اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُط۪يعُ ف۪يكُمْ اَحَداً اَبَداًۚ وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Haşr Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: haşr suresi 11. ayet, haşr suresi, itaatsizlik vaadi, haşr 11, yardım vaadi, yalancılık, kitap ehli kardeşleri, münafıklar, çıkarsanız çıkarız vaadi, allah, münafık, kavim, topluluk, halk, nifak, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"Şu münafıklık edenleri görüyor musun? Ehl-i Kitap'tan inkârcı yandaşlarına, 'Şayet siz çıkarılacak olursanız, bilin ki biz de sizinle beraber çıkarız, sizin hakkınızda (aleyhinizde) kimseye asla itaat etmeyiz. Eğer size savaş açılırsa muhakkak yardımınıza koşarız diyorlar. Allah şahittir ki onlar düpedüz yalancıdırlar."
Hz. Muhammed'in Peygamberliğine İlişkin Delil
Şu münafıklık edenleri görüyor musun? Ehl-i Kitap'tan inkârcı yandaşlarına şöyle diyorlar? Bu ilâhî beyan şunu göstermektedir: Allah Teâlâ Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin peygamberliğine dair delilleri münafıkların kendileri üzerinde göstermiştir. Çünkü onlar bu sözü Ehl-i Kitaba gizlice söylemişlerdi. Böyle bir sözü müminlere açıklamaları ihtimali yoktur. Kâfirlerin bunu müminlerden birine haber vermesi de mümkün değildir. Cenâb- Hak, münafıkların neler söylediğini kendisine haber verince, Resûlullah'ın bunu ancak vahiyle ve kendisine gelen âyetle öğrendiği ortaya çıkmıştır. İşte bu, Hz. Peygamber'in (s.a.), onların da peygamberi olduğunun alâmetidir. En doğrusunu Allah bilir. Şayet siz çıkarılacak olursanız, bilin ki biz de sizinle beraber çıkarız meâlindeki ifade iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi, onlar bu sözü, savaşta taraftarlarının çok olacağını göstermek için söylemiş olabilirler. İkincisi, bu sözü Ehl-i Kitaba kendi varsayımları olarak söylemiş olabilirler. Yani Hz. Peygamber (s.a.) onların durumunu bildiğine göre, "kendi arkadaşlarını yurtlarından kovdu" denileceğinden endişe ederek onları Medine'den çıkarmayacaktır. Onları çıkaramayacağına göre, Ehl-i Kitabı da çıkarmaz ve bunlara savaş açılmaz.
Sizin hakkınızda (aleyhinizde) kimseye asla itaat etmeyiz. Yani asla sizin aleyhinize kimseye yardım etmeyiz. Eğer size savaş açılırsa muhakkak yardımınıza koşarız. Onların Ehl-i Kitaba yardım edeceklerine dair bu vådi, o müstahkem şehirler hakkında yapmış olmaları muhtemeldir. Nitekim başka bir âyette; "Onların topu birden sizinle, ancak müstahkem yerlerde ve siperler ardında olduklarında savaşırlar" diye buyurulmaktadır. Sonra Cenâb- Hak, eğer onlara yardım ederler ve sonra mağlup olurlarsa, kaçıp gideceklerini, onlara sırtlarını döneceklerini ve bir daha asla yardım etmeyeceklerini haber vermektedir. Allah şahittir ki onlar düpedüz yalancıdırlar buyurmaktadır. Burada şöyle bir itiraz ileri sürülebilir: Allah onların yalanına nasıl şahitlik eder? Yalan, ancak haberlerde söz konusudur. Onların söylemiş oldukları söz ise sadece bir vâddir. Dolayısıyla burada, onlar vâdlerine muhalefet ederler, denilmesi gerekirdi?
Hâricîler bu gibi âyetleri, günah işleyen insanın kâfir olduğuna delil gösterirler ve şöyle derler: Cenâb-ı Hakk'a iman eden insan, asla O'na âsi olmayacağına da iman etmiştir. Sonra âsi olursa, bu isyanıyla, imanında yalancı olduğu ortaya çıkar. Bundan dolayı onun küfrüne hükmedilir.
Buna vereceğimiz cevabın biri şöyledir: Münafıkların Ehl-i Kitaba söyledikleri sözler, kendilerinin onların dostu olduklarını haber vermekten ibarettir. Cenâb-ı Hak da onların bu dostluk sözlerinde yalancı olduklarını haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Tera (تَرَ)
Kelimenin kökü olan r-e-y harfleri, temel olarak gözle görmek, kalp ile idrak etmek ve bir görüşe sahip olmak anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün bir şeyi açıkça algılamak ve zihinsel bir netliğe ulaşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" kavramının sadece fiziksel görmeyi değil, aynı zamanda derinlemesine düşünmeyi ve bir olayın içyüzünü kavramayı da içerdiğini ifade eder; ayetteki "görmedin mi?" ifadesinin, muhatabı hayret verici bir duruma şahitlik etmeye ve o durum üzerinde derinlemesine düşünmeye çağırdığını vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'daki kullanımının sıklıkla bir "basiret" çağrısı olduğunu, fiziksel bir görüşten ziyade tarihsel ve ahlaki bir gerçeği saptamaya yönelik zihinsel bir eylem olduğunu belirtir.
Nâfekû (نَافَقُوا)
Kelimenin kökü olan n-f-k harfleri; tünel, delik ve tükenmek anlamlarını barındırır. İbn Fâris, kök anlamının bir yerden girip diğerinden çıkmaya olanak tanıyan yeraltı yolu olduğunu belirtir; buradan hareketle münafığın bir kapıdan (iman) girip diğerinden (küfür) çıkan kişi olarak nitelendirildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "nâfika" kelimesinin tarla faresinin yuvası için kullanıldığını, farenin bir tehlike anında bir delikten girip diğerinden kaçtığını, münafıkların da benzer bir stratejiyle ikili bir tutum sergilediklerini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin dini bir terim olarak muhtemelen Habeşçe veya Süryanice'deki "nâfık" (ayrılan, çıkan) kelimesiyle bağlantılı olduğunu ve İslam döneminde özel bir teolojik anlam kazandığını savunur. Toshihiko Izutsu, nifak kavramının Kur'an'ın sosyal haritasında "kalp" ile "dil" arasındaki ontolojik uyumsuzluğu temsil eden en karmaşık ahlaki bozulma olduğunu vurgular.
Yekûlûne (يَقُولُونَ)
Kelimenin k-v-l harflerinden oluşan kökü; söz söylemek, beyan etmek ve bir fikri ortaya koymak anlamlarına gelir. İbn Fâris, kökün temelinde bir şeyi dile getirerek onu görünür kılmak anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "kavl"in sadece seslerden ibaret olmadığını, münafıkların Ehl-i Kitap'a verdikleri sözlerin ve kurdukları ittifakın bir ifadesi olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, "kavl"in Kur'an'da bazen eylemi önceleyen veya eylemin yerini alan bir taahhüt olarak kullanıldığını, bu ayette ise münafıkların samimiyetsiz vaatlerini nitelediğini ifade eder.
İhvânihim (إِخْوَانِهِمْ)
Kelimenin e-h-v köküne dayanan ihvân, "kardeşler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün benzerlik, birliktelik ve ortak bir yön bulma anlamlarını içerdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada kan bağıyla değil, inançsızlıkta ve İslam karşıtlığında birleşen "fikir kardeşliğini" ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kullanımın İslam'ın kurduğu "müminlerin kardeşliği" kavramına karşıt bir "küfür kardeşliği"ni nitelediğini, iki grubun (münafıklar ve inkar edenler) gizli ve derin bir bağla birbirine kenetlendiğini gösterdiğini savunur.
Keferû (كَفَرُوا)
Kelimenin k-f-r kökü, sözlükte "örtmek ve gizlemek" anlamına gelir. İbn Fâris, tohumu toprağa gömen çiftçiye de bu yüzden kâfir dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki kullanımın ilahi hakikati bile isteye örtmek ve peygamberin mesajını inkar etmek olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinin genelinde "reddetmek" veya "silmek" anlamlarıyla var olduğunu, Kur'an'da ise teolojik olarak hidayetin zıttı bir pozisyonu tanımladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, "küfür" kavramının nankörlük ve inkarın birleşimi olduğunu, bu ayette münafıkların dostluk kurduğu grubun temel niteliği olarak sunulduğunu vurgular.
Ehl (أَهْلِ)
Kelimenin kökü e-h-l harfleridir ve "ünsiyet kurmak, yerleşmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bir şeye alışık olan ve onunla bütünleşen topluluğu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ehl-i kitâb" tamlamasında bu kelimenin, kendilerine verilmiş olan ilahi metne mensubiyet duyan ancak onun gereklerini yerine getirmeyen grubu tanımladığını söyler.
El-Kitâb (الْكِتَابِ)
Kelimenin k-t-b kökü, "birleştirmek ve yazmak" anlamına gelir. İbn Fâris, harflerin bir araya getirilerek anlamlı bir bütün oluşturulmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "kitâb"ın vahyedilmiş metinleri (Tevrat ve İncil) simgelediğini, münafıkların ittifak kurduğu kişilerin bu dini mirasa sahip olan Yahudiler olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin antik Yakın Doğu dillerindeki "yazılı kanun ve otorite" anlamıyla olan ilişkisine dikkat çeker.
Uhrictum (أُخْرِجْتُمْ)
Kelimenin kökü h-r-c harfleridir ve "dışarı çıkmak" anlamına gelir. İbn Fâris, bir şeyin asıl mekanından ayrılmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin edilgen formu olan "uhrictum"un, bu insanların kendi istekleriyle değil, bir zorunluluk veya sürgün sonucu yurtlarından çıkarılmalarını nitelediğini ifade eder.
Nehrujenne (لَنَخْرُجَنَّ)
Yine h-r-c kökünden türemiştir. İbn Fâris, buradaki tekitli formun (nûn-u muhaffefe/sakîle) kesinlik bildirdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, münafıkların "biz de sizinle mutlaka çıkarız" diyerek verdikleri sözün, onların sadakat gösterisindeki aşırılığı yansıttığını açıklar.
Nutî'u (نُطِيعُ)
Kelimenin kökü t-v-a harfleridir ve "boyun eğmek, genişlik, kolaylık" anlamlarına gelir. İbn Fâris, zorlama olmaksızın, bir emre kendiliğinden ve isteyerek uymayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "itaat"in hem içsel hem dışsal bir uyum olduğunu, münafıkların ise kimsenin emrine (muhtemelen Hz. Peygamber'in emirlerine) bu gruptan yana olmak adına uymayacaklarını iddia ettiklerini vurgular.
Ehaden (أَحَدًا)
Kelimenin kökü e-h-d harfleridir ve "teklik" ifade eder. İbn Fâris, bölünemeyen ve tek olan birimi tanımladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "hiç kimse" (ehaden) vurgusunun, münafıkların Ehl-i Kitap lehine gösterecekleri direncin mutlaklığını ve tavizsizliğini ifade etmek için kullanıldığını söyler.
Kûtiltum (قُوتِلْتُمْ)
Kelimenin kökü k-t-l harfleridir ve "öldürmek, savaşmak" anlamına gelir. İbn Fâris, bir canlının hayatına son vermek veya onu bu amaçla hedef almak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mukâtele" formunun karşılıklı bir savaşı ifade ettiğini, münafıkların Ehl-i Kitap'a yönelik saldırı durumunda yanlarında duracakları vaadini nitelediğini açıklar.
Nensurannekum (لَنَنْصُرَنَّكُمْ)
Kelimenin kökü n-s-r harfleridir ve "yardım etmek, galip kılmak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, zulmü def etmek için güç vermeyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin tekitli yapısıyla münafıkların savaş anındaki askeri destek vaatlerini yansıttığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, "nusret" kavramının Kur'an'da genellikle Allah ile müminler arasındaki bağı nitelediğini, münafıkların bu kelimeyi kullanmasının ise İslam'ın kutsal kavramlarını kendi stratejilerine alet ettiklerini gösterdiğini savunur.
Yeşhedü (يَشْهَدُ)
Kelimenin kökü ş-h-d harfleridir ve "hazır bulunmak, görmek, şahitlik etmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bir olaya bizzat şahit olup onu doğrulamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın şahitliğinin O'nun her şeyi kuşatan ilmi ve gerçeği ortaya koyan adaleti olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "şehâdet"in Kur'an'da hukuki ve ontolojik bir kesinlik bildirdiğini, burada Allah'ın münafıkların sözlerini doğrudan yalanlayarak bu kesinliği ilan ettiğini vurgular.
Kâzibûn (لَكَاذِبُونَ)
Kelimenin kökü k-z-b harfleridir ve "yalan söylemek, gerçeğe aykırı konuşmak" anlamına gelir. İbn Fâris, söz ile gerçek arasındaki uyumsuzluğu nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kizb"in münafıkların en temel özelliği olduğunu, kalplerindeki ile dillerindekinin asla birleşmediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayetin sonunda bir mühür gibi gelerek, münafıkların tüm o süslü ve tekitli vaatlerinin ilahi hakikat nezdinde hiçbir geçerliliği olmadığını tescil ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla