كَمَثَلِ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَر۪يباً ذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Haşr Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yakın geçmiştekiler, haşr suresi, haşr 15, haşr suresi 15. ayet, acı azap, işlerinin vebali, azap, emir, buyruk
-
"Kendilerinden az öncekilerin durumu gibi: Onlar yaptıklarının cezasını tatmışlardı ve onları elem veren bir azap beklemektedir."
Kendilerinden az öncekilerin durumu gibi: Onlar yaptıklarının cezasını tatmışlardı. Bu ifadenin altında başka bir benzetme gizli olabilir. Sanki Cenâb- Hak, o kâfirlerin misali, kendilerinden önce geçenlerin örneği gibidir, buyurmaktadır. Nitekim "İnkârcılara seslenenin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvana haykıran çobanın durumuna benzer meâlindeki âyette de bu görülmektedir. Yani Hz. Muhammed'in (s.a.) durumu, sürüsüne söz dinletmeye çalışan çoban gibi, kâfirlerin durumu da sadece sözü işiten hayvan sürüsü gibidir. Buradaki benzetme ve onun mahiyeti üç şekilde açıklanabilir: Birincisi, şöyle denilebilir: Kendi peygamberlerine arkadaşlığı kötü yapan o kâfirlerin durumu daha önce gelen peygamberlere kötülük yapanlar gibidir; onların uğradıkları akıbeti tatmaları yakındır. İkinci olarak şöyle denilebilir: Hz. Peygamber'i (s.a.) Medine'den çıkarmak isteyen Medineli kâfirlerin durumu, Resûlullah'ı (s.a.) Mekke'den çıkaran Mekkeli kâfirler gibi olacaktır; yakında onlar da Mekkeliler'in tattığı esaret ve ölüm acısını tadacaklardır. Medineli kâfirlerin, resûlü Medine'den çıkarmak istediklerinin delili, "Onlar, seni yurdundan çıkarmak için neredeyse sana dünyayı dar etmişlerdi" meâlindeki âyettir. [Üçüncüsü de] o temsil ile özel bir şehrin veya kabilenin kastedilmiş olmasıdır. Buna göre şöyle diyebiliriz: Benî Kurayza'nın durumu, tıpkı kendilerinden önceki Benî Nadir'in durumu gibi olacaktır; bunlar da onların tattıkları âkıbeti tadacaklardır. En doğrusunu Allah bilir. Onları elem veren bir azap beklemektedir. Bu âyet, onların kâfır olarak öleceklerini haber vermektedir. Aynı zamanda gaybtan haber vermesi itibariyle Hz. Peygamber'in (s.a.) nübüvvetine de işaret etmektedir.
Yorumu Yorumla
-
Mesel (مَثَلِ)
Kelimenin kökü olan m-s-l harfleri, iki şeyin birbirine benzemesi, bir şeyin başka bir şeye örnek teşkil etmesi ve bir durumun niteliği anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin diğeriyle tam bir uyum ve benzerlik içinde olması yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mesel" kelimesinin bir hakikati zihne yaklaştırmak için kullanılan temsili anlatım veya ibret verici durum olduğunu, ayette ise önceki kavimlerin yaşadığı felaketin mevcut muhataplar için somut bir örnek teşkil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel yapısında "mesel"in sadece edebi bir benzetme değil, tarihsel bir döngüselliği ve ilahi kanunların (sünnetullah) değişmezliğini gösteren ontolojik bir model olduğunu vurgular.
Kariben (قَرِيبًا)
Kelimenin kökü olan k-r-b harfleri; uzaklığın zıttı olup mekanda, zamanda veya derecede yakınlık anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin diğerine yaklaşması ve aradaki mesafenin azalması yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki "karîb" nitelemesinin zamanla ilgili olduğunu ve söz konusu kavimlerin (muhtemelen Bedir'de helak olanlar veya yakın geçmişteki topluluklar) yaşadığı sonun, muhatapların hafızasında hala taze olduğunu nitelediğini açıklar. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki ortak yapısına dikkat çekerek, bu tür zaman bildiren ifadelerin Kur'an'da tarihsel olayların etkisini artırmak için kullanıldığını ifade eder.
Zâkû (ذَاقُوا)
Kelimenin kökü olan z-v-k harfleri; bir şeyi dille tatmak, denemek ve bir durumun niteliğini bizzat tecrübe etmek anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının tadı hissetmek olduğunu, ancak bir durumun sonucunu iliklerine kadar hissetme anlamında mecaz olarak kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zevk" eyleminin bu bağlamda bir şeyin acısını veya lezzetini tüm benliğiyle hissetmek olduğunu, ayette ise geçmiş kavimlerin işledikleri suçların cezasını sadece bilmediklerini, onu sarsıcı bir şekilde bizzat yaşadıklarını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin tecrübi bir bilgiye işaret ettiğini, soyut bir cezadan ziyade somut ve hissedilir bir yıkımı simgelediğini vurgular.
Vebâle (وَبَالَ)
Kelimenin kökü olan v-b-l harfleri; ağır, şiddetli, zararlı ve sonu kötü olan durumlar için kullanılır. İbn Fâris, kök anlamının "şiddetli yağmur" olduğunu, ancak bu şiddetin zarar verici boyuta ulaşması nedeniyle kelimenin "kötü sonuç" ve "ağırlık" anlamında özelleştiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vebâl" kelimesinin bir eylemin peşinden gelen ve kişiyi kuşatıp helak eden ağır ceza olduğunu, ayette ise yapılan yanlış işlerin (emr) doğurduğu kaçınılmaz ve ezici faturayı temsil ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin anlam dünyasında "zararlı ve ağır olan" vurgusunun hakim olduğunu, bunun yapılan cürmün ağırlığıyla doğru orantılı bir ceza için kullanıldığını ifade eder.
Emrihim (أَمْرِهِمْ)
Kelimenin kökü olan e-m-r harfleri; buyurmak, iş, durum, olay ve niyet anlamlarını taşır. İbn Fâris, bu kökün bir şeye yönelmek veya bir işi düzenlemek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin bu ayette "eylem, gidişat ve hayat tarzı" anlamında kullanıldığını, kavimlerin yaşadığı felaketin kendi seçtikleri yanlış hayat tarzının ve inkarlarının bir sonucu olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'da bazen kozmik bir emir, bazen de insani bir "mesele" veya "davranış" olarak geçtiğini; buradaki kullanımın ise insanların tarih sahnesinde sergiledikleri negatif duruşu ve bu duruşun hukuki sonucunu nitelediğini belirtir.
Azâbün (عَذَابٌ)
Kelimenin kökü olan a-z-b harfleri; engellemek, tatlılıktan mahrum kalmak ve acı çekmek anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "alıkoymak" olduğunu, azabın da kişiyi huzurdan ve nimetten alıkoyan her türlü yaptırım olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu ayetteki bağlamının, sadece dünyada tadılan (zevk) ceza ile sınırlı kalmayıp, ahirette de devam edecek olan ilahi yaptırımı nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, azabın bir varlık için "tatsızlık" ve "denge bozulması" hali olduğunu, kişinin kendi eliyle bozduğu dengenin bir geri dönüşü olarak sunulduğunu açıklar.
Elimün (أَلِيمٌ)
Kelimenin kökü olan e-l-m harfleri; acı duymak, sızlamak ve kederlenmek anlamlarını taşır. İbn Fâris, bu kökün fiziksel veya ruhsal sarsıcı bir acıyı temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "elîm" sıfatının "mü'lim" (acı veren) anlamında mübalağa kalıbı olduğunu, bu azabın her türlü teselliden uzak, kesintisiz ve sarsıcı bir nitelikte olduğunu nitelediğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (özellikle Aramice) "elâmâ" kelimesiyle olan paralelliğine dikkat çekerek, bunun insanı takatten düşüren ve derinden sarsan bir ızdırabı nitelemek için kullanıldığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla