فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hadid Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hadid suresi, hadid 15, kafirler, cehennem, fidye yokluğu, hadid suresi 15. ayet, kötü varış yeri, gün, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"Bugün artık ne sizden ne de açıkça inkâr edenlerden bir fidye kabul edilir. Varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir gidiş!"
Bugün artık ne sizden ne de açıkça inkâr edenlerden bir fidye kabul edilir. Bu âyetteki "yu’hazü” (يُؤْخَذُ) fiili, "tu'hazu" (تُؤْخَذُ) diye de okunmuştur, kıraat imamlarının çoğu “yu’hazü” diye okudular, her ikisi de aynı mânaya gelir. Yani o gün onlar için fidye kabul edilmez, onlar için fidye olması ve onun kabul edilmesi asla söz konusu değildir. Yahut Allah bunu temsil olarak söylemiştir: Yani faraza onların verecek fidyesi olsa bile kabul edilmez. Böylece Allah, âhiret şartlarının dünyadakinden farklı olduğunu haber vermektedir. Çünkü dünyada belâyı defetmek için çare olarak bazan fidye verilir, bazan da aracılar kullanılır. Varacağınız yer ateştir; yani cehenneme gideceksiniz. Size yaraşan odur; yani sizin için uygun ve lâyık olan yer cehennemdir. Ne kötü bir gidiş! Yani oraya gitmek ne kötü bir akıbettir!
Mûtezile ve Büyük Günah Meselesi
Bu âyet, Mûtezile’nin, büyük günah işleyenler ebedî olarak cehennemdedir iddiasını çürütmektedir. Çünkü Allah insanları üç gruba ayırdı ve onlar için üç menzil yarattı: Münafıklar, açıkça kâfir olanlar ve müminler; cehennemi kâfirlerin ve münafıkların yeri kıldı ve orayı o ikisinden başkasının menzili yapmadı. Büyük günah işleyen mümin, onlara göre de ne münafıktır, ne de kâfir! Aynı şekilde Allah insanları bir başka açıdan üç kısma ayırmıştır. Hayırda önde gidenler, ashâb-ı yemîn ve ashâb-ı şimâl. Ashâb-ı şimâl, inkâr eden kâfirlerdir. Büyük günah işleyenler ise onlara göre de inkâr edenler sınıfına girerler. Görmez misin ki Allah Teâlâ Vakıa sûresinin sonunda şöyle buyurmaktadır: Şayet o, Allaha yakın olanlardan ise; ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! Ama yoldan sapmış inkârcılardan ise onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir!”. Cenâb-ı Hak cenneti Allaha yakın olanlar ile ashâb-ı yemîn için yarattı, cehennemi de başkalarına değil sadece inkâr edenlere has kıldı. Cehennemi inkâr edenlerden başkaları için de varettiğini düşünenler, bahsettiğimiz âyetlerin zâhirine muhalefet etmektedirler.
Yorumu Yorumla
-
Elyevme (الْيَوْمَ)
İbn Fâris, y-v-m kökünün güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimini veya mutlak bir vakti ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin her ne kadar dilde bir günü ifade etse de, Kur'an'da genellikle "kıyamet günü" gibi büyük bir olayın gerçekleştiği belirli ve dehşetli bir zaman dilimini simgelediğini; ayette "bugün" denilerek artık dönüşü olmayan nihai yargı anının kastedildiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir zaman zarfından ziyade, münafıklar için tüm dünyevi mühletin bittiği ve ilahi adaletin bizzat icra edildiği eskatolojik kırılma anını temsil ettiğini tahlil eder.
Yuhazu (يُؤْخَذُ)
İbn Fâris, e-h-z kökünün bir şeyi elle tutmak, kavramak, almak ve bir şeyi zorla ele geçirmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin edilgen (meçhul) formda kullanılmasıyla, o gün kimseden herhangi bir bedelin kabul edilmeyeceği, mutlak bir teslimiyetin ve ilahi hükmün kaçınılmazlığının vurgulandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, e-h-z kökünün Kur'an'da Tanrı'nın suçluları yakalaması veya cezayı yürürlüğe koyması bağlamındaki gücüne dikkat çekerek, burada kabul edilmeyecek olan "alma" eyleminin ilahi otoritenin sarsılmazlığını gösterdiğini analiz eder.
Fidyetun (فِدْيَةٌ)
İbn Fâris, f-d-y kökünün bir şeyi bir başka şeyin karşılığı olarak vermek, bir canı veya malı bedel ödeyerek kurtarmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, aslen esiri kurtarmak için ödenen bedele fidye dendiğini; ayette ise cehennem azabından kurtulmak için sunulabilecek hiçbir maddi veya manevi karşılığın, kurtuluş akçesinin geçerli olmayacağını ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinde yaygın olduğunu, İbranice'deki "pidyon" (kurtuluş bedeli) kelimesiyle aynı kökten gelip Arapçaya kadim bir dini ve hukuki terim olarak yerleştiğini aktarır. Gabriel Said Reynolds, "fidye" kavramının geç antik çağ teolojik tartışmalarında ruhun kurtuluşu için sunulan bedel anlamıyla paralellik taşıdığını, Kur'an'ın bu kavramı kullanarak ahiretteki mutlak çaresizliği resmettiğini tahlil eder.
Keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris, k-f-r kökünün bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, gerçeği bilerek örtmek, nimete karşı nankörlük etmek ve imanı reddetmek anlamlarını taşıdığını; ayette münafıkların yanı sıra açıkça inkâr edenlerin de aynı akıbete (fidyenin kabul edilmemesi) ortak edildiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, küfür kavramının Kur'an semantiğinde Allah'ın ayetlerine ve nimetlerine karşı bilinçli bir meydan okuma, ontolojik bir körlük ve mutlak bir nankörlük hali olduğunu, bunun sonucunun ise ahirette fidyenin kabul edilmemesiyle mühürlendiğini tahlil eder.
Me'vâkum (مَأْوَىٰكُمُ)
İbn Fâris, e-v-y kökünün bir yere dönmek, bir yerde toplanmak, sığınmak ve yerleşmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sığınılacak yer, barınak ve kalıcı konut manasındaki me'vâ kelimesinin cehennem için kullanılmasının, münafıkların ve kâfirlerin kaçacak başka hiçbir melcelerinin bulunmadığını ifade eden sarsıcı bir nitelendirme olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin normalde huzur ve güven veren bir yuvayı çağrıştırmasına rağmen ateşle yan yana gelmesinin, suçlular için artık tek varoluşsal mekanın azap yurdu olduğunu vurgulayan derin bir ironi taşıdığını analiz eder.
En-Nâru (النَّارُ)
İbn Fâris, n-v-r kökünün sıcaklık, aydınlık, yakıcılık ve hareket manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem ışığı hem de ısıyı ifade ettiğini, ancak dini literatürde Allah'ın gazabının ve azabının somut mekanı olan cehennemi temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın nur (aydınlık/hidayet) ve nâr (ateş/azap) kavramlarını ontolojik birer zıtlık olarak konumlandırdığını; dünyada hidayet nurunu reddedenlerin ahirette ancak nâr (ateş) ile kuşatılacağını tahlil eder.
Mevlâkum (مَوْلَىٰكُمْ)
İbn Fâris, v-l-y kökünün yakınlık, dostluk, yardım ve bir işi üstlenmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mevlâ kelimesinin koruyucu, dost ve efendi manalarını taşıdığını; ancak cehennemin "mevlâ" olarak nitelenmesinin, onlara eşlik edecek yegane "yakının" ve üzerlerinde otorite kuracak tek "efendinin" ateş olduğunu gösteren çok acı bir ironi barındırdığını detaylandırır. Toshihiko Izutsu, kadim Arap kabile sisteminde mevlânın kişiyi koruyan sığınak olduğunu, ayette ise bu sığınağın kişiyi yakan ateşe dönüştürülerek cahiliye değerlerinin altüst edildiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ateşin onlara mevlâ kılınmasının, münafıkların dünyadaki sahte dostluklarının ve sığınaklarının yerini alan zorunlu bir "ontolojik eşlikçi" olduğunu vurgular.
Bi'se (بِئْسَ)
İbn Fâris, b-e-s kökünün şiddet, sıkıntı ve kötülük manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyi kötülemek (zem) için kullanılan bu kelimenin, durumun vahametini ve tercih edilen sonucun ne kadar aşağılık olduğunu vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin ayetteki kullanımının, insanın kendi eliyle hazırladığı akıbetin (cehennemin) ne kadar korkunç ve onur kırıcı bir son olduğunu teyit eden ilahi bir hüküm niteliği taşıdığını analiz eder.
El-Masîru (الْمَصِيرُ)
İbn Fâris, s-y-r kökünün bir halden başka bir hale geçmek, yürümek ve varılacak yer manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dönüp dolaşıp varılacak son durak ve nihai hedef manasını taşıdığını; insanın hayat yolculuğunun kaçınılmaz olarak bu noktada düğümlendiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, masîr kavramının Kur'an'ın eskatolojik şemasında tüm yolların sonunda Allah'ın adaletine ve belirlenen mekana çıkacağını ifade eden kesin bir varış noktası, bir "geri dönüş limanı" olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla