ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ يُشَٓاقِّ اللّٰهَ فَاِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Haşr Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: haşr suresi 4. ayet, haşr suresi, peygambere düşmanlık, şiddetli ceza, haşr 4, allah'a düşmanlık, allah, resul
-
"Bu, onların Allah ve resûlüne karşı gelmelerinden dolayıdır. Kim Allah'a karşı cephe alırsa bilmeli ki Allah cezalandırmada çok çetindir."
Bu, onların Allah'a ve resûlüne karşı gelmelerinden dolayıdır. Bu âyet üç şekilde yorumlanabilir: Birincisi, şöyle dememizdir: Bu, yani âhiretteki bu azap, onların Allah'a ve peygamberine karşı çıkmaları sebebiyledir. (Diğeri), senin onlara galip gelmen, onların Allah'a ve peygamberine karşı geldiklerini Allah'ın bilmesinden dolayıdır. (Öbürü de), onları yurtlarından eden bu sürgün, Allah'a ve peygamberine karşı gelmeleri sebebiyledir. "Mu'adat" (المعاداة), “muşâka" (المشاقة), “mudâdde" (المضادة), “muhâdde" (المحادة) fiillerinin anlamı aynı olup düşmanlık anlamına gelir. Kim Allah'a karşı cephe alırsa bilsin ki Allah cezalandırmada çok çetindir. Bu âyette takdim ve tehir ihtimali vardır. Normalde şöyle dememiz gerekir: Cenâb-ı Hakk'ın çetin cezası, Allah'a ve peygamberine karşı cephe alanlar içindir. Cümlede bir şeyin gizlenmiş olması da muhtemeldir, sanki şöyle denilmektedir: Şüphesiz ki Allah'a ve peygamberine karşı cephe alanları Allah'ın cezalandırması pek çetindir.
Yorumu Yorumla
-
Şâkkû / Yuşâkk (شَاقُّوا / يُشَاقِّ)
Kelimenin kökü olan ş-k-k harfleri, bir şeyi ikiye yarmak, parçalamak ve bir bütünde ayrılık yaratmak anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin asıl halinden kopup başka bir yöne evrilmesi yattığını, muhalefet etmenin de aslında karşı tarafın bulunduğu safın zıttına geçip bir yarılma oluşturmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "muşâkka" kavramının kökeninde bir tarafın bir tarafta (şikk), diğer tarafın ise ona muhalif olan diğer tarafta yer alması anlamının bulunduğunu belirtir; bu bağlamda Allah ve Resulü ile olan bağın koparılıp ayrı bir saf tutulmasını niteler. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin pasif bir karşı çıkıştan ziyade, ilahi düzene karşı aktif bir direnç ve sınır çizme eylemi olduğunu, kişinin kendi varlığını ilahi iradenin tam karşısına konumlandırmasıyla oluşan derin bir ontolojik çatışmayı simgelediğini vurgular. Angelika Neuwirth, bu terimin Kur'an'daki toplumsal ve siyasi bağlamına dikkat çekerek, bunun sadece inançsal bir farklılık değil, Medine toplumunun kurucu otoritesine karşı gerçekleştirilen somut bir kopuş ve düşmanlık eylemi olduğunu ifade eder.
Allah (اللَّه)
Kelimenin kökeni e-l-h harflerine dayandırılmaktadır. İbn Fâris, bu ismin mutlak otoriteyi ve ibadet edilen tek varlığı temsil ettiğini, kök anlamında "kulluk edilen" vasfının merkezi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin bu ayetteki muhalefet bağlamında, tüm evrenin kendisine boyun eğdiği, iradesine karşı çıkılamayacak olan mutlak güç sahibi olarak zikredildiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki gelişiminde bölgedeki diğer Sami dillerinin, özellikle Aramice ve Süryanicedeki "Alaha" formunun etkili olduğunu, ancak Kur'an ile birlikte bu ismin tüm beşeri sıfatlardan arınmış tekil bir ilah tasavvuruna dönüştüğünü savunur. Theodor Nöldeke, ismin etimolojik olarak Sami dünyasındaki ortak ilah köküne dayandığını ve "el" takısı ile belirlilik kazanarak İslam vahyinin merkezine yerleştiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Allah isminin burada geçmesinin, ona karşı yapılan muhalefetin sadece bireysel bir tercih değil, evrensel hakikate karşı bir isyan olduğunu vurgulamak için seçildiğini belirtir.
Rasûle (رَسُولَهُ)
Kelimenin r-s-l harflerinden oluşan kökü; göndermek, bir şeyi peş peşe yollamak, akış ve kolaylık anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir haberi veya mesajı ulaştırmak üzere görevlendirilmiş bir elçinin varlığının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, rasûl kelimesinin hem gönderen ile olan bağı hem de taşıdığı mesajın otoritesini temsil ettiğini, Allah'ın elçisine karşı gelmenin doğrudan mesajın kaynağına karşı gelmekle eşdeğer görüldüğünü belirtir. Arthur Jeffery, "resul" kavramının özellikle Süryanice "şliha" (gönderilmiş olan) terimiyle anlamsal bir paralellik gösterdiğini, dini terminolojide vahyin taşıyıcısı ve uygulayıcısı olarak özel bir statü kazandığını açıklar. Toshihiko Izutsu, resulün sadece bir postacı değil, ilahi iradenin yeryüzündeki hukuki ve ahlaki temsilcisi olduğunu, bu yüzden "muşâkka" (muhalefet) eyleminin hedefinde Allah ile birlikte zikredilmesinin bu merkezi temsil yetkisinden kaynaklandığını vurgular.
Şadîd (شَدِيدُ)
Kelimenin ş-d-d kökü; sıkmak, bağlamak, kuvvetli olmak ve sertlik anlamlarını barındırır. İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir şeyi gevşekliğe yer bırakmayacak şekilde sıkıca tutmak ve sağlamlaştırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şiddet" kavramının bazen fiziksel bir güç, bazen de kaçınılmaz ve sarsıcı bir ceza için kullanıldığını ifade eder; ayetteki kullanımıyla Allah'ın cezasının hiçbir gevşeklik göstermeyen, kesin ve ağır bir nitelikte olduğunu niteler. Gabriel Said Reynolds, "şadîd" sıfatının Kur'an'da genellikle ilahi adaletin kaçınılmazlığını ve cezanın dehşetini vurgulamak için "ikâb" ile eşleştiğini, bunun karşı tarafa yönelik bir uyarı tonu taşıdığını belirtir.
El-İkâb (الْعِقَابِ)
Kelimenin kökü olan a-k-b harfleri; bir şeyin arkasından gelmek, topuk ve takip etmek anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir eylemin sonucunun onu izlemesi yattığını, yapılan bir kötülüğün hemen peşinden gelen yaptırıma bu yüzden "ikâb" dendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin özellikle suçun niteliğine uygun olarak onu takip eden ceza anlamına geldiğini, yani sebep-sonuç ilişkisi içinde gelişen bir karşılık olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, ikâb kavramının Kur'an'ın etik-hukuki yapısında "ceza" (karşılık) ile benzerlik taşıdığını ancak "ikâb"ın daha çok suçun peşini bırakmayan, faili takip edip yakalayan bir adalet mekanizmasını simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin kökenindeki "takip etme" anlamının, insanın işlediği cürümlerin kendi kaderini nasıl şekillendirdiğini ve ilahi adaletin bu süreci nasıl neticelendirdiğini gösterdiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla