Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hac Sûresi, 64. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hac Sûresi, 64. Ayet

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(k) ve-inna(A)llâhe lehuve-lġaniyyu-lhamîd(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Şüphe yok ki kimseye muhtaç olmayan, her türlü övgüye lâyık olan yalnız Allah’tır.

      Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Şüphe yok ki kimseye muhtaç olmayan, her türlü övgüye lâyık olan yalnız Allah’tır. Cenâb-ı Hak, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin kendisinin olduğunu, gerek erkek gerek kadın herkesin O’nun kulu olduğunu, onları kendi ihtiyacı için yaratmadığını, ancak onların ihtiyaçları için yarattığını haber veriyor Çünkü yüce Allah, kendisinin zatı itibariyle hiçbir şeye muhtaç olmadığını bildiriyor İkincisi: Cenâb-ı Hak, onlara kendi zatına yönelik birtakım menfaatler dolayısıyla emir vermediğini, yasak getirmediğini ve kendilerini imtihan etmediğini bildiriyor. Fakat söz konusu emri ve yasaklamayı insanların menfaatleri için getirdiğini söylüyor. “el-Hamid” (الْحَمِيدُ) fiillerinde övülen demektir Ya da öven anlamına gelir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        es-Semâvâti (السَّمَاوَاتِ)

        Etimolojik olarak Arapça "s-m-v" (سمو) kökünden türeyen "semâ" kelimesinin çoğuludur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yükseklik, üstünlük, yücelik ve insanın başının üstünde yer alan her şey" olduğunu belirtir. İnsanı diğer varlıklardan üstün kılan ve onu tanımlayan "isim" (ism) kelimesi de bu yücelik/belirginlik kökünden doğmuştur. Arthur Jeffery, kelimenin evrimini inceleyerek, bu ismin ortak Sami dil havzasına ait olduğunu; İbranicedeki "shamayim" ve Aramicedeki "şmayyâ" kelimeleriyle birebir aynı kökten gelip, Ortadoğu monoteizminde sadece meteorolojik gök kubbeyi değil, ilahi otoritenin mutlak makamını temsil eden kadim bir terim olduğunu kanıtlar. Angelika Neuwirth, ayetin girişindeki "Lehû" (O'na aittir) sahiplik edatıyla birlikte "semâvât" kelimesinin zikredilmesinin teolojik boyutuna dikkat çeker. Neuwirth'e göre bu vurgu, Geç Antik Çağ politeizmindeki "farklı gök katmanlarının farklı tanrıları olduğu" veya gök cisimlerinin bağımsız iradeleri bulunduğu inancına karşı, tüm o devasa kozmik yüksekliğin tek bir iradenin (Allah'ın) mülkiyetine hapsedildiğini ilan eden mutlak bir tevhidi mühürdür.

        el-Ardı (الْأَرْضِ)

        Kelimenin kökü, "e-r-d" (أرض) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün "aşağıda olan, taban, ayak basılan yer ve zemin" anlamlarına geldiğini belirtir. Yükseklik bildiren semanın mutlak etimolojik zıddıdır. Dücane Cündioğlu, "gökler ve yer" (es-semâvâti vel-ard) ikileminin Kur'an'daki felsefi derinliğini analiz eder. Cündioğlu'na göre gök ile yer sadece fiziksel coğrafi boşluklar değildir; onlar, varlığın dikey (vertikal) hiyerarşisini, mutlak aşkınlık (transcendence) ile mutlak içkinlik (immanence) arasındaki o devasa ontolojik mesafeyi temsil ederler. "Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur" (lehû mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard) ifadesi, yukarıdaki o erişilmez alem ile insanın ayak bastığı aşağıdaki bu fani alemin tek bir ilahi mülkiyetin (kudretin) avuçlarında birleştiğini, evrenin parçalanmış değil, bütünüyle entegre bir sistem olduğunu gösteren ontolojik bir manifestodur.

        el-Ganiyyü (الْغَنِيُّ)

        Etimolojik olarak Arapça "g-n-y" (غني) kökünden türeyen mübalağalı ism-i faildir (sıfat-ı müşebbehe). İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şeye muhtaç olmamak, kendi kendine yetmek, fazlalık, doygunluk ve eksikliğin mutlak zıddı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gınâ" kavramının, varoluşsal olarak hiçbir dış nedene, maddeye veya yardıma ihtiyaç duymayan mutlak bağımsızlık (istiğna) durumu olduğunu açıklar. Yaratılmışların temel ontolojik vasfı "fakr" (sürekli bir muhtaçlık hali) iken, Yaratıcı'nın yegane vasfı "Gani" olmaktır. Toshihiko Izutsu, Cahiliye toplumundaki zenginlik algısı ile Kur'an'ın teolojik devrimini bu kelime üzerinden okur. Izutsu'ya göre bedevi Arabın zihninde "gani", çok devesi, kılıcı ve altını olan, bu yüzden de kibre kapılıp sınır tanımaz (müstağni) hale gelen bir kabile reisiydi. Kur'an bu kelimeyi alıp sosyo-ekonomik bir statü olmaktan çıkarır ve onu Allah'ın evrene, meleklerin tesbihatına, hatta insanların iman etmesine dahi zerre kadar ihtiyacı olmadığını bildiren mutlak bir kozmik kudret sıfatına dönüştürür. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin kurgusal nedenselliğine dikkat çeker. "Gökler ve yer O'nundur" denildikten hemen sonra Allah'ın "Gani" olarak nitelenmesi, çok sarsıcı bir teolojik ayrımdır: İnsan mülk edinir, çünkü zayıftır ve o mülke ihtiyacı vardır; Allah ise tüm evrenin mülk sahibidir ama o devasa mülke en ufak bir ihtiyacı olmayan (Gani) tek ve mutlak varlıktır.

        el-Hamîd (الْحَمِيدُ)

        Bu kelimenin etimolojik kökeni "h-m-d" (حمد) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "birini sahip olduğu içsel güzellikler, erdemler ve lütuflar sebebiyle övgüyle anmak, yüceltmek ve nankörlüğün (küfr) mutlak zıddı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hamd" kavramının sıradan bir dalkavukluk veya övgü (medh) olmadığını, nimetin asıl kaynağını bilinçli ve ahlaki bir şuurla idrak ederek duyulan derin bir hürmet ve şükran hali olduğunu açıklar. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin dilbilimsel formuna değinerek, "Hamîd" isminin edilgen (mahmûd / övülen) anlamı taşıyan kalıcı bir sıfat (sıfat-ı müşebbehe) olduğunu belirtir; yani evrendeki hiçbir varlık O'nu övmese, hiçbir insan şükretmese bile, Allah kendi zatı itibariyle bizatihi ve ebediyen "övülmeye layık" mutlak bir kemal sahibidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin kapanışındaki "Ganiyy" ve "Hamîd" (el-Ganiyyül Hamîd) sıfatlarının yan yana gelmesinin yarattığı o muazzam felsefi dengeye (diyalektiğe) odaklanır. Kılıç'a göre, insan psikolojisinde "kendi kendine yeten, gücünün zirvesinde olan ve kimseye ihtiyacı bulunmayan" (Gani) bir otorite figürü, genellikle merhametsiz, kibirli, bencil ve ulaşılamaz bir karaktere bürünür. Ancak Allah'ın o mutlak istiğnası (Ganiy), hemen yanındaki "Hamîd" (şefkatli, lütufkâr ve övgüye layık) sıfatıyla dengelenir. O, hiçbir şeye ve hiç kimseye muhtaç değildir; ama bu ilgisiz bir tanrı (deizm) olduğu anlamına gelmez. O, hiçbir mecburiyeti olmadığı halde evreni sonsuz lütuflarıyla besleyerek övgüyü (hamdi) hak eden yegane merhamet merkezidir. Kudretin ve sevginin kusursuz birlikteliği bu iki kelimenin bitişikliğinde yatar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X