Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Haşr Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Haşr Sûresi, 12. Ayet

    لَئِنْ اُخْرِجُوا لَا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْۚ وَلَئِنْ قُوتِلُوا لَا يَنْصُرُونَهُمْۚ وَلَئِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Le-in uḣricû lâ yaḣrucûne me’ahum vele-in kûtilû lâ yensurûnehum vele-in nasarûhum leyuvellunne-l-edbâra śümme lâ yunsarûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Oysa çıkarılsalar asla onlarla beraber çıkmazlar, onlara savaş açılsa asla yardımlarına koşmazlar; yardım etmeye kalksalar da, muhakkak arkalarını dönüp kaçarlar. Ve sonunda onlar yardımsız kalırlar."

      Bu âyet-i kerîme iki gruba karşı Hz. Peygamber'in (s.a.) risâletinin delili bulunmaktadır. Zira âyet, gayba dair bir hususu haber vermektedir. Bu bilgiye, ancak bir bildiren vasıtasıyla ulaşılabilir. Halbuki Resûlullah'ın herhangi birine başvurup bu haberi alması veya herhangi bir insandan bir şey öğrenmiş olması mümkün değildir. Henüz vuků bulmadığı halde ileride olacak bir şeyi haber verdiğine göre, onun söylediklerinin risâlet ve vahiy gereği sözler olduğu anlaşılır. En doğrusunu Allah bilir.

      Cenâb- Hakk'ın bu âyetlerle müminlere, Resûlullah'ın, kendi adetleri itibariyle iyilik etmeleri gereken kişilerden neler gördüğünü hatırlatmış olması mümkündür. Zâlim de olsa, nesep veya kabile yoluyla kendilerine yakın olan kişiye yardım etmek ve desteklemek, Arap milletinin âdeti idi. Sonra, Cenâb-ı Hak, Muhammed'i (s.a.), aralarında yetiştiği Kureyş'e peygamber olarak gönderdi, ama onlar kendisine düşmanlık gösterdiler, hatta onu öldürmeye yeltendiler. Allah yahudilere, hıristiyanlara ve kitaplarında nitelikleri belirtilen bütün din mensuplarına görünen bir delil yaptı. Onlarsa kendisini, kötülük etmek ve düşmanlık göstermekle karşıladılar. -en doğrusunu Allah bilir ya-bütün bunlar, onun (a.s.) risâletinin insanların yardımıyla değil, Allah'ın yardımı, lütfu ve desteğiyle üstün geldiğinin belgesidir. Yardım istenecek olan yalnızca Allah'tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Uhrisû (أُخْرِجُوا)

        Kelimenin kökü olan h-r-c harfleri, girmek eyleminin zıttı olup bir yerden ayrılmak, dışarı çıkmak ve belirmek anlamlarını taşır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin bulunduğu kapalı veya iç mekandan çıkıp açığa çıkması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin edilgen formu olan "uhrisû"nun, bu bağlamda kişilerin kendi iradeleriyle değil, bir zorlama, baskı veya otorite kararıyla yurtlarından edilmelerini (sürgünü) ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyal dokusunda bu kelimenin, inkar edenlerin veya münafıkların müttefiklerine verdikleri "çıkarılırsanız sizinle çıkarız" vaadindeki pasif duruma işaret ettiğini, bu vaadin aslında bir sadakat testi olarak sunulduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki bu kullanımın münafıkların Ehl-i Kitap'a yönelik boş vaatlerini ve gerçekleşmeyecek bir dayanışma senaryosunu nitelediğini ifade eder.

        Yahrucûne (يَخْرُجُونَ)

        Kelimenin h-r-c olan kökü, ayrılma ve dışa yönelme anlamlarını sürdürür. İbn Fâris, bu kökün "hurûc" formunda, bir kısıtlamadan kurtulmak veya bir yerden diğerine geçiş yapmak anlamı taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "yahrucûne" fiilinin burada geniş zaman kalıbıyla gelerek, münafıkların iddialarının aksine, müttefikleri sürgün edildiğinde onlara eşlik etmeyeceklerini ve o eylemi (çıkma eylemini) asla gerçekleştirmeyeceklerini vurguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin "çıkarılmak" (uhrisû) eylemine karşıt olarak "çıkmak" (hurûc) şeklinde aktif bir irade beyanı gibi göründüğünü ancak ayetin bu iradenin pratikte yokluğunu ilan ettiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içinde münafıkların karakterindeki korkaklık ve vaatten dönme özelliğini pekiştiren bir işlev gördüğünü ifade eder.

        Kûtilû (قُوتِلُوا)

        Kelimenin kökü k-t-l harfleridir ve temel anlamı birinin hayatına son vermek, öldürmek veya bu amaçla savaşmaktır. İbn Fâris, bu kökün bir canlının yaşam bağını koparmak veya onu sert bir şekilde engellemek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mukâtele" kökenli olan bu edilgen formun, söz konusu grubun saldırıya uğramasını, kendilerine karşı savaş açılmasını ifade ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak yapısına değinerek, İbranice ve Aramice'deki "ktl" köküyle öldürme ve şiddetli çatışma anlamında tam bir örtüşme içinde olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da "kital" kavramının sadece fiziksel bir çatışma değil, aynı zamanda tarafların birbirini yok etme iradesini temsil eden en ileri düzeydeki düşmanlık biçimi olduğunu vurgular.

        Yansurûnehum (يَنْصُرُونَهُمْ)

        Kelimenin kökü n-s-r harfleri olup, birine yardım etmek, onu savunmak ve güçlendirmek anlamlarına gelir. İbn Fâris, "nasr" kökünün temelinde zulmü engellemek ve birini içine düştüğü darlıktan kurtarmak anlamının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, yardımın burada askeri bir destek ve koruma sağlamak olduğunu, ancak ayetin münafıkların bu yardımı (yansurûne) asla yapmayacaklarını kesin bir dille reddettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "nasr" kavramının Kur'an'da genellikle Allah ile müminler arasındaki sarsılmaz bağ için kullanıldığını, burada münafıklar ile Ehl-i Kitap arasındaki yardım vaadi için kullanılmasının ise bu bağın sahteliğini ve dayanıksızlığını ortaya koyduğunu savunur.

        Nasarûhum (نَصَرُوهُمْ)

        Kök anlamı yine n-s-r harflerine dayanan bu kelime, yardım eyleminin gerçekleşme ihtimalini şartlı olarak ele alır. İbn Fâris, bu kökün yağmurun toprağa hayat vermesi (nasr) anlamıyla da ilişkili olduğunu, yardımın da benzer şekilde zayıf düşene güç verdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "nasarûhum" (onlara yardım etseler bile) ifadesinin, imkansız veya gerçekleşmeyecek bir varsayıma dayandığını, münafıkların kalplerindeki korku sebebiyle bu eylemin süreklilik kazanamayacağını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin yardımın niteliğinden ziyade, yardım eylemine girişilse dahi bunun sonucunun hüsranla biteceğini gösteren bir önerme içinde yer aldığını ifade eder.

        Liyuvellunne (لَيُوَلُّنَّ)

        Kelimenin kökü v-l-y harfleri olup, bir şeye yakın olmak, sırt çevirmek veya birinin işini üstlenmek gibi zıt anlamları barındıran geniş bir semantik alana sahiptir. İbn Fâris, kökün asıl anlamının "yakınlık" olduğunu, ancak "tevelli" formunun yüz çevirmek ve uzaklaşmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yuvellu" fiilinin bir tehlike karşısında arkayı dönüp kaçmak anlamında kullanıldığını, tekitli yapısıyla (nun-u sakîle) bu kaçışın kesinliğini ve şiddetini nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin İslam'ın talep ettiği "sebât" (direnç) kavramının tam zıttı olan "firâr" (kaçış) ruh halini temsil ettiğini ve münafıkların ontolojik korkusunu yansıttığını savunur.

        El-Edbâr (الْأَدْبَارَ)

        Kelimenin kökü d-b-r harfleri olup, bir şeyin arkası, sonu ve gerisi anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün ön (kubul) kelimesinin zıttı olduğunu ve bir şeyin takip eden, geride kalan kısmını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dubur" kelimesinin çoğulu olan "edbâr"ın burada mecazi olarak "sırt çevirip kaçmak" anlamındaki deyimsel yapının bir parçası olduğunu, yani savaş meydanını terk etmeyi simgelediğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin ayetteki kullanımının sadece fiziksel bir organı değil, bir inanç grubunun yaşadığı tam teslimiyet ve bozgun halini görselleştiren edebi bir tasvir olduğunu ifade eder.

        Yunsarûne (يُنْصَرُونَ)

        Tekrar n-s-r köküne dayanan bu kelime, yardımın edilgen (pasif) formudur. İbn Fâris, kökün temelindeki galip kılma ve kurtarma anlamının burada ulaşılamayacak bir sonuç olarak verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lâ yunsarûne" (yardım görmezler) ifadesinin, münafıkların ve müttefiklerinin ilahi yardımdan (nasrullah) mahrum bırakıldıklarını ve hiçbir beşeri gücün onları bu sondan kurtaramayacağını ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, ayetin bu kelimeyle bitmesinin, inkar ve nifak ittifakının nihai sonucunun mutlak bir yalnızlık ve yenilgi olduğunu tescillediğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X