مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُٓ اَجْرٌ كَر۪يمٌۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hadid Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hadid 11, hadid suresi, hadid suresi 11. ayet, cömertçe mükafat, güzel borç, kat kat ödeme, allah, ihsan, ecir
-
"Kim Allah'a güzel bir borç verirse Allah bunu fazlasıyla öder. Ayrıca ona pek değerli bir ödül de vardır.”
Allah'a Borç Vermek
Şanı yüce olan Allah’ın, mülklerinin, mallarının ve canlarının hakikati kendisine ait olan birinin muamelesi gibi değil, keremiyle ve cömertliğiyle kullarına, hiç hakkı olmayan, canları ve malları üzerinde hiçbir mülkiyeti bulunmayan birinin muâmelesi gibi muâmele ettiğini, meselâ kullarından borç aldığını, onların canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın aldığını ve yaptıkları amellere karşı ücret (mükâfat) verdiğini daha önce söylemiştik. İnsanlar Allah’ın kullarıdır, kendileri için çalışıyorlar, ama sanki Allah için çalışıyor gibidirler. Kendileri için ihtiyaç anında kullanmak üzere yaptıkları birikimlere Allah borç adını vermektedir. Ebedî hayatı ve bitip tükenmeyen nimetleri kazanıyorlar, bunlardan da bizzat kendileri yararlanıyorlar. Dünyada hiç kimse, kendi malını bir bedel karşılığında başkasından borç alması ve sonra da buna mukabil ona ücret (mükâfat) vermesi söz konusu değildir.
Fakat Allah kullarına, kendi keremine ve cömertliğine yakışan şekilde muamele etmekte ve onların kendileri için kazandıklarına da kat kat mükâfat vermektedir. Allah’ın insanların ihtiyaç anında kendileri için kullanmak üzere yaptıkları birikimlere Cenâb-ı Hakkın borç adını vermesi, muhtemelen verdiklerini başlarına kakmamaları gerektiğinden dolayıdır; çünkü yüce Allah, insanların tabiatında başa kakma huyunun bulunduğunu bilmektedir. Yahut ihtiyaç zamanına kadar hırsızlıktan, gasptan ve benzeri sebeplerle telef olma korkusundan onları korumak külfetinden kurtarmak için bu ismi vermiştir. En doğrusunu Allah bilir. Ayrıca ona pek değerli bir ödül de vardır mealindeki âyete müfessirler, pek güzel bir ödül vardır manasını verdiler. En doğrusunu Allah bilir. Cenâb-ı Hakkın o ödüle kerîm (كَرِيمٌ) adını vermesi, muhtemelen ona sahip olan kişinin kerîm olduğundan yahut insanlara karşı böyle olması beklendiği ve umulduğundan dolayıdır. Dünyada kerîm, kendisinden her türlü hayır ve iyiliğin beklendiği kişiye denir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yukridu (يُقْرِضُ)
İbn Fâris, k-r-d kökünün kesmek, koparmak ve ayırmak manalarına geldiğini; "karz" (borç) kelimesinin de kişinin kendi malından bir parçayı kesip geri ödenmek şartıyla başkasına vermesi eyleminden türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin dilde borç vermek anlamı taşıdığını, ancak ayette "Allah'a borç vermek" şeklindeki kullanımının istiari (mecazi) bir ifade olduğunu; kişinin malını Allah rızası için, muhtaçlara ve hak yola harcamasının (infak), Allah katında kendisine kesinlikle ve fazlasıyla geri ödenecek bir borç senedi gibi işlem göreceğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyle ticaretçi Mekke toplumunun son derece aşina olduğu ticari ve finansal terminolojiyi stratejik olarak kullanarak, dini ve ahlaki eylemleri insan ile Tanrı arasındaki kesin garantili bir "kozmik alışveriş" formunda yeniden inşa ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu insan biçimci (antropomorfik) ve ticari dilin; inananları yoksulluk korkusundan kurtarmak, malı elden çıkarırken yaşanacak psikolojik zorluğu aşmalarını sağlamak ve yapılan fedakarlığın karşılıksız kalmayacağına dair mutlak ilahi güvence vermek amacıyla kullanılan çarpıcı bir retorik olduğunu analiz eder.
Kardan (قَرْضًا)
İbn Fâris, k-r-d kökünden türeyen ve kesilen parça anlamına gelen bu ismin, ayette verilen borcun bizzat kendisini, yani Allah yolunda harcanan maddi değeri ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin bir eylemin nesnesi olarak zikredilmesinin, yapılan harcamanın niteliğine dikkat çektiğini; maldan kesilip verilen bu payın ahirette kişiye iade edilecek bir yatırım sermayesi niteliğinde olduğunu belirtir.
Hasenen (حَسَنًا)
İbn Fâris, h-s-n kökünün güzellik, iyilik, estetik olarak hoşa giden ve kusursuz olan şey manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın aklen, kalben ve hissen en güzel olanı nitelediğini; ayetteki "karz-ı hasen" (güzel borç) tamlamasının, yapılan harcamanın sadece miktar olarak değil, niyet ve yöntem olarak da kusursuz olması gerektiğini; malın helal yoldan kazanılmış olmasını, gösterişten uzak, sırf Allah rızası için ve başa kakmadan verilmesini şart koşan ahlaki bir niteleme olduğunu detaylandırır.
Yudâifehu (فَيُضَاعِفَهُ)
İbn Fâris, d-a-f kökünün bir şeyi katlamak, ikiye veya daha fazlasına katlayarak çoğaltmak, bir o kadarını daha eklemek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kat kat artırmak anlamına geldiğini; ayetin bağlamında insanın sınırlı ve geçici dünya malından kestiği bir parçanın (karz), ilahi hazineye ulaştığında bire bir oranında değil, Allah'ın sonsuz lütfu ve kudretiyle hayal edilemez bir şekilde sayısal ve niteliksel olarak büyütülerek (katlanarak) geri verileceğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin malını Allah yolunda harcayanın aslında malını eksiltmediğini, aksine en karlı ve risksiz yatırımı yaparak ebedi alem için sonsuz bir kazanç elde ettiğini gösteren güçlü bir teşvik unsuru olduğunu analiz eder.
Ecr (أَجْرٌ)
İbn Fâris, e-c-r kökünün yapılan bir iş, hizmet veya eylem karşılığında hak edilen bedel, mükafat ve ücret manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dünyevi ücretler için de kullanılan bu kelimenin, Kur'an bağlamında inananların yaptıkları salih amellere ve fedakarlıklara karşılık olarak Allah tarafından ahirette verilecek eşsiz sevap ve manevi karşılık anlamında kullanıldığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinin ortak dini dağarcığında bulunduğunu, Aramice ve Süryanice'deki "agra" formunun da sevap, ilahi mükafat ve manevi ücret anlamlarında dini metinlerde sıkça yer aldığını aktarır. Toshihiko Izutsu, bu kavramın ayetteki borç ve katlama (karz ve mudâafe) gibi ticari terminolojiyi tamamladığını; uhrevi mükafatın (cennetin), yapılan ahlaki eylemin en adil ve mutlak sonucu (ecri) olarak sunulduğunu tahlil eder.
Kerîm (كَرِيمٌ)
İbn Fâris, k-r-m kökünün soyluluk, yücelik, cömertlik, değerlilik ve her türlü noksanlıktan veya bayağılıktan uzak olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dilde kendi türünün en övgüye değer ve en iyisi olan şeyler için kullanılan bu sıfatın; ayette ecr (mükafat) kelimesini niteleyerek, verilecek karşılığın sadece sayısal bir çokluk (katlama) değil, aynı zamanda minnetsiz, kesintisiz, onurlandırıcı ve son derece saygın, estetik bir lütuf olduğunu ifade ettiğini detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ayetin sonuna yerleştirilmesinin, ilahi ödülün doğasını tanımladığını; borç veren (infak eden) kulun ahirette sıradan bir alacaklı gibi değil, büyük bir itibar ve ihtişamla ağırlanarak, şanına yaraşır asil ve kerem sahibi bir varlığın ikramıyla onurlandırılacağını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla