مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hadid Sûresi, 22. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hadid suresi, musibet, hadid 22, kader, yazılı kitap, kolaylık, hadid suresi 22. ayet, allah, kitap, arz
-
"Yeryüzünde vuku bulan veya başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın. Kuşkusuz bu Allah’a göre kolaydır.”
Olayların Vuku Bulmadan Yazılması
Cenâb-ı Hak bütün vukuatı kitapta yazdığını söylemektedir, hem de o olaylar olmadan, yani onları yaratmadan önce yazdı. Çünkü yaratılmadan önce o olayların bizzat kendilerinin kitapta olması ihtimali yoktur. Âyet, o olayların gerçekleşeceğine dair bilginin kitapta bulunduğuna işaret etmektedir. Meselâ Allah “Kur'anda lânetlenen ağaç” buyurmaktadır, bu, o ağacın kendisinin Kur’ân’da yer aldığı anlamına gelmez, ancak onun adını Kuranda belirttiği mânasına gelir. Bu mânada rivayet edilen bir hadiste Resûlullah (s.a.), düşman toprağına Kuran'la gidilmesini yasakladı. Yani Hz. Peygamber, Kur'an âyetlerinin yazıldığı sayfalarla düşman toprağına gidilmesini yasakladı, yoksa sayfalarda yazılı olan Kur'anın bizzat kendisini yasaklamış değildir. İşte âyette belirtilen vukuat da bu mânadadır, dolayısıyla bu ifade hakikat değil mecazdır. En doğrusunu Allah bilir. Onu yaratmadan önce sözünün işaret ettiği mânaya dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları buna o olayları yaratmadan önce, anlamını vermiş; bazıları da o insanları ve o yeri yaratmadan önce mânasını vermiştir. İlk mâna daha doğrudur.
Kuşkusuz bu Allah’a göre kolaydır. Bu İlâhî beyan iki şekilde yorumlanır. Birincisi, insanların mallarına ve canlarına çok fazla musibet getirmek Allah için kolaydır. O na zor gelmez. Allah yeryüzü hükümdarları gibi değildir; yeryüzü yöneticilerinin ordularına ve hizmetçilerine gelen musibetler, reislerine de ağır gelir, çünkü onlar orduları ve hizmetçileriyle ayakta durmaktadırlar, onların kendilerine faydaları vardır. Allah Teâlâ burada, bütün mahlûkatın varlığını devam ettirmesinde kendisine yönelik bir fayda olmadığı gibi hepsinin yok olup gitmesinde de bundan kendisine gelecek bir zarar olmadığını haber vermektedir. İşte bundan dolayı her şey kendisine kolay gelmektedir.
İkincisi, henüz var olmayanı, sonradan yaratılacak olanı yazmak ve var olmayan bir şeyi bilmek Allah için kolaydır ve basittir. Buna göre de Allah, vakti geldiğinde var olacak olan olayları ezelde bildiğini, bunun kendisi için zor olmadığını, bir şeyi henüz var olmadan ve ortaya çıkmadan önce bilmek yaratılanlar için zor olduğu halde bunun kendisi için hiçbir zorluk teşkil etmediğini haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Kullara Ait Fiillerin Yaratılmış Olması Meselesi
Âyet-i kerîme, kullara ait fiillerin yaratıldığına işaret etmektedir. Çünkü âyette geçen “musibet” (مُصِيبَةٍ) kelimesi, yaratılanların başına gelen ve kendilerinin etkisi bulunan fiiller için kullanıldığı gibi kendilerinin hiç etkisi olmadan başlarına gelen olaylar için de kullanılır. Sonra Allah Teâlâ onları yaratmayı mutlak bir ifadeyle kendi zatına nispet etmektedir; Biz onu yaratmadan önce. İşte bu, kulların fiillerini Allah’ın yarattığını ifade eder. Görmez misin ki Allah Teâlâ, yaratılanların eliyle gerçekleşen fiillere de musibet adını vermektedir: "Sizin bizim hakkımızda beklediğiniz, sonuç ne olursa olsun (bize göre) iki güzellikten biridir. Bizim sizinle ilgili beklentimize gelince, Allah ya katından bir musibet gönderecek veya sizin cezanızı bizim elimizle verecektir. Başka bir âyette de şöyle buyurmaktadır: “Onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın”. Mutezile âlimleri ise şöyle der; Yaratılanların hiç etkisi olmayan işlerde, başımıza şöyle bir musibet geldi denilir, fakat yaratılanların dahli bulunan işler için musibete uğratıldık denilir. Ancak bu ifade yanlıştır, çünkü başına gelen her musibet için, sen musibete uğratıldın denilmesi mümkündür. Musibete sen düşsen de gene sana isabet etmiştir. Çünkü sana bir musibet geldiğinde, sen musibete uğratılmışsın demektir. Bu dilde türlü ifadelerin kullanılması mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Asâbe (أَصَابَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan s-v-b (ص-و-ب) harflerinin bir şeyin hedefine ulaşması, yukarıdan aşağıya doğru inmesi ve bir şeye isabet etmesi manalarına geldiğini belirtir; yağmurun yağmasına da hedefine ulaşması sebebiyle "savb" dendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bir okun hedefi tam vurması veya bir şeyin birine ulaşması eylemini nitelediğini, ayette ise meydana gelen olayların tesadüf değil, tam yerini bulan ilahi bir takdir sonucu gerçekleşmesini simgelediğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamında hem olumlu hem olumsuz her türlü durumun, varlık alanına çıkarken belirlenmiş bir "isabet" yasası içinde cereyan ettiğini ifade eden dinamik bir ontolojik eylem olduğunu analiz eder.
Musîbetin (مُصِيبَةٍ)
İbn Fâris, s-v-b kökünden gelen bu kelimenin de aynı şekilde bir şeyi bulmak, ona isabet etmek ve başına gelmek manalarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dilde genellikle hoşa gitmeyen, zorlayıcı ve sarsıcı olaylar (felaketler) için kullanılsa da, etimolojik olarak aslında kişiyi "bulan" her türlü olayı nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, musibet kavramının Kur'an'ın kader (takdir) semantiğinde çok önemli bir yeri olduğunu; insanın iradesi dışında gerçekleşen ve dış dünyadan veya kendi nefsinden kaynaklanan, ilahi plana göre kendisine yöneltilmiş (isabet etmiş) "kozmik bir vuruş" olduğunu tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki kökenlerine değinerek, bir olayın gerçekleşmesi veya bir şeyin tam isabetle vuku bulması anlamlarının kadim Arapça ve kökteş dillerde mevcut olduğunu belirtir.
El-Arda (الْأَرْضِ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, taban, üzerinde durulan sabit yer ve gökün zıddı manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, üzerinde canlıların yaşadığı fiziksel mekanı ifade ettiğini; ayette "yerde meydana gelenler" bağlamında, deprem, kuraklık veya kıtlık gibi toplumsal ve ekolojik olayları kapsayan uzamsal bir alan olduğunu detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami mirası olduğunu, Akatça "ersetu", İbranice "eretz" ve Aramice "ar'a" kelimeleriyle aynı s-r-d kökünden gelerek Arapçaya en temel varlık ismi olarak yerleştiğini aktarır.
Enfusikum (أَنْفُسِكُمْ)
İbn Fâris, n-f-s kökünün bir şeyin aslı, nefes, canlılık, ruh ve kan manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nefsin insanın bizzat kendisi ve karakter bütünlüğü olduğunu; ayette "nefslerinizde meydana gelenler" ifadesinin hastalık, ölüm, korku veya kaygı gibi bireysel ve psikolojik süreçleri nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, nefis kavramının ayette "arz" (yeryüzü) ile karşıtlık içinde sunulmasının; ilahi takdirin hem makro kozmosu (yeryüzünü) hem de mikro kozmosu (insan benliğini) kuşattığını gösteren ontolojik bir bütünlük kurduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin insandaki biyolojik ve ruhsal kırılganlığı temsil ettiğini analiz eder.
Kitâbin (كِتَابٍ)
İbn Fâris, k-t-b kökünün bir şeyi diğerine eklemek, dikiş dikmek, bir araya getirmek ve toplamak manalarına geldiğini; yazma eylemine de harfleri bir araya getirmesi sebebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kitâbın burada Allah'ın ezelî bilgisini ve takdirini içeren "Levh-i Mahfuz" olduğunu, her şeyin bu ilahi bilgi kayıtlarında (bir araya getirilmiş/toplanmış planda) mevcut olduğunu detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice'deki "ketâbâ" (kutsal metin, yazılı kayıt) kavramından Arapçaya dini ve hukuki bir otorite ifadesi olarak geçtiğini savunur. Gabriel Said Reynolds, "kitâb"ın bu bağlamda bir "ilahi kayıt defteri" veya "kozmik sicil" işlevi gördüğünü, Geç Antik Çağ teolojik metinlerindeki Tanrı'nın her şeyi önceden bildiği ve kaydettiği tasavvuruyla semantik bir süreklilik barındırdığını öne sürer.
Kabl (قَبْلِ)
İbn Fâris, k-b-l kökünün ön taraf, bir şeyin başlangıcı ve karşı taraf manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zaman ve mekan bakımından öncelik bildirdiğini; ayette ise olaylar henüz gerçekleşmeden, zamansal bir başlangıcın bile öncesinde o durumun ilahi bilgide mevcut olduğunu ifade ettiğini açıklar.
Nebra'ehâ (نَبْرَأَهَا)
İbn Fâris, b-r-e kökünün bir şeyden kurtulmak, uzaklaşmak, kusursuzluk ve yoktan var etmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ber'e" fiilinin bir şeyi hiçbir model olmaksızın, ona özgü bir biçim ve kusursuzluk vererek yaratmak (ibda) olduğunu; ayetteki "onu yaratmamızdan önce" ifadesinin, olayın henüz somut varlık alanına çıkmasından önceki süreci nitelediğini detaylandırır. Arthur Jeffery, b-r-a kökünün yaratma eylemi için kullanılmasının İbranice (bara) ve Aramice geleneklerle ortak olduğunu, bu kelimenin Arapçaya Tanrı'nın mutlak yaratıcı kudretini niteleyen bir terim olarak dahil olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin nesnelerin kaostan çıkıp belirli bir form (vücud) kazanmasını temsil ettiğini, ilahi bilginin ise bu form kazanmadan önce de eşyayı kuşattığını tahlil eder.
Allah (اللَّهِ)
İbn Fâris, kelimenin e-l-h köküne dayandığını ve kulluk yapılan, mutlak itaat edilen yegane varlık anlamına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Süryanice "Alaha" formundan geldiğini ve kadim Sami tek tanrı inancının ismi olduğunu savunur. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dil ailesindeki tarihsel derinliğine vurgu yaparak, Kur'an'ın bu ismi mutlak tevhidin merkezi ismi olarak yeniden inşa ettiğini ifade eder.
Yesîr (يَسِيرٌ)
İbn Fâris, y-s-r kökünün kolaylık, rahatlık, yumuşaklık ve bir şeye karşıdan bakıldığında sol tarafta kalmak (sol elin kolaylığı) manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir işin hiçbir zahmet ve güçlük çekilmeden, en pürüzsüz şekilde yapılabilir olmasını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, her şeyin önceden kaydedilmesi ve yaratılması sürecinin Allah için hiçbir zorluk barındırmadığını, ilahi kudretin bu muazzam planlamayı ve icrayı zahmetsizce gerçekleştirdiğini vurgulayan bir nitelik olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Yesîr isminin ilahi kudretin mutlaklığını ve insanın imkansız gördüğü şeylerin ilahi irade dairesinde ne kadar akıcı ve kolay olduğunu temsil ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla