Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Haşr Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Haşr Sûresi, 1. Ayet

    سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Sebbeha li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(s) ve huve-l’azîzu-lhakîm(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Göklerde bulunanlar da yerde bulunanlar da Allah'ı tesbih etmektedir. O üstündür, hikmet sahibidir."

      Bu âyette yer alan tesbih" (تسبیح) kelimesinin yorumu daha önce geçmişti.

      O üstündür, hikmet sahibidir. Üstündür (العزيز) yani galiptir ve güçlüdür. Şöyle de denilmiştir: Yarattığı varlıklardan her birine zillet ve ihtiyaç unsurunu da koymuştur, O, üstündür. Buradaki hakim (الحكيم) lafzının “ihkâm” (الإحكام) ve hikmet" olmak üzere iki anlamı vardır. "Sağlam yapmak" anlamına gelen ihkâm: Allah Teâlâ'nın bütün farklılıklarına ve zıtlıklarına rağmen her şeyi, kendi birliğine şahitlik edecek şekilde yaratmasıdır. Hakîm ise nesneleri ait oldukları yerlere koyması ve her şeyi uygun yerde yaratmasıdır. Sonra, bu nesneler ile fiillerin kaynaklandığı kökler üç türdür: Oluşumlar (kiyânât), tabiatlar ve akıllar. Oluşumlar meselâ sperm (nutfe), elverişli maddeyle (kadının yumurtası ile) birleştiğinde insan türü meydana gelir. Kezâ su, onun aracılığıyla her şey hayat bulur ve her şey kendi düzenine girer. Tabiatlar (karakterler), Allah Teâlâ onu insanda yaratmıştır ki, o sayede insanlar güzelliklere ve faydalı şeylere yönelsinler, kötülüklerden ve zararlı şeylerden sakınsınlar. Bir de akıllar, onun vasıtasıyla sonuçlara ulaşsınlar. Şunu da belirtelim ki Cenâb- Hak insanlara, bütün bunlardan meydana gelen unsurları da öğretmiştir. Şu halde Allah hakimdir, çünkü sözünü ettiğimiz asılları yaratmış ve kullarına, sayesinde meydana gelecek sebepleri öğretmiştir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Sebbeha (سَبَّحَ)

        Kelimenin kökü olan s-b-h harfleri, uzaklaşmak, yüzmek veya su üzerinde kayıp gitmek anlamlarına gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin hızla hareket etmesi ve uzaklaşması yattığını belirterek, dini bağlamda Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih edip uzak tutmak anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin asıl anlamının suda yüzmek olduğunu, mecazi olarak ise kişinin Allah'a kullukta ve onu yüceltmede hızla ve gayretle hareket etmesi anlamına dönüştüğünü açıklar. Toshihiko Izutsu ise bu kelimenin sadece insanların sözlü bir ifadesi olmadığını, evrendeki tüm varlıkların kendi ontolojik varoluşlarıyla Allah'ın aşkınlığını ve yüceliğini kozmik bir boyutta haykırdıklarını, ayetteki bağlamın evrensel bir boyun eğişi gösterdiğini vurgular.

        Allah (اللَّه)

        Kelimenin kökeninin e-l-h veya v-l-h harflerine dayandığı kabul edilmektedir. İbn Fâris, kelimenin kulluk ve ibadet etmek anlamındaki ilâh kökünden türediğini ve tüm ibadetlere layık olan tek varlık anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ilâh isminin başına belirlilik takısı olan el harf-i tarifinin gelmesiyle oluştuğunu kaydederken, aynı zamanda şaşkınlık ve hayret anlamına gelen veleh kökünden de gelebileceğini, zira akılların O'nun zatını kavramada hayrete düşüp aciz kaldığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin İslam öncesi Arabistan'da da bilindiğini, Güney Arabistan ve Nebati yazıtlarında Allâh veya Allâhat formlarında geçtiğini, terimin kökeninde muhtemelen Aramice veya Süryanice dilindeki Alaha kelimesinin bölge dillerine olan etkisinin bulunduğunu ifade eder. Theodor Nöldeke de bu görüşü destekleyerek, kelimenin Sami dillerindeki yüce yaratıcıyı ifade eden Alaha kelimesiyle etimolojik bir bağa sahip olduğunu ve bu yolla Arapça'ya yerleşip özelleştiğini savunur.

        Es-Semâvât (السَّمَاوَاتِ)

        Kelimenin kökü olan s-m-v harfleri, yükseklik ve yücelik ifade eder. İbn Fâris, kök anlamının yukarıda olan, yükselen ve üstte bulunarak gölge veren her şeyi kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yukarı yön ve fiziksel gökyüzü anlamına geldiğini, çoğul formu olan semâvât kelimesinin ise göğün tabakalarını ve çoklu yapıdaki evrensel katmanları işaret ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice shamayim ve Süryanice shmaya gibi diğer Sami dillerinde de birebir aynı kökle var olduğunu, bunun gökyüzünü ifade etmek için kullanılan çok eski ve ortak bir Sami köküne dayandığını ortaya koyar.

        El-Ard (الْأَرْضِ)

        Kelimenin e-r-d harflerinden oluşan kökü, aşağıda olanı ve yeryüzünü ifade eder. İbn Fâris, bu kökün alçakta bulunan, boyun eğen ve ayakların altında yer alan zemin anlamına geldiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin gökyüzünün zıttı olarak üzerinde yaşadığımız küre anlamına geldiğini, aynı zamanda alçakta olan her türlü fiziksel yapı için de kök anlamı itibarıyla kullanılabileceğini aktarır. Arthur Jeffery, bu kelimenin tıpkı gökyüzü kelimesi gibi ortak bir Sami mirası olduğunu, İbranicedeki eretz ve Aramicedeki ar'a kelimeleriyle aynı kökten gelerek antik Yakın Doğu dillerinde fiziksel dünyayı ve toprağı tanımlamak için yaygın biçimde kullanıldığını belirtir.

        El-Azîz (الْعَزِيزُ)

        Kelimenin kökü olan a-z-z harfleri; güç, şiddet, üstünlük ve nadir bulunma gibi anlamlar barındırır. İbn Fâris, bu kökün yenilmeyen, baskın gelen ve mutlak bir güce sahip olanı tanımladığını, ismin hiçbir şekilde mağlup edilemeyen ve gücü tartışılmaz olanı ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kök anlamı olan izzetin, insanın başkaları tarafından alt edilmesini engelleyen bir durum ve sağlamlık olduğunu, bu kelimenin Allah için kullanıldığında O'nun asla denk gelinemeyecek ve eşi bulunamayacak mutlak kudretini simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel dünyasında bu sıfatın, sadece yalın bir güçten ziyade, tüm evrenden ve insanlıktan itaat ve saygı talep eden, hem göklerin hem de yerin boyun eğdiği ilahi egemenliğin ve haşmetin bir yansıması olduğunu ifade eder.

        El-Hakîm (الْحَكِيمُ)

        Kelimenin kökünü oluşturan h-k-m harfleri; engellemek, alıkoymak ve hüküm vermek anlamlarına gelir. İbn Fâris, kökün temelinde haksızlığı ve yanlışı engellemek yattığını, bir yöneticinin zulmü engellemesi gibi, hikmetin de sahibini ahmaklıktan ve cahillikten alıkoyduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hikmet kelimesinin ilim ve akıl yoluyla gerçeğe ulaşmak olduğunu, Allah'ın bu sıfatının ise O'nun her şeyi en saf ve kusursuz haliyle bilmesi, yarattığı her şeyi en sağlam, eksiksiz ve yerli yerinde var etmesi anlamına geldiğini söyler. Arthur Jeffery, bu kökün çevredeki Sami dillerinde, özellikle Aramicede yargılamak, karar vermek ve yönetmek anlamlarında kullanıldığını, ancak Kur'an'ın kendi anlamsal dokusu içerisinde bu kökün sadece yargıyı değil, felsefi ve teolojik bir derin bilgelik boyutunu da kazanarak özelleştiğini ortaya koyar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X