كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْۚ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِنْكَ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Haşr Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: haşr suresi 16. ayet, alemlerin rabbi korkusu, uzaklaşma, haşr 16, haşr suresi, şeytanın meseli, inkar et emri, allah, şeytan, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"Tıpkı şeytanın durumu gibi: Hani o insana 'Inkâr et' der; o inkâr edince de, 'Bilesin ki benim seninle ilgim yok, ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım' der."
Tıpkı şeytanın durumu gibi: Hani o insana İnkâr et' der; o inkâr edince de, 'Bilesin ki benim seninle ilgim yok' der. Münafıklar da böyledirler. Onlar da önce dostluk gösterir, yardım vâdederler, ama savaş çıktığında vazgeçip ilgilerini keserler. Benim seninle ilgim yok meâlindeki sözün âhirette söylenmesi mümkündür. Çünkü bir âyette şöyle buyurulmaktadır, Şeytan şöyle der: "Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben daha önce, beni Allaha ortak koşmanızı kabul etmemiştim". Bu sözün dünyada söylenmiş olması da mümkündür. Nitekim âyette şöyle buyurulmaktadır: "O vakit şeytan onlara yaptıklarını güzel göstermiş ve 'Bugün insanlar arasında sizi yenecek kimse yoktur, ben de sizin yanınızdayım, demişti. Ardından iki güç birbirini görünce hemen dönüş yaptı ve: 'Şüphesiz benim sizin sorumluluğunuzla ilgim yok, kuşkusuz sizin göremediğinizi görüyorum... dedi"".
Yorumu Yorumla
-
Mesel (مَثَلِ)
Kelimenin kökü olan m-s-l harfleri; bir şeyin benzeri olmak, bir durumu başka bir durumla örneklendirmek ve bir niteliği tasvir etmek anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde iki şey arasındaki tam bir uyum ve benzerlik ilişkisinin yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mesel"in soyut bir gerçeği somut bir örnekle zihne yaklaştırmak için kullanılan bir temsil yöntemi olduğunu, bu ayette ise şeytan ile insan arasındaki ilişkinin tipik bir karakteristik model olarak sunulduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak bir olayın tarihsel tekilliğinden ziyade, evrensel ve tekrarlanabilir bir ahlaki örüntüyü (paradigmayı) nazara verdiğini vurgular.
eş-Şeytan (الشَّيْطَانِ)
Kelimenin kökeni hakkında iki ana görüş öne çıkar: ş-t-n ve ş-y-t harfleri. İbn Fâris, ş-t-n kökünün "uzaklaşmak" anlamına geldiğini ve hakikatten uzaklaştığı için bu varlığa şeytan dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin her türlü azgın, kibirli ve haktan sapan varlık için genel bir isim olduğunu, ayette ise insanı ayartıp sonra terk eden o özel habis varlığı simgelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça'ya girmeden önce muhtemelen Habeşçe'deki "saytân" veya İbranice'deki "satan" (düşman, engelleyen) kelimeleriyle olan etimolojik bağına dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, şeytan kavramının Kur'an'ın etik yapısında "şer" kutbunun merkezi temsilcisi olduğunu ve insan iradesine dışarıdan müdahale eden ama sorumluluk almayan bir figür olarak kurgulandığını belirtir.
Kâle (قَالَ)
Kelimenin kökü olan k-v-l harfleri; söz söylemek, ses çıkarmak ve bir düşünceyi dil yoluyla dışa vurmak anlamlarını taşır. İbn Fâris, bu kökün temelinde dilin hareket ettirilerek bir mana bütünlüğü oluşturulması yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin burada sadece fiziksel bir sesleniş değil, aynı zamanda şeytanın insana yönelik telkini (vesvesesi) ve vaadi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'daki iki varlık arasındaki iletişimsel bağı kurduğunu ve eylemi tetikleyen ilk irade beyanını temsil ettiğini vurgular.
el-İnsân (لِلْإِنسَانِ)
Kelimenin kökeni e-n-s veya n-s-y harflerine dayandırılır. İbn Fâris, e-n-s kökünün "alışmak, ünsiyet kurmak" anlamına geldiğini, n-s-y kökünün ise "unutmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın toplumsal bir varlık olarak başkalarıyla kurduğu ünsiyetin onun ayırıcı vasfı olduğunu, ancak ayetteki bağlamda şeytanın telkinine açık olan ve verdiği sözü "unutan" zaafiyetine işaret edildiğini vurgular. Angelika Neuwirth, "insan" teriminin Kur'an'da genellikle ahlaki bir sınavın muhatabı olan, akıl ve irade sahibi ama aynı zamanda sapmaya açık beşeriyeti temsil ettiğini ifade eder.
Ukfur / Kefere (اكْفُرْ / كَفَرَ)
Her iki kelime de k-f-r kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin üzerini örtmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın zıttı olarak küfrün, ilahi hakikati veya nimetleri bile isteye örtmek ve reddetmek anlamına geldiğini ifade eder; ayette şeytanın "inkar et" (ukfur) emri ile insanın bu emre uyarak gerçeği örtmesi (kefere) arasındaki doğrudan ilişki vurgulanır. Toshihiko Izutsu, "küfür" kavramının başlangıçta tarımsal bir terim (tohumu örtmek) iken, Kur'an'da mutlak bir nankörlük ve ilahi otoriteyi inkar etme biçimindeki en ağır teolojik cürme dönüştüğünü açıklar.
Berîun (بَرِيءٌ)
Kelimenin kökü olan b-r-e harfleri; bir şeyden uzaklaşmak, kurtulmak, ilişkiyi kesmek ve temizlenmek anlamlarına gelir. İbn Fâris, kök anlamının bir bağdan veya sorumluluktan tamamen sıyrılmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "berâet"in burada şeytanın insanı suça teşvik ettikten sonra onunla arasındaki her türlü bağı ve sorumluluğu reddetmesi, yani onu yarı yolda bırakması anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin taraflar arasındaki ortaklık duygusunun aniden ve şiddetli bir şekilde koparılmasını simgeleyen sarsıcı bir "ayrışma" ifadesi olduğunu vurgular.
Ahâfu (أَخَافُ)
Kelimenin kökü h-v-f harfleridir ve temel olarak bir zarar veya tehlike beklentisi içinde olma, çekinme anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün kalpte meydana gelen bir ürpertiyi ve sakınma güdüsünü nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "havf"ın akıl yoluyla algılanan bir tehlike karşısındaki içsel daralma olduğunu, ayette şeytanın bu kelimeyi kullanarak kendi sınırlarını itiraf ettiğini veya insanı aldatmak için bir gerekçe öne sürdüğünü ifade eder.
Allah (اللَّهَ)
Kelimenin e-l-h kökünden türediği kabul edilir. İbn Fâris, bu ismin tüm varlıkların ibadetle yöneldiği mutlak ilah olduğunu belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki kadim "Alaha" formundan evrildiğini ve Kur'an'da tüm varlığın yaratıcısı ve mutlak hakimi olarak tekilleştiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), şeytanın bile Allah'ın adını anarak O'ndan korktuğunu söylemesinin, ilahi otoritenin tüm varlıklar üzerindeki kaçınılmaz baskınlığını göstermek amacıyla bu ayette vurgulandığını belirtir.
Rab (رَبَّ)
Kelimenin r-b-b kökü; sahip olmak, terbiye etmek, yönetmek ve ıslah etmek anlamlarını barındırır. İbn Fâris, bir şeyi başlangıcından itibaren adım adım kemale erdiren güç ve otorite sahibi varlık anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin hem yaratıcıyı hem de mülkün mutlak yöneticisini ifade ettiğini, ayette "Rabbi'l-âlemîn" tamlamasıyla ilahi hükümranlığın evrenselliğine dikkat çekildiğini söyler.
el-Âlemîn (الْعَالَمِينَ)
Kelimenin kökü olan a-l-m harfleri; işaret, iz ve bilgi anlamlarına gelir. İbn Fâris, yaratılan her şeyin yaratıcısına dair bir işaret (alem) taşıması sebebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âlemîn" kelimesinin Allah dışındaki tüm varlık türlerini (melekler, insanlar, cinler ve tüm kainat) kapsayan çoğul bir isim olduğunu ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin farklı lehçelerdeki ve dillerdeki (Aramice/Süryanice) "alam" (dünya, zaman) kökenleriyle olan ilişkisine değinerek, Kur'an'da bunun tüm varlık katmanlarını içine alan en kuşatıcı terim olduğunu vurgular.
Ayetin bu bölümündeki "Rabbi'l-âlemîn" ifadesi, şeytanın bile itiraf etmek zorunda kaldığı o büyük ve kuşatıcı otoriteyi simgelemektedir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla