Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hadid Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hadid Sûresi, 17. Ayet

    اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İ’lemû enna(A)llâhe yuhyî-l-arda ba’de mevtihâ(c) kad beyyennâ lekumu-l-âyâti le’allekum ta’kilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bilin ki Allah, ölmüş toprağa yeniden hayat verir. Şüphesiz biz, düşünesiniz diye delilleri bir bir açıklamışızdır.”

      Bilin ki Allah, ölmüş toprağa yeniden hayat verir. Cenâb-ı Hak bunu, ölmüş toprağa yeniden hayat verdiğini onlar bilmedikleri için söylemiş değildir, aksine bunu onlar da biliyorlardı. Fakat Allah Teâlâ bunu, tıpkı Resûlullah’a (s.a.) “Bil ki, Allah’tan başka tanrı yoktur”, yani Aziz ve Celil olan Allah’ın rablığını ve birliğini her saat ve her an kalbine hissettir düsturunu hatırlattığı gibi onlara da bu gerçeği hatırlatmaktadır. Buna göre Bilin ki Allah, ölmüş toprağa yeniden hayat verir İlâhî kelâmı, Allah’ın ulûhiyetini ve rablığını her an ve her saat kalplerinize hissettirin, sadece O’na ibadet edin, lâyık olmadığı niteliklerden ve yaratılanlara ait vasıflardan O’nu tenzih edin ve aklayın mânasına gelir. Çünkü O’nun ölmüş toprağa bile yeniden hayat verdiğini biliyorsunuz, sizleri çeşitli yollarla imtihan edeceğini de bilin! Çünkü sözünü ettiği varlıklara boş ve faydasız yere hayat vermesi ve sizi tamamen başıboş bırakmış olması ihtimali yoktur. Yahut şöyle deriz: Allah Teâlânın ölmüş toprağa yeniden hayat verdiğini siz de biliyorsunuz ve Onun yeniden hayat verdiği topraktan faydalanmayı arzu ediyorsunuz, o nimetleri elde etmeye çalışıyorsunuz; öyleyse ebedî hayatta sürekli nimetlere ve bereketlere kavuşmak için de çalışın. Veyahut şöyle söyleriz: Allah Teâlâ'nın ölmüş toprağa yeniden hayat vermeye kadir olduğunu bildiğiniz gibi sizleri de ölümden sonra yeniden diriltmeye kadir olduğunu da bilin!

      Şüphesiz biz, düşünesiniz diye delilleri bir bir açıklamışızdır. Belki anlamına gelen "lealle” (لعل) edatının, Allah Teâlâ tarafından kullanıldığında gereklilik mânasına geldiğini daha önce söylemiştik. Ancak burada ummak, olmasını beklemek anlamına gelir; akıl yoluyla âyetleri bilip üzerinde düşündükleri ve tefekkür ettikleri zaman onların Allah’ın âyetleri olduğunu anlamalarını beklemek, ümit etmek demektir. Yahut "lealle” kelimesi, beklemek ve ummak değil de gereklilik anlamına geldiğini düşünürsek, o zaman özel olarak bazı kişileri işaret ettiği mânasına gelir. Bu kişiler de akıllarını kullanarak bunların Allah’ın âyetleri olduğunu anlayacaklarını ve onlara iman edeceklerini Cenâb-ı Hakk’ın bildiği kimselerdir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İ'lemû (اعْلَمُوا)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyin izi, işareti ve diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayan alamet manasına geldiğini; ilmin de bir şeyi gerçeğiyle kavramak ve onu diğerlerinden ayırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "biliniz" şeklindeki bu emir kipinin, sadece zihni bir kabulü değil, o bilginin gerektirdiği bir farkındalığı ve eyleme geçişi simgelediğini; ilmin eşyanın hakikatini olduğu gibi idrak etmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da "bilmek" (ilm) eyleminin, kozmik işaretleri okumak ve bu işaretler üzerinden Yaratıcı'nın varlığına ve gücüne dair sarsılmaz bir biliş düzeyine ulaşmak olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu hitabın, insanın dikkatini doğadaki biyolojik süreçlere (yeryüzünün dirilişi) çekerek bu veriden teolojik bir sonuç (ahiret/diriliş) çıkarmaya yönelik aklî bir çağrı olduğunu analiz eder.

        Allah (اللَّهَ)

        İbn Fâris, bu ismin e-l-h köküne dayandığını, ibadet edilen ve mutlak itaat edilen yegane varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının ibadete ve kulluğa layık olan tek zatı ifade ettiğini, kalplerin hayret ve sığınma duygusuyla O'na yöneldiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni itibarıyla Aramice ve Süryanice'deki "Alaha" formundan Arapçaya geçtiğini ve İslam öncesi dönemden beri en yüce yaratıcıyı nitelediğini savunur. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dil ailesindeki tarihsel derinliğine dikkat çekerek, bu ismin mutlak bir tek tanrı inancının (monoteizm) merkezi kavramı olarak Kur'an'da zirve noktasına ulaştığını ifade eder.

        Yuhyî (يُحْيِي)

        İbn Fâris, h-y-y kökünün hayat, canlılık ve ölümün zıddı olma manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin yokluktan varlığa çıkarma veya cansız olanı biyolojik bir işleyişe dahil etme eylemini nitelediğini; ayetteki bağlamında Allah'ın yeryüzündeki bitki örtüsünü ve yaşam döngüsünü her an yeniden inşa etmesini ifade ettiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, diriltme eyleminin (ihya) Kur'an'da sadece biyolojik bir olgu değil, aynı zamanda Allah'ın mutlak yaratıcılığının ve her an mevcudat üzerinde tasarruf sahibi oluşunun (halk-ı cedîd) en somut delili olarak sunulduğunu analiz eder.

        El-Arda (الْأَرْضَ)

        İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, taban ve üzerinde yaşanılan mekan anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, göklerin (semâvât) zıddı olarak yeryüzünü tanımlayan bu kelimenin, ayette ilahi kudretin sergilendiği bir ontolojik sahne olarak betimlendiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerinin ortak mirası olduğunu, İbranice "eretz" ve Aramice "ar'a" kelimeleriyle aynı kökten gelip Arapçaya yerleşmiş temel bir uzam adı olduğunu aktarır.

        Mevtihâ (مَوْتِهَا)

        İbn Fâris, m-v-t kökünün hareketin ve canlılığın kesilmesi, durağanlık ve sönme anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ölümün (mevt) hayatın yokluğu veya hayatın geri alınması olduğunu; ayette yeryüzünün "ölümü" ifadesiyle, kuraklık ve verimsizlik halinin kastedildiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da hayat-ölüm zıtlığının doğadaki gözlemlenebilir süreçler üzerinden verilmesinin, soyut bir ahiret inancını somutlaştırmaya yarayan en güçlü ontolojik metafor olduğunu tahlil eder.

        Beyyennâ (بَيَّنَّا)

        İbn Fâris, b-y-n kökünün bir şeyin diğerinden ayrılması, aranın açılması ve netlik manasına geldiğini; ayette "açıkladık" anlamında kullanılan bu fiilin, gerçeği her türlü kapalılıktan kurtarmak demek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, beyan etmenin hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden ayıran kesin ve anlaşılır bir dil kurmak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin "tebyîn" babında gelmesinin, ilahi mesajın anlaşılması için hiçbir engel bırakılmadığını, işaretlerin (âyât) insan aklının kavrayabileceği bir berraklıkla sunulduğunu vurguladığını analiz eder.

        El-Âyât (الْآيَاتِ)

        İbn Fâris, e-y-y kökünün bir şeye delalet eden nişan, işaret ve kanıt anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, âye kelimesinin bir gerçeği ispatlayan mucizevi alamet olduğunu; ayette hem doğadaki diriliş olayının (ontolojik ayet) hem de bu gerçeği anlatan ilahi kelamın (linguistik ayet) kastedildiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice "âthâ" (alamet) kelimesinden Arapçaya dini bir içerikle yerleştiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, ayet kavramının Kur'an'ın sembolik dilinin temeli olduğunu; evrenin bir işaretler bütünü olarak okunması gerektiğini ve bu işaretlerin nihai olarak Yaratıcı'yı gösterdiğini tahlil eder.

        Ta'kilûn (تَعْقِلُونَ)

        İbn Fâris, a-k-l kökünün bir şeyi engellemek, bağlamak, alıkoymak ve dizginlemek manasına geldiğini; deveyi bağlamaya yarayan ipe (akâl) bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, akıl etmenin insanı hatalardan, çirkin işlerden ve cehaletten alıkoyan, doğruyu yanlıştan ayıran zihni bir melek olduğunu; ayetteki formunun ise bu yetiyi aktif olarak kullanmaya yönelik bir teşvik olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da aklın sadece mantıksal bir işlem (reasoning) değil, aynı zamanda manevi ve ahlaki bir sorumluluk bilinci olduğunu; ilahi işaretleri (âyât) görüp onlardan gerekli dersi çıkarmanın "akıl etmek" olarak tanımlandığını tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kelimeyle bitmesinin, inancın körü körüne bir kabul değil, aklî bir çıkarım ve tefekkür (düşünme) süreci sonunda ulaşılması gereken bir zirve olduğunu gösterdiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X