لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hadid Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hadid suresi 5. ayet, hadid suresi, işlerin dönüşü, göklerin mülkü, yerin mülkü, hadid 5, allah, sema, arz, mülk
-
"Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur ve bütün işlerin dönüp varacağı merci ancak Allah'tır.”
Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. Birine bir mülkün nispet edilmesi, ancak onda meşîetinin, emrinin ve egemenliğinin geçerli olmasıyla mümkün olur. Buna göre Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur mealindeki âyete, Allahın meşîeti ve egemenliği göklerde, yerde ve her ikisinde yaşayanlar üzerinde hâkimdir, onlar üzerinde hükümranlık Allah'a aittir mânasını vermek de mümkün olur. En doğrusunu Allah bilir.
Bu âyetin, göklerin ve yerin hâzineleri Allah’a aittir, dilediğine verir, dilediğini mahrum bırakır diye yorumlanması da mümkündür. En doğrusunu Allah bilir. Bütün işlerin dönüp varacağı merci ancak Allah’tır; yani işlerin idaresi, ihdas etmek, var etmek, vermek, bol bol ikram etmek, vermemek ve mahrum bırakmak, bütün bunların yönetim ve idaresi yaratılanların elinde değildir. En doğrusunu Allah bilir. Bütün işlerin dönüp varacağı merci ancak Allah’tır cümlesinin, imtihan edilenlerin işlerine ait âhiretteki hesap, sual, sevap, ceza ve benzeri her işlemin varacağı merci ancak Allah’tır mânasına gelmesi de caizdir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Mülk (مُلْكُ)
İbn Fâris, m-l-k kökünün bir şeye güç ve kudretle sahip olmak, mutlak kontrolü elinde bulundurmak ve hükmetmek anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, mülk kavramının salt bir mülkiyetten öte, emir ve yasaklarla yönetme, idare etme yetkisi olduğunu; ayette göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait kılınmasının, evrendeki yegane otoritenin ve mutlak tasarruf hakkının O'nda olduğunu gösterdiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kavramla beşeri ve sınırlı egemenlik tasavvurlarını yıktığını, Allah'ın tüm kozmos üzerindeki devredilemez, paylaşılamaz ve aşkın egemenliğini ontolojik bir gerçeklik olarak sunduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin evrenin başıboş bırakılmadığını, yaratılışın ardından gelen sürekli ve kesintisiz ilahi egemenliği vurguladığını analiz eder.
Semâvât (السَّمَاوَاتِ)
İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve yukarıda olma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mülk kavramıyla birlikte zikredilen semâvâtın, fiziksel olarak gökyüzünü ve uzayı kapsadığı gibi manevi olarak da yüce makamları ifade ettiğini, ulaşılamaz yüksekliklerin bile tamamen ilahi hükümranlığın altında olduğunu vurguladığını dile getirir.
Ard (الْأَرْضِ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, taban ve sabit duran yeryüzü anlamlarını içerdiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, göklerin (semâvât) zıddı olarak insanın üzerinde yaşadığı fiziksel ve aşağı alemi tanımladığını, ayette gökler ve yerin birlikte zikredilmesinin tüm mevcudatı ve mekanı kapsayan mutlak bir kuşatıcılığı ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesinin ortak mirası olup, İbranice "eretz" ve Aramice "ar'a" kelimeleriyle aynı e-r-d kökünü paylaştığını ve Arapçaya kökten yerleşmiş temel bir uzam ifade eden sözcük olduğunu aktarır.
Allah (اللَّهِ)
İbn Fâris, kelimenin e-l-h köküne dayandığını ve ibadet edilen, kendisine kulluk yapılan varlık anlamına geldiğini; bağlamında dönüşün ancak O'na olmasının, O'nu yegane mutlak merci kıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kalplerin ihtiyaç ve sığınma duygusuyla kendisine yöneldiği yegane varlık manasını öne çıkarır. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Aramice ve Süryanice'deki "Alaha" sözcüğünden türediğini, İslam öncesi dönemde Arap yarımadasında bilindiğini ve Arapçalaştığını savunur. Theodor Nöldeke, benzer şekilde kelimenin Süryanice formuna dikkat çekerek en yüce tanrıyı ifade eden bu kökün kadim Sami geleneklerindeki kökenini vurgular. Toshihiko Izutsu, ayette bütün işlerin Allah'a döndürülmesi bağlamında bu ismin, evrendeki varoluşsal çemberin nihai odak noktası ve tüm mevcudatın kaçınılmaz son durağı olarak kodlandığını analiz eder.
Turce'u (تُرْجَعُ)
İbn Fâris, r-c-a kökünün geri dönmek, bir önceki duruma veya başlangıç noktasına rücu etmek, çevirmek anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin edilgen (meçhul) formatta kullanılmasının, varlıkların veya işlerin kendi inisiyatiflerinden ziyade, mutlak bir ilahi yasa ve zorunlulukla asıl kaynağına, yani Yaratıcı'ya döndürülmesi anlamına geldiğini, bunun nihai bir hesap ve hüküm için toplanmayı ifade ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın eskatolojik (ahiret bilimi) ve ontolojik dünya görüşünü yansıttığını; varoluşun düz bir çizgiden ziyade, her şeyin Allah'tan çıkıp (mebde') yine zorunlu ve kaçınılmaz olarak O'na döneceği (mead) bir çember şeklinde tasavvur edildiğini tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu dönüşün sadece ahiretteki bir diriliş değil, evrendeki her olayın, hükmün ve sonucun nihayetinde ilahi iradeye dayanması, her düğümün O'nun katında çözülmesi anlamında ontolojik bir bağlılık ve teslimiyet eylemi olduğunu vurgular.
Umûr (الْأُمُورُ)
İbn Fâris, e-m-r kökünün bir iş, durum, hal, buyruk ve ferman manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin çoğulu olan umûrun, yaratılış alemindeki istisnasız tüm durumları, olayları, kozmik hareketleri, insan eylemlerini ve varoluşsal meseleleri kapsayan en geniş ifadelerden biri olduğunu; ayette tüm işlerin Allah'a döndürülmesinin, O'nun yargısı, takdiri ve çözümü dışında kalacak hiçbir meselenin bulunmadığını gösterdiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda kozmik ve beşeri tüm hadiselerin bütününe işaret ettiğini; evrenin yönetiminin (mülk) O'nda olmasının doğal bir sonucu olarak, yaratılışta başlayan her işin ve eylemin son sözünün, mutlak değerlendirmesinin ve nihai sonucunun da yine ilahi inhisarda (tekelde) olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla