan bir zıtlık (dikotomi) oluşturduğunu, Allah'ın ilminin bu iki âlemi de aynı netlikte kuşatarak insanın epistemolojik sınırlarını aştığını ve mutlak bilgi sahibi olduğunu vurgular.

        Er-Rahmân (الرَّحْمَنُ)

        Kelimenin kökü olan r-h-m harfleri; acımak, şefkat göstermek ve korumak anlamlarına gelir. İbn Fâris, annenin karnında bebeği koruyan ve besleyen "rahim" organının da bu kökten geldiğini, bunun mutlak bir koruyuculuğu ve şefkati temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rahmân isminin sadece Allah'a has olduğunu ve O'nun rahmetinin mümin-kâfir ayrımı gözetmeksizin evrendeki tüm varlıkları kuşatan, varlık veren ve yaşatan genel bir lütuf olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, bu ismin kökeninin Güney Arabistan'daki (Saba) "Rahmanan" veya Süryanicedeki "Rahmânâ" kelimelerine dayandığını, İslam öncesi dönemde de yüce tanrıyı nitelemek için kullanıldığını aktarır. Theodor Nöldeke, kelimenin yabancı kökenli olabileceğini kabul etmekle birlikte, Kur'an'ın bu ismi İslam teolojisinin tam merkezine yerleştirerek onu Allah ismine eşdeğer bir ağırlıkta kullandığını ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Rahmân sıfatının Kur'an'da adeta ilahi zatın bir diğer özel ismi gibi işlev gördüğünü ve yaratıcı şefkatin en üst noktası olduğunu belirtir.

        Er-Rahîm (الرَّحِيمُ)

        Kelimenin kökü tıpkı Rahmân gibi r-h-m harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu ismin şefkat ve esirgeme vasfının sürekli ve bağışlayıcı bir boyutu olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Rahmân isminin yaratılıştaki kapsayıcı merhameti, Rahîm isminin ise daha çok bağışlamaya, yönelmeye ve ahirette müminlere gösterilecek özel ve yoğun lütfa işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Rahmân ve Rahîm isimlerinin peş peşe gelmesinin, ilahi merhametin hem evrensel/kozmik boyutunu (Rahmân) hem de ahiret odaklı/kurtarıcı boyutunu (Rahîm) aynı anda vurgulayarak Allah'ın şefkatinin kesintisizliğini ve tamlığını (kemalini) ortaya koyduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X