سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hadid Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: aziz, hadid 1, hadid suresi 1. ayet, tesbih, yer, hikmet, hadid suresi, gökler, esmaül hüsna, allah, sema, arz
-
"Göklerde ve yerde bulunanlar Allah’ı teşbih etmektedir, O üstündür, her yaptığında hikmet vardır.”
Tesbih kelimesinin Anlamı
Göklerde ve yerde bulunanlar Allah’ı teşbih etmektedir. Bu âyetin “sebbeha lillâhi ve sebbehallâhe” (سبح لله وسبح الله) diye okunması caizdir. Nitekim “şekera lillâhi ve şekerallâhe” (شكر لله وشكر الله), “nesaha lillâhi ve nesahallâhe” (نصح لله ونصح الله) diye de söylenir. Bu iki farklı okunuşun mânası da zâhirde farklı, ama bâtında aynı olur. Çünkü teşbih kelimesi, bir şeyi birine tahsis etmek, tenzih etmek ve aklamak mânasına gelir. Ne zaman bu fiil Allah Teâlâ’ya nispet edilirse, “sebbehallâhe” (سبح الله) denilir ve fiil tamamen Allah’a ait kılınır, mânası da şöyle olur; Yaratılanlara ait bütün vasıflardan Allah’ı tenzih etti ve akladı, O’nu mahlûkata benzemekten halâs eyledi. “Sebbeha lillâhi” (سبح لله) denilince de fiil yaratılan nesnelere ait kılınır ve şöyle mâna verilir: Bütün nesneleri Allah’a has kıldı ve nesneleri O’ndan başkasına ait kılmaktan akladı. İnsan, her şeyin Allaha ait olduğunu söylediği zaman, her şeyin mâliki Allahtır, herkes O’nun kuludur, O nun hâkimiyeti altında bulunanlar kendisine itaatle boyun eğmişlerdir, demiş olur. Böylece Allahı zengin olmakla, hiçbir şeye muhtaç olmamakla nitelemiş ve O’nu hâkimiyeti altında bulunanlara ve mahlûkata benzemekten aklamış olur. Bu açıdan bakıldığında, her iki okuyuş, zâhirde farklı olsa da aynı mânaya gelirler. Nitekim İslâm ve iman lafızlarının da zâhirde farklı, fakat bâtında aynı mânaya geldiklerini daha önce söylemiştik. İslâm, bütün yaratıkların eksiksiz olarak ve samimi bir şekilde Allah’a ait olduğunun benimsenmesidir: iman da her konuda Cenâb-ı Hakk’m rablığını tasdik etmek demektir. İnsan, yaratmak ve emir vermekte rablığın Allah Teâlâya ait olduğunu tasdik ettiği zaman yaratıkların da bütünüyle O’na ait olduğunu benimsemiş olur. Mahlûkatın tamamen Allah’a ait olduğunu benimsediği zaman da O’nun rablığını tasdik etmiş olur. Böylece zahirde bu iki kelimenin anlamları farklı olsa da aynı mânada birleşmiş olurlar. İşte açıklamaya çalıştığımız âyet de böyledir. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Burada sözü edilen teşbih kelimesi, muhtemelen yaratılış itibariyle teşbih anlamına gelir. Yani her şey yaratılışı itibariyle Allah’ın birliğine ve ulûhiyetine şahitlik ederler demektir. Bu mâna, mümin olsun kâfir olsun herkesi ve diğer varlıkların hilkatini de içine alır. Bu lafzın göklerde ve yerde imtihan edilenlere mahsus kılınması da muhtemeldir, o zaman özel teşbih anlamına gelir, yani isteyerek dille teşbih edenler demek olur. Bunun, can taşıyan her varlıkla ilgili olması da muhtemeldir, o zaman da Allah o varlıklarda, ne onun ve ne de başkasının bilemeyeceği tarzda gizli bir teşbih şekli yaratmıştır anlamına gelir. Bu da sadece Allah’ın bildirmesiyle bilinir. En doğrusunu Allah bilir.
Aziz ve Hakîm Kelimelerinin Anlamı
O üstündür, her yaptığında hikmet vardır. Bu İlâhî beyan, farklı mânalara yorumlanır. Birincisi, O Azîz’dir, yani yaratıkları fakir ve kendisine muhtaç yaratmıştır. Hakîm’dir, yani her şeyi sağlam ve mükemmel olarak yaratandır. [İkincisi,] O Azîz’dir, yani Kahhâr’dır ve mutlak galiptir; Hakîm’dir, yani her şeyi hakikatine göre bilmektedir. [Üçüncüsü,] O Azîz’dir, yani her şeyin sahibi ve hükümdarıdır, tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Allah, mülkün gerçek sahibidir”. Hakîm’dir, yani her şeyi yerli yerinde yapmıştır.
Yorumu Yorumla
-
Sebbeha (سَبَّحَ)
İbn Fâris bu kelimenin kökü olan s-b-h harflerinin suda yüzmek, hareket etmek, hızla ilerlemek ve uzaklaşmak anlamlarına geldiğini belirtir; ayetteki bağlamında tesbih kavramının, Allah'ı her türlü noksanlıktan ve beşeri sıfattan uzak tutmak (tenzih) anlamında kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, tesbihin aslen ibadette hızla hareket etmek ve çaba göstermek demek olduğunu, kelimenin yüzmek (sebh) kökünden istiari olarak noksan sıfatlardan arındırma manasına evrildiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kozmik bir boyutu olduğunu, ayetteki bağlamıyla evrendeki tüm varlıkların kendi yaratılış gayelerine uygun olarak kesintisiz bir işleyiş içinde bulunmalarının ontolojik bir tesbih eylemi olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu ise Kur'an semantiği açısından tesbih kavramının, evrenin Yaratıcı'ya boyun eğişinin ve ilahi azametin kesin bir kabulünün göstergesi olduğunu, varlıkların yapısal bir teslimiyet içinde bulunduğunu belirtir.
Allah (اللَّهِ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini e-l-h (ilah) köküne dayandırarak ibadet edilen, kulluk yapılan varlık anlamına geldiğini; lafza-i celalin de özünde ibadete ve kulluğa layık yegane ve mutlak varlığı işaret ettiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, e-l-h veya v-l-h köklerinden türediğini belirterek, kalplerin korku, sevgi ve ihtiyaçla kendisine yöneldiği, akılların mahiyetini kavramada hayrete düştüğü yegane varlık manasını öne çıkarır. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli görünmesine rağmen etimolojik olarak Aramice ve Süryanice'deki "Alaha" kelimesinden türediğini, İslam öncesi dönemde Arap yarımadasındaki Yahudi ve Hristiyan geleneklerinden etkileşimle Arapçaya geçip tamamen yerlileştiğini savunur. Theodor Nöldeke de benzer bir yaklaşımla kelimenin Süryanice formuna dikkat çekerek, İslam öncesi Araplar arasında da en yüce tanrıyı ifade etmek için bu kökün bilindiğini ve kullanıldığını aktarır.
Semâvât (السَّمَاوَاتِ)
İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve üstünlük anlamlarına geldiğini, sema kelimesinin de aşağısında bulunan her şeyi kapsayan, üstte ve yüksekte yer alan varlıkları tanımladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, gökler anlamına gelen semâvâtın (sema kelimesinin çoğulu) hem fiziksel yüksekliği hem de manevi yüceliği ifade ettiğini, ayetteki tesbih eyleminin mekanı olarak tüm yüce makamları kapsadığını dile getirir.
Ard (الْأَرْضِ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün yeryüzü, taban, aşağıda olan ve sabit duran şeyler anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin gök (sema) kavramının zıddı olarak kullanıldığını ve yeryüzünü ifade ettiğini, ayette gökler ve yerin birlikte zikredilmesinin tüm yaratılmış evreni ve mevcudatı (kozmosu) simgelediğini söyler. Arthur Jeffery, bu kelimenin ortak Sami dil ailesi kökenli olduğunu, Aramice'deki "ar'a" ve İbranice'deki "eretz" kelimeleriyle aynı e-r-d kökünü paylaştığını ve dışarıdan ödünç alınmış bir kelime olmaktan ziyade Arapçanın kendi Sami köklerinden gelen temel bir sözcük olduğunu ifade eder.
Azîz (الْعَزِيزُ)
İbn Fâris, a-z-z kökünün güç, şiddet, kuvvet, yenilmezlik ve üstünlük manalarına geldiğini; ayette geçen "Azîz" isminin, mağlup edilmesi imkansız olan, mutlak güç ve otorite sahibi anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin galip gelen ama asla galip gelinemeyen, izzet ve kudreti eşsiz olan varlığı tanımladığını vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kavramı İslam öncesi kabileci gurur ve dünyevi üstünlük (izzet) anlayışından kopararak, sadece Allah'a ait olan mutlak ve aşkın bir güç, evrensel bir otorite ve yenilmezlik bağlamında yeniden inşa ettiğini tahlil eder.
Hakîm (الْحَكِيمُ)
İbn Fâris, h-k-m kökünün engellemek, alıkoymak ve dizginlemek anlamı taşıdığını, atın gemine de bu yüzden "hakeme" dendiğini; hikmetin de sahibini cehaletten, hata yapmaktan ve yozlaşmaktan alıkoyduğu için bu kökten türediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Hakîm sıfatının, işleri hikmetle ve en mükemmel şekilde, kusursuz bir gaye ile yaratan ve yürüten anlamında Allah'a izafe edildiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, ayette Azîz ve Hakîm sıfatlarının yan yana gelmesinin anlamsal önemine değinerek, Allah'ın mutlak ve yenilmez gücünün (Azîz) keyfi veya yıkıcı olmadığını, aksine bu gücün derin, sarsılmaz bir hikmet, ahlaki bir gaye ve kusursuz bir düzen (Hakîm) çerçevesinde icra edildiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, evrendeki her şeyin bir amaç doğrultusunda var olduğunu, Hakîm isminin bu amaçsal tasarıma ve evrendeki anlamsal kurguya işaret ettiğini, mutlak kudretin ancak bu hikmetle anlamlı bir nizama dönüştüğünü vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla