Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hadid Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hadid Sûresi, 14. Ayet

    يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَـتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yunâdûnehum elem nekun me’akum(s) kâlû belâ velâkinnekum fetentum enfusekum ve terabbastum vertebtum ve ġarratkumu-l-emâniyyu hattâ câe emru(A)llâhi ve ġarrakum bi(A)llâhi-lġarûr(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Münafıklar onlara, ‘Sizinle beraber değil miydik?' diye seslenirler. Onlar, ‘Evet öyleydi' derler, ama siz başınızı belâya kendiniz soktunuz, fırsat kolladınız, hep şüphe içinde oldunuz ve Al2lah'ın emri gelip çatıncaya kadar geleceğe yönelik kuruntularınız sizi oyaladı; bundan ötürü o aldatma ustası da Allah hakkında sizi kandırıp durdu."

      ‘Sizinle beraber değil miydik?' diye seslenirler. Yani münafıklar müminlere, Biz de sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. Onlar da ‘Evet öyleydi', derler. Onların, Biz sizinle beraber değil miydik? demeleri, muhtemelen dünyada iken müslümanları aldattıkları gibi o gün de aldatacakları arzusunun ifadesidir. Allah Teâlâ, O gün Allah onların hepsini diriltecek; (dünyada) size yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler” mealindeki âyette, onların dünyada iken de âhireti inkâr ettiklerini haber vermekle, sonra da onların yeminlerinde yalan söylediklerini bildirmektedir. İşte buna göre onların Biz de sizinle beraber değil miydik? diye seslenmeleri, münafıkların müminleri aldatma gayretinden başka bir şey değildir. Buradaki mesele, müminlerin Evet öyleydi demeleridir. Müminler onların kendileriyle beraber olmadıklarını bildikleri halde nasıl olur da Evet öyleydi, diyebilirler? Biz deriz ki: Müminlerin cevabı, onların hitabını ve muradını bilip anladıkları mânasına gelebilir, bundan dolayı öyle cevap vermişlerdir. Yahut onların Evet öyleydi demeleri, evet siz bizimle beraber olduğunuzu söylüyordunuz, fakat bizimle beraber değildiniz mânasına gelir. Veyahut onlar hakikatte değil zahirde kendilerini öyle gösterdiklerinden dolayı bu cevabı vermişlerdir.

      Ama siz başınızı belâya kendiniz soktunuz. Bu İlâhî beyan, farklı mânalara gelir. Birincisi, size menfaat verene dönme işinde kendinizi kendiniz sıkıntıya soktunuz. Yani kendinizi sıkıntıya soktunuz da menfaatin ve elde edilecek hedefin bulunduğu yere kendinizi yönelttiniz. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “İnsanlar içinde kimileri vardır ki, Allaha şartlı olarak kulluk eder; öyle ki kendisine bir iyilik denk gelirse bundan pek memnun olur, ama başına bir imtihan sıkıntısı gelse hemen yüz çevirir”. İbn Kuteybe, Başınızı belâya kendiniz soktunuz meâlindeki âyete, kendinizi günaha soktunuz mânasını verdi.

      Fırsat kolladınız. Bu İlâhî beyan iki şekilde yorumlanır. Birincisi, işlerin sonunu beklediniz ve ona göre tavır takındınız. İkincisi, Resûlullah (s.a.) yakında ölecek yahut İslâm’dan tekrar kâfirlerin dinine dönecek diye beklediniz. Hep şüphe içinde oldunuz, yani şüphenizi ve tereddüdünüzü giderecek deliller getirse bile sürekli kuşku duydunuz. Kuruntularınız sizi oyaladı; burada kuruntu anlamına gelen “emânî” (الأماني) kelimesi iki şekilde yorumlanmıştır. Birincisi, söylediğimiz gibi onlar kazanacakları menfaatlerin peşine düşüyorlar anlamına gelir, nasıl oluyor da gayelerini buna tâbi kılıyorlar? İkincisi, onların, Resûlullah’ın (s.a.) ölümünü veya helakini yahut kendi dinlerine dönmesini temenni etmeleri anlamındadır. Nihayet Allahın emri gelip çattı; yani helâk emri yahut kıyamet günü gelip çattı. O aldatma ustası da Allah hakkında sizi kandırıp durdu; yani şeytan sizi aldatıp Allah’ın dininden çevirdi.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yunâdûnehum (يُنَادُونَهُمْ)

        İbn Fâris, n-d-y kökünün seslenmek, nida etmek, bir topluluğa dahil olmak ve sesin ulaştığı yer manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nida" eyleminin yüksek sesle çağırmak olduğunu; ayette münafıkların, aralarına çekilen aşılmaz duvarın (sûr) arkasından müminlere çaresizce ve bağırarak seslenmelerini ifade ettiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu seslenişin bir diyalog arayışından ziyade, kaybedilen ortak geçmişe tutunma çabası ve dehşet anındaki varoluşsal bir haykırış olduğunu analiz eder.

        Nekun (نَكُن)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün bir şeyin var olması, meydana gelmesi ve bulunması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin ayette geçmiş zamandaki birlikteliğe (beraberliğe) işaret ettiğini; münafıkların dünyada müminlerle aynı sosyal çevrede, aynı saflarda "bulunmuş" olmalarını bir mazeret veya kurtuluş vesilesi olarak öne sürdüklerini ifade eder.

        Maakum (مَّعَكُمْ)

        İbn Fâris, m-a-a kökünün beraberlik, birliktelik ve refakat manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin zahiri bir fiziksel birlikteliği ifade ettiğini; münafıkların "sizinle beraberdik" derken kalbi bir aynılığı değil, dünyadaki şekilsel ortaklıklarını kastettiklerini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, münafıkların bu iddiasının Kur'an'ın "iman" ile "nifak" arasındaki ontolojik uçurumu nasıl derinleştirdiğini gösterdiğini; fiziksel beraberliğin (maiyyet), kalbi bir iman birliği olmadıkça ahirette hiçbir hükmünün kalmadığını tahlil eder.

        Fâtentum (فَتَنتُمْ)

        İbn Fâris, f-t-n kökünün altını ateşe atıp saflığını kontrol etmek, denemek, azaba uğratmak ve yoldan çıkarmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, müminlerin münafıklara verdiği cevapta geçen bu kelimenin; münafıkların kendi kendilerini nifak ateşiyle yaktıklarını, dünyevi çıkarlar uğruna karakterlerini bozduklarını ve nefislerini helake sürüklediklerini (fitneye düşürdüklerini) ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fitnenin burada insanın kendi özgür iradesiyle hakikatten sapması ve içsel bütünlüğünü parçalaması anlamında ahlaki bir intihar olarak nitelendirildiğini analiz eder.

        Enfusekum (أَنفُسَكُمْ)

        İbn Fâris, n-f-s kökünün bir şeyin aslı, nefes, canlılık ve kişinin bizzat kendisi manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nefis kelimesinin burada insanın iradesini ve kişiliğini temsil ettiğini; münafıkların başkası tarafından değil, bizzat kendi elleriyle kendilerini aldattıklarını ve hüsrana uğrattıklarını vurguladığını detaylandırır.

        Terabbastum (وَتَرَبَّصْتُمْ)

        İbn Fâris, r-b-s kökünün beklemek, gözetlemek, fırsat kollamak ve bir şeyin sonucunu gözlemek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin münafıkların dünyadaki taktiksel bekleyişlerini ifade ettiğini; İslam'ın ve müminlerin başına bir felaket gelmesini beklediklerini veya hangi taraf galip gelirse ona eklemlenmek için pusuya yattıklarını (terabbus) açıklar. Toshihiko Izutsu, terabbus kavramının münafık karakterinin en belirgin özelliklerinden biri olan "kararsızlık" ve "fırsatçılık" halini yansıttığını tahlil eder.

        İrtebtum (وَارْتَبْتُمْ)

        İbn Fâris, r-y-b kökünün şüphe, tereddüt ve kalbin mutmain olmaması manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irtiyab" kavramının insanın iç dünyasında hakikate karşı duyduğu sarsıcı şüphe olduğunu; münafıkların dilleriyle inandıklarını söylerken kalplerinde öldürücü bir tereddüt taşıdıklarını ve bu şüphenin onları ilahi nurdan mahrum bıraktığını ifade eder.

        Ğarratkum (وَغَرَّتْكُمُ)

        İbn Fâris, ğ-r-r kökünün gaflet, aldatmak, bir şeyin dış görünüşüne kanmak ve boş ümitlere kapılmak manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, aldatma eyleminin insanın gerçeği görmesine engel olan sahte bir cazibe ile gerçekleştiğini; münafıkların dünya hayatına, makama ve sahte güven duygularına aldanarak ebedi gerçeği unuttuklarını açıklar.

        Emâniyyu (الْأَمَانِيُّ)

        İbn Fâris, m-n-y kökünün ölçmek, takdir etmek, kuruntu ve hayal kurmak manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ümniyye" kelimesinin çoğulu olan bu ifadenin; hiçbir temeli olmayan boş kuruntuları, gerçeklikten kopuk hülyaları ve "Allah nasıl olsa affeder" şeklindeki sorumsuz beklentileri ifade ettiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emâniyyu kavramının insanı eylemsizliğe ve sahte bir dindarlık algısına sürükleyen en tehlikeli psikolojik tuzak olduğunu analiz eder.

        Câe (جَاءَ)

        İbn Fâris, c-y-e kökünün gelmek, ulaşmak ve ortaya çıkmak manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kesinlik bildirdiğini; münafıkların boş hayallerle avundukları sürecin, ilahi hükmün (ölüm veya kıyamet) gelmesiyle aniden kesintiye uğradığını ifade eder.

        Emr (أَمْرُ)

        İbn Fâris, e-m-r kökünün buyruk, ferman, iş ve durum manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "emrullah" (Allah'ın emri) tamlamasının burada ölümü veya kıyamet gerçeğini ifade ettiğini; mühletin bittiği ve hakikatin tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığı nihai müdahale anını temsil ettiğini açıklar.

        Allah (اللَّهِ)

        İbn Fâris, e-l-h köküne dayalı, ibadet edilen varlık manasını taşır. Râgıb el-İsfahânî, emrin sahibi olarak mutlak otoriteyi işaret ettiğini vurgular.

        Ğarrekum (وَغَرَّكُم)

        İbn Fâris, ğ-r-r kökünün aldatma ve yanıltma anlamını yineler. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin burada öznesi olan "Ğarûr" ile olan ilişkisine dikkat çekerek, aldatmanın sistematik ve sinsi doğasını vurgular.

        Ğarûr (بِاللَّهِ الْغَرُورُ)

        İbn Fâris, ğ-r-r kökünden mübalağa sığasıyla çok aldatan, hilekâr ve sahtekâr manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin doğrudan Şeytan'ı ifade ettiğini; onun insanları Allah'ın merhametiyle, mühlet vermesiyle veya dünya zinetleriyle kandırarak hakikatten kopardığını detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Ğarûr kavramının Kur'an'ın ahlak coğrafyasında "hakikat karşıtı" olan ve insanı sürekli yanılsamalar içinde tutmaya çalışan karanlık gücü temsil ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, münafıkların en büyük trajedisinin, bizzat Allah'ın adını veya dinin kavramlarını kullanarak Şeytan (Ğarûr) tarafından aldatılmış olmaları olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X