Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hadid Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hadid Sûresi, 2. Ayet

    لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(s) yuhyî ve yumît(u)(s) ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. Hem hayat verir hem öldürür. O’nun her şeye gücü yeter.”

      Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. Bu İlâhî beyanın, “O üstündür, her yaptığında hikmet vardır” meâlindeki âyetin sılası olması mümkündür. Hem hayat verir hem öldürür sözü de şuna hayat vermek öbürünü öldürmek yahut dilediğine hayat vermek dilediğini öldürmek gücüne sahiptir anlamına gelir. Çünkü Allah, dilediğini yaşatmaya ve dilediğini öldürmeye kadirdir. O’nun her şeye gücü yeter. Yani öldürmeye, diriltmeye ve başka her şeye kadirdir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mülk (مُلْكُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin m-l-k kökünden geldiğini, bir şeye güç ve kudretle sahip olmak, mutlak kontrolü elinde bulundurmak anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, mülk kavramının sadece kuru bir sahiplik değil, aynı zamanda emir ve yasaklarla yönetme yetkisi olduğunu, ayetteki bağlamında göklerin ve yerin idaresinin, tasarrufunun tamamen ilahi otoritede olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği bağlamında bu kelimenin, beşeri ve sınırlı krallık veya mülkiyet anlayışlarının ötesine geçerek, Allah'ın tüm kozmos üzerindeki mutlak, devredilemez ve aşkın egemenliğini ifade ettiğini tahlil eder.

        Semâvât (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve üstünlük anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki mülk kavramıyla birlikte kullanıldığında semâvâtın, fiziksel olarak insanın üstünde yer alan uçsuz bucaksız uzayı ve manevi olarak yüce alemleri temsil ettiğini, ilahi otoritenin bu ulaşılamaz yüksekliklerdeki mutlak hakimiyetini vurguladığını ifade eder.

        Ard (الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, taban ve yeryüzü anlamlarını içerdiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, gökler (semâvât) ile birlikte zikredilen ard kelimesinin insanın üzerinde yaşadığı fiziksel ve aşağı alemi imlediğini, göklerin ve yerin mülkünün tek bir otoritede toplanmasının, yaratılışın hiçbir noktasının ilahi egemenlikten bağımsız olmadığını gösterdiğini detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesinin ortak mirası olup, İbranice "eretz" ve Aramice "ar'a" ile akraba e-r-d kökünden Arapçaya yerleşmiş temel bir varlık ve mekan ifade eden sözcük olduğunu belirtir.

        Yuhyî (يُحْيِي)

        İbn Fâris, h-y-y kökünün hayat, canlılık ve ölümün zıddı olma durumunu ifade ettiğini, fiil formunun ise diriltmek ve can vermek anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin hem biyolojik anlamda varlıklara can ve nefes vermeyi hem de manevi anlamda dirilişi kapsadığını, ayetin bağlamında göklerin ve yerin mülküne sahip olan gücün, hayat enerjisinin de yegane ve mutlak kaynağı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin evrendeki kesintisiz yaratılış (halk-ı cedîd) sürecini, yokluktan varlığa çıkarışı ve her an varlığı tazelemeyi ifade eden dinamik bir ontolojik eylem olarak okunması gerektiğini tahlil eder.

        Yumît (يُمِيتُ)

        İbn Fâris, m-v-t kökünün durağanlık, gücün ve hareketin kesilmesi, hayatın sona ermesi manasına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, ölümü varlığın yok olması değil, hayat kuvvetinin geri alınması olarak tanımlar ve eylemin doğrudan mülk sahibine nispet edilmesinin, ölümün rastgele bir biyolojik son değil, planlı bir ilahi tasarruf olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, hayat verme (yuhyî) ve öldürme (yumît) eylemlerinin yan yana zikredilmesinin, insanın ve tüm kozmik varlıkların varoluşsal sınırlarının tamamen ilahi iradenin kontrolünde olduğunu gösterdiğini ve Allah'ın mutlak egemenliğinin (mülk) en sarsıcı ispatı olarak Kur'an'da işlendiğini belirtir.

        Şey' (شَيْءٍ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün mevcut olan, tasavvur edilebilen veya kastedilebilen varlık anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dildeki en genel ve kapsamlı varlık ifadesi olduğunu, "külli şey'in" (her şey) tamlamasıyla birlikte kullanıldığında, yaratılmış veya yaratılacak olan istisnasız tüm maddeleri, olayları ve durumları içine alarak ilahi kudretin sınır tanımazlığını gösterdiğini açıklar.

        Kadîr (قَدِيرٌ)

        İbn Fâris, k-d-r kökünün bir şeye güç yetirmek, ölçmek ve bir şeyi belirli bir miktara göre yapmak anlamlarına geldiğini, Kadîr isminin nihai ve sınırsız bir eylem kapasitesini ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dilediği şeyi, hikmetinin gerektirdiği ölçüde, ne noksan ne de fazla olmaksızın yapmaya gücü yeten mutlak varlığı tanımladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayetin sonuna yerleştirilmesinin anlamsal önemine değinerek, göklerin ve yerin mülküne sahip olmanın, hayatı ve ölümü idare etmenin ancak ve ancak her bir varlığın (şey') üzerinde tam ve eksiksiz bir eylem kapasitesine (kudret) sahip olmakla mümkün olabileceğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X