Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hac Sûresi, 67. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hac Sûresi, 67. Ayet

    لِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكاً هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْاَمْرِ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَۜ اِنَّكَ لَعَلٰى هُدًى مُسْتَق۪يمٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Likulli ummetin ce’alnâ menseken hum nâsikûh(u)(s) felâ yunâzi’unneke fî-l-emr(i)(c) ved’u ilâ rabbik(e)(s) inneke le’alâ huden mustekîm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Biz her ümmet için uyacakları dinî kurallar koymuşuzdur. Boşuna bu konuda seninle tartışmasınlar ve sen Rabb’inin yoluna çağrıda bulunmaya devam et! Sen hakka götüren doğru bir yol üzerindesin.

      Biz her ümmet için uyacakları dinî kurallar koymuşuzdur. “el-Mensek” (مَنْسَكًا) kelimesinin ne anlama geldiğine dair farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları bunu, biz her ümmet için davet edildikleri bir din koymuşuzdur şeklinde anlamışlardır. Yani her ümmet aynı dine, İslâm dinine davet edilir. Bu görüş Hasan-ı Basrî’ye aittir. Bazıları da “mensek” kelimesini şeriat olarak anlamıştır. Şeriatler farklı farklıdır. Buna göre âyetin mânası şöyle olur: Biz her ümmet için uyacakları ayrı bir şeriat (dini kurallar) koymuşuzdur. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi; “Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik”. Müfessirlerin geneli, “mensek” kehmesinin kurbanlık hayvanlar ve bayram anlamına geldiğini söylemişler ve bunu şöyle açıklamışlardır: “Mensek” kelimesinin belirtilmesi -en doğrusunu Allah bilir ya- insanların içinde kurban kesmenin Allah’ın şeriatı olduğunu inkâr edenlerin bulunmasmdandır. Bunun, üzerine yüce Allah da kurban kesmenin Seneviyye’nin iddiasının aksine bütün ümmetlerde Allah’ın âdeti ve şeriatı olduğunu haber vermiştir.

      Boşuna bu konuda seninle tartışmasmlar. “el-Mensek” kelimesinin din anlamına geldiğini söyleyenlere göre âyetin mânası şöyle olur: Üzerinde bulunduğun dinin Allah’ın dini olduğu konusunda sakın aklına herhangi bir şüphe gelmesin. İnsanları o dine davet et. “el-Mensek” kelimesini kurbanlık olarak kabul edenlere göre ise mâna şöyle olur: Kurban kesmeyi inkâr edenler seni kurban kesmekten alıkoymasın. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Artık onlar seni bunların (âyetlerin) gereğini yapmaktan alıkoymasınlar”.

      Ve sen Rabb’inin yoluna çağrıda bulunmaya devam et! Yani Rabb’inin tevhidine çağrıda bulunmaya devam et. Ya da Rabb’ine ibadete devam et ve insanların O’ndan başkasına tapmalarını yasak et.

      Sen hakka götüren doğru bir yol üzerindesin. Bu cümle bize “el-mensek” kelimesine dair belirttiğimiz tevilin (din) daha uygun ve doğruya daha yakın olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah Teâlâ Sen hakka götüren bir yol üzerindesin, sakın bu konuda içine herhangi bir şüphe düşmesin diyor. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ümmetin (أُمَّةٍ)

        Kelimenin kökeni, Arapça "e-m-m" (أم) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "öne geçmek, rehberlik etmek, yönelinen hedef ve bir şeyin aslı/kökü" olduğunu belirtir. Çocuğun varoluşsal kaynağı ve sığınağı olduğu için anneye "ümm", kendisine uyulan lidere "imam", yönelinen hedefe ise "emâm" denilir. Râgıb el-İsfahânî, "ümmet" kavramının; din, zaman veya mekan gibi ortak bir bağ etrafında toplanmış, aynı hedefe yönelen ve aralarında inançsal/sosyolojik bir bütünlük bulunan şuurlu toplulukları ifade ettiğini açıklar. Patricia Crone, İslam öncesi dönemdeki kabile asabiyeti ile Kur'an'ın ümmet tasavvuru arasındaki sosyopolitik kırılmayı analiz eder. Crone'a göre "kavim" veya "kabile" kavramları tamamen biyolojik kan bağına dayanırken, "ümmet" kelimesi kan bağını reddedip insanları ortak bir inanç, yasa (şeriat) ve ideolojik ahit etrafında toplayan devrimci bir siyasal/teolojik çatıdır. Gabriel Said Reynolds, kelimenin evrimini inceleyerek; İbranice ve Aramicedeki "umma" kelimesinden beslendiğini ve Geç Antik Çağ'da teolojik bir topluluğu (cemaati) tanımlamak için kullanılan evrensel bir terim olduğunu aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin kurgusunda "Her ümmet için bir mensek kıldık" (likülli ümmetin cealnâ menseken) ifadesinin taşıdığı sosyolojik ve fıkhî derinliğe dikkat çeker. Öztürk'e göre bu ifade, yeryüzündeki dini ritüel çeşitliliğinin bir tesadüf veya tarihsel bir sapma değil, bizzat Allah'ın farklı topluluklara (ümmetlere) onların sosyolojisine uygun olarak belirlediği bilinçli ve çoğulcu bir ilahi tasarım olduğunu mühürler.

        Cealnâ (جَعَلْنَا)

        Bu fiil, Arapça "c-a-l" (جعل) kökünden türeyen, birinci çoğul şahıs (azamet çoğulu) mazi bir eylemdir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şeyi bulunduğu halden başka bir hale dönüştürmek, bir durumu oluşturmak, şekil vermek ve hukuki bir statü atamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ceale" fiilinin yoktan var etmek (haleka) anlamına gelmediğini; mevcut olan bir nesneye, eyleme veya topluluğa yeni bir misyon, kural veya ontolojik işlev yüklemek olduğunu açıklar. Dücane Cündioğlu, kelimenin ayetteki bağlamında felsefi bir okuma yapar. Cündioğlu'na göre ritüellerin ve ibadet formlarının (mensek) "Biz kıldık/yaptık" (cealnâ) fiiliyle doğrudan ilahi iradeye nispet edilmesi, ibadet şekillerinin insanların kendi aralarında anlaştıkları folklorik gelenekler olmadığını gösterir. Allah, sadece evreni yaratan bir mühendis değil, aynı zamanda toplumların kültürel ve dini pratiklerini şekillendiren, onlara "form veren" (ceale) aktif ve mutlak yasa koyucudur.

        Menseken (مَنسَكًا) / Nâsikûhü (نَاسِكُوهُ)

        Her iki kelime de Arapça "n-s-k" (نسك) kökünden türemiştir; ilki ism-i mekan/masdar mimi, ikincisi ise ism-i faildir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi temizlemek, yıkamak, ibadete kapanmak ve Allah'a yaklaşmak amacıyla kurban kesmek" (nesîke) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nüsük" veya "mensek" kavramının, kişinin Allah'a olan bağlılığını göstermek için ifa ettiği her türlü bedensel ve ruhsal ibadet olduğunu, ancak özellikle hac ritüelleri ve kurban kesme eylemi için özelleştiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki köklerini incelerken, Aramice ve Süryanicedeki "naskâ" (kurban, adak, dini ritüel) kelimesiyle olan bağını ortaya koyar ve terimin Ortadoğu monoteizminde ortak bir dini pratik köküne sahip olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Cahiliye dönemindeki putperest kan akıtma (kurban) adetleri ile Kur'an'ın bu kelimeye yüklediği ahlaki mana arasındaki farkı analiz eder. Izutsu'ya göre pagan ritüellerinde (nüsük) amaç tanrıları kanla doyurmak iken, Kur'an bu kelimenin içini boşaltıp onu tamamen içsel bir takva, boyun eğiş ve arınma eylemine dönüştürür. Diyanet İslam Ansiklopedisi, fıkhî bağlamda "mensek" kelimesinin hem ibadetin yapıldığı "zamanı ve mekanı" hem de bizzat "ibadetin şeklini" (ritüeli) kapsayan son derece geniş bir terim olduğunu; ayette "onlar o ritüeli ifa edicilerdir" (hüm nâsikûhü) denilerek, ibadetin sadece teorik bir kural değil, o ümmetin kimliğini oluşturan aktif bir pratik olduğuna dikkat çekildiğini aktarır.

        Yünâziunneke (يُنَازِعُنَّكَ)

        Kelimenin kökü, Arapça "n-z-a" (نزع) harflerine dayanmaktadır ve mufâale (karşılıklılık) babından türeyen, sonunda tekit (pekiştirme) nun'u bulunan muzari bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün asıl ve en somut anlamının "bir şeyi yerinden şiddetle söküp çıkarmak, çekip almak ve koparmak" olduğunu belirtir. Ruhun bedenden sökülmesine (nez') veya okun yaydan çekilmesine bu isim verilir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin "münâzâa" formunda kullanılmasının, iki tarafın bir şeyi (iktidarı, hakkı veya bir nesneyi) birbirlerinin elinden çekip almaya çalışması, sert bir şekilde tartışması ve uzlaşmaz bir çatışmaya (çekişmeye) girmesi olduğunu açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki "Sakın seninle çekişmesinler" (felâ yünâziunneke) yasağının sosyopolitik arka planına değinir. Aydar'a göre müşrikler veya Ehl-i Kitap, kurban ve ibadet şekilleri (mensek) üzerinden peygamberle soyut bir teolojik tartışma yapmıyorlardı; onlar bu ritüeller üzerinden otoriteyi, meşruiyeti ve dini liderliği peygamberin elinden "söküp almaya" (n-z-a) çalışan son derece agresif ve politik bir "çekişme" (münâzaa) yürütüyorlardı.

        el-Emri (الْأَمْرِ)

        Etimolojik olarak "e-m-r" (أمر) kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi talep etmek, buyurmak, iş, durum ve hadise" olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, kelimenin ayette "fîl emri" (bu iş/durum hakkında) şeklinde belirli (harf-i tarifli) olarak kullanılmasının, tartışmanın sadece basit bir kurban kesme detayı olmadığını; "el-Emr"in, vahyin bütünü, dinin kurumsal yapısı ve ilahi otoritenin ta kendisi olduğunu belirtir. İnkarcıların çekiştiği şey, ritüelin teferruatı değil, bizzat o ritüeli emreden ilahi nizamın (Emr'in) meşruiyetidir.

        Ved'u (وَادْعُ)

        Bu fiil, Arapça "d-a-v" (دعو) kökünden türeyen bir emir kipidir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "birini çağırmak, seslenmek, yönlendirmek ve bir şeye davet etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "davet" kavramının birini belirli bir hedefe, inanca veya kurtuluş yoluna sözlü ve fiili olarak teşvik etmek olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişim felsefesinde "davet" (da'wah) kavramının oynadığı devrimci role odaklanır. Izutsu'ya göre Cahiliye toplumunda "çağrı" (nida/nefir), genellikle kabileleri savaşa, intikama veya yağmaya çağıran kaba bir sesti. Kur'an, peygamberin görevini bu kelimeyle tanımlayarak, o ilkel savaş çağrısını, insanlığı akla, ahlaka ve ontolojik bir kurtuluşa çağıran evrensel ve teolojik bir "davete" dönüştürür. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin fıkhî ve psikolojik stratejisine dikkat çeker. Kılıç'a göre, çekişme (münâzaa) yasağının hemen ardından peygambere "davet et" (ved'u) emrinin gelmesi; onun, karşı tarafın kısır tartışmalarına, polemiklerine ve enerji emici çekişmelerine hapsolmaması gerektiğini, o bataklıktan sıyrılıp kendi pozitif ve yapıcı gündemine (davete) odaklanması gerektiğini gösteren muazzam bir ilahi iletişim taktiğidir.

        Rabbike (رَبِّكَ)

        Kelimenin kökeni, Arapça "r-b-b" (ربب) harflerine dayanmaktadır ve sonuna muhatap zamiri (ke/senin) bitişmiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi ıslah etmek, düzeltmek, beslemek, büyütmek ve bir şeyin mutlak maliki olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramının sıradan bir sahiplik olmadığını; bir varlığı ilk halinden alıp, onu aşama aşama (tedricen) kendi olgunluğuna, kemaline ve nihai hedefine ulaştırana kadar koruyup gözeten mutlak terbiye edici otorite olduğunu açıklar. Ayette peygambere "Rabbine davet et" (ved'u ilâ Rabbike) denilmesi, davetin merkezinde kurallardan ziyade o sonsuz şefkatli ve terbiye edici kaynağın bulunması gerektiğini gösterir.

        Hüden (هُدًى)

        Etimolojik olarak Arapça "h-d-y" (هدي) kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "birine nezaketle, lütufla ve şefkatle yol göstermek, onu hedefine ulaştırmak için rehberlik etmek" olduğunu belirtir. Kalpleri birbirine yönelttiği ve yumuşattığı için "hediye" kelimesi de bu kökten doğmuştur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı bu etimolojik estetiğe ve nezakete odaklanır. Bintü'ş-Şâtı'ya göre "hidayet/hüda", insanı ensesinden tutup zorla bir yola sürüklemek değildir. Kökün doğasındaki o zarafet, karanlıkta kalan birine meşale tutmak, ona doğru yolu "sevdirmek" ve onu içsel bir iknayla hakikate yönlendirmektir. Peygamberin bulunduğu konum, zorbalık değil, bu aydınlatıcı rehberliktir (hüda).

        Müstekîm (مُّسْتَقِيمٍ)

        Bu kelimenin kökü, Arapça "k-v-m" (قوم) harflerine dayanmaktadır ve istif'al babından türeyen ism-i faildir (etken ortaç). İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "doğrulmak, dikilmek, ayağa kalkmak, sarsılmaz bir şekilde ayakta durmak ve düzlük" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istikamet" kavramının, içinde hiçbir eğrilik, pürüz, sapma (ivec) ve zikzak barındırmayan mutlak doğruluk ve dürüstlük hali olduğunu açıklar. Gabriel Said Reynolds, "dosdoğru bir hidayet/yol" (hüden müstekîm) tamlamasının Kitab-ı Mukaddes geleneğindeki (Mezmurlar'daki "Rabbin düz yolları") kavramsal akrabalığına dikkat çeker. Reynolds'a göre ayet, insanların kurguladığı o bol çekişmeli, karmaşık ve çıkmaz sokaklarla dolu dini anlayışlara (münâzaa) karşılık; peygamberin üzerinde bulunduğu yolun, ilahi kaynaktan inen ve hedefe en kısa, en pürüzsüz ve en güvenli şekilde ulaşan o "dümdüz" (müstekîm) evrensel anayol olduğunu mühürleyerek tartışmayı ontolojik bir kesinlikle sonlandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X