وَاِنْ جَادَلُوكَ فَقُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hac Sûresi, 68. Ayet
Daralt
X
-
68. Şayet seninle yine tartışmaya çalışırlarsa şöyle de: Yapıp ettiklerinizi en iyi bilen Allah’tır.
69. Hakkında ihtilaf edip durduğunuz hususlarda kıyamet günü Allah aranızda hükmünü verecektir.
Şayet seninle kurbanlık hayvan veya din konusunda yine tartışmaya çalışırlarsa. Onlar Hz. Peygamber’le din konusunda çok tartıştılar. Fakat Cenâb-ı Hak bu cümleyi -en doğrusunu Allah bilir ya- Resûlullah (a.s.), tevhit ilkesini kabul edecekleri ve İslâm’a gireceklerinden ümidini kestiği zaman söylemiştir. Allah Teâlâ -en doğrusunu Allah bilir ya- diyor ki onlar din ve tevhit konusunda şayet seninle tartışırlarsa şöyle de: Yapıp ettiklerinizi en iyi bilen Allah’tır. Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: “Sizinle bizim aramızda tartışmaya gerek yok. Allah hepimizi bir araya getirecektir. Dönüş ancak O’nadır”. Yapıp ettiklerinizi en iyi bilen Allah’tır. Hakkında ihtilaf edip durduğunuz hususlarda, yani din konusunda kıyâmet günü Allah aranızda hükmünü verecektir meâlindeki beyan da buna göre anlaşılır.
Bazı tevil âlimleri, âyetin mensuh olduğunu ve bunu kıtal (cihad) âyetinin neshettiğini söylemişlerdir. Gerekçe olarak da şunları ileri sürmüşlerdir: Bu âyette savaşmak yasaklanmış, onlar bulundukları hal üzere bırakılmaları ve işin Allah Teâlâ’ya havale edilmesi gerekir, çünkü Allah’ın kıyâmet günü aralarında hükmedeceği hükmü âyette yer almıştır. Fakat bunu Resûl-i Ekrem’in onların tevhit ilkesini kabul edeceklerinden ümidini kestiği sırada söylediğine dair görüşümüzün de doğru olması mümkündür.
Yorumu Yorumla
-
Câdelûke (جَادَلُوكَ)
Kelimenin kökü, Arapça "c-d-l" (جدل) harflerine dayanmaktadır ve mufâale (karşılıklılık) babından türeyen, sonuna muhatap zamiri (ke/seninle) eklenmiş mazi bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel ve en somut anlamının "ipi sıkıca örmek, bükmek, sertlik ve sağlamlık" olduğunu belirtir. Fikirsel tartışmaya veya kavgaya "cidal" adının verilmesi, tarafların kendi argümanlarını sertleştirerek karşı tarafı "bükmeye", zorlamaya ve onu yenmeye çalışmasından dolayıdır. Râgıb el-İsfahânî, "cidal" kavramının hakikati ortaya çıkarmak, gerçeği aramak veya bir konuda uzlaşmak için yapılan sağlıklı bir tartışma olmadığını; sırf karşı tarafı susturmak, alt etmek ve kendi kibrini/fikrini inatla dayatmak için yapılan kısır, saldırgan ve hastalıklı bir çekişme olduğunu açıklar. Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi bağlamını analiz ederek, "Eğer seninle cidal/münakaşa ederlerse" (ve in câdelûke) ifadesindeki eylemin entelektüel bir diyalog olmadığını belirtir. Cündioğlu'na göre bu, ibadetler (mensek) veya vahiy üzerinden dini otoriteyi peygamberin elinden almak için üretilen politik ve inatçı bir gürültüdür; burada hakikat değil, sadece egolar çarpışmakta ve "örülmektedir" (c-d-l). Prof. Dr. Hidayet Aydar, peygambere yöneltilen bu saldırgan eylem karşısında gösterilmesi gereken fıkhî ve ahlaki tavrın, bu bükülmüş ve sert kordonlara (cidale) dolanmamak, tartışmayı aynı seviyede sürdürmeyi reddetmek olduğunu vurgular.
Kul (قُلْ)
Bu kelimenin kökeni, Arapça "k-v-l" (قول) harflerine dayanmaktadır ve emir kipindedir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "ağızdan çıkan seslerin bir araya gelerek anlamlı ve idrak edilebilir bir bütün oluşturması, söylemek ve telaffuz etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kavramının sesten ibaret olmadığını, akıl ve mana taşıyan lafızların dillendirilmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın vahiy psikolojisinde "De ki" (Kul) emrinin taşıdığı varoluşsal işlevi analiz eder. Izutsu'ya göre peygamber, müşriklerin inatçı tartışmasının (cidalin) içine kendi şahsi öfkesiyle, kendi egosuyla veya uzun kişisel argümanlarıyla girmez; "Kul" emri, onun sadece üstün bir ilahi iradeden gelen kesin mesajı karşı tarafa aktaran mutlak bir elçi (sözcü) olduğunu mühürleyen ontolojik bir kalkandır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "fe-kul" (o halde de ki) yapısındaki felsefi iletişim stratejisine değinir. Kılıç'a göre, müşriklerin o batıl ve uzayıp giden cidali karşısında peygamberin vereceği cevap, felsefi ispatlar veya mantık oyunları değil; tartışmayı bıçak gibi kesip atan ve sonucu doğrudan ilahi otoriteye havale eden o sarsılmaz ve mutlak "kavl" (söz) olmalıdır.
A'lemu (أَعْلَمُ)
Etimolojik olarak Arapça "a-l-m" (علم) kökünden türeyen ism-i tafdil (en üstünlük derecesi) formudur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi diğerlerinden ayıran alamet, kesin iz ve gerçeği mutlak surette idrak etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kavramının eşyanın hakikatini ve içyüzünü hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde kavramak olduğunu; "a'lem" (en iyi bilen) sıfatının ise bu bilginin insan tasavvurunu aşan, zaman ve mekan sınırlarından tamamen bağımsız, kıyaslanamaz (küllî) halini ifade ettiğini aktarır. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ polemiklerindeki teolojik savunma (apology) mekanizmalarını incelerken Kur'an'ın bu kelimeyi bağlama yerleştirme gücüne odaklanır. Neuwirth'e göre "Allah en iyi bilendir" (Allahu a'lem) cümlesi, sıradan bir bilgi veya tespit beyanı değildir. Bu tabir, o kısır tartışmayı (cidali) insan aklının, demagojinin ve yeryüzünün o dar dairesinden aniden çekip çıkarır; meseleyi her şeyin içyüzünü eksiksiz gören mutlak ilahi yargı masasına taşıyarak tartışmayı eskatolojik (ahiret eksenli) bir tehditle kapatan evrensel bir mahkeme celbidir.
Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)
Kelimenin kökü, "a-m-l" (عمل) harflerine dayanmaktadır ve muzari (şimdiki/geniş zaman) bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir işi yapmak, bir amaç doğrultusunda çaba sarf etmek ve üretmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel" kavramının, sıradan, istemsiz veya şuursuz fiziksel eylemlerden (fiil) farklı olarak; idrak sahibi bir varlığın bilinçli, kasıtlı, iyi veya kötü niyet barındıran eylemleri olduğunu açıklar. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetin kurgusal kapanışındaki bu fiilin fıkhî işlevine değinir: Müşrikler dilleriyle tartışıp (cidal) kavramları bükerek kendilerini haklı çıkarmaya çalışmaktadırlar; ancak Allah, onların sadece dillerinden dökülen kelimeleri değil, o tartışmanın arkasında yatan asıl karanlık niyetleri, kasten işledikleri kötülükleri ve tüm pratik "amellerini" (mâ ta'melûn) çok iyi bildiğini (a'lem) belirterek, onların laflarına değil niyetlerine/eylemlerine bakacağını mühürler. Patricia Crone, bu tür Kur'anî kapanışların teolojik arka planını incelerken, Ortadoğu monoteizminde çok köklü ve evrensel bir ahlaki ilke olan "Tanrı insanın sözlerini değil, kalbini ve amellerini tartandır" inancının, Kur'an'daki bu formülle (Allahu a'lemu bimâ ta'melûn) en keskin, en net ve tartışma bitirici ahlaki uyarısına kavuştuğunu aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla