اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hac Sûresi, 35. Ayet
Daralt
X
-
Onlar öyle kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri titrer, başlarına gelen musibetlere sabrederler, namazlarını özenle kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar.
Onlar öyle kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri titrer. Yani Allah’tan korktukları için kalpleri titrer ve korkar. Başlarına gelen musibetlere, felâketlere ve âfetlere sabrederler. Namazlarını özenle kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar. Bu âyetin yorumunu Enfâl sûresinde belirtmiştik.
Yorumu Yorumla
-
Zükira (ذُكِرَ)
Kelimenin kökü, Arapça "z-k-r" (ذكر) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi zihinde tutmak, hıfzetmek, unutmamak ve onu dille telaffuz etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zikir kavramının hem kalpteki uyanıklık ve hatırlama hali hem de dildeki somut anma eylemi olduğunu açıklar. Ayette fiilin edilgen (meçhul) formda "zükira" (anıldığı zaman) şeklinde kullanılması teolojik açıdan çok kritiktir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edilgen yapının felsefi derinliğine dikkat çekerek; müminin kalbinin titremesi için bizzat kendisinin aktif bir zikir eylemi içinde (fail) olmasına gerek olmadığını, dışarıdan, pasif bir şekilde ilahi isme veya hakikate maruz kalmasının (edilgen durumun) bile o varoluşsal sarsıntıyı tetiklemeye yettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inanç semantiğinde zikir kavramının, "gaflet"in (ontolojik uyku ve umursamazlık halinin) mutlak zıddı olduğunu belirtir. Izutsu'ya göre zikir, insanın evrendeki yerini ve asıl sahibini hatırladığı o ani, keskin ve sarsıcı aydınlanma (uyanış) anıdır.
Vecilet (وَجِلَتْ)
Etimolojik olarak "v-c-l" (وجل) kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "korku, titreme, ürperme ve şiddetli bir endişeyle kalbin büzüşmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Arapçadaki sıradan korkuyu ifade eden "havf" kelimesi ile "vecel" arasındaki keskin farkı açıklar. İsfahânî'ye göre vecel, sıradan bir tehlikeden kaçma dürtüsü değil; ilahi azamet, celal ve mutlak otorite karşısında insanın kendi hiçliğini idrak etmesinden doğan saygı dolu, derin ve ontolojik bir sarsıntıdır (ürpermedir). Dücane Cündioğlu, kelimenin psikolojik ve estetik boyutuna odaklanır. Cündioğlu'na göre bu eylem, kalbin mutlak olanla (Numen) karşılaştığında yaşadığı o şiddetli varoluşsal titreyiştir; insan ruhunun, ilahi isim (zikir) karşısında kendi sınırlarını fark edip estetize olmuş bir dehşetle sarsılmasıdır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik (sesbilimsel) yapısındaki ahenge dikkat çeker. "Vav" harfinin o yumuşak ve yuvarlak başlangıcının ardından, "cim" harfinin sertliğiyle aniden kesilmesi ve "lam" ile dilin damağa yapışması, kalbi ansızın yakalayan o kontrol dışı, ritmik titreme (vecel) hissini okuyucunun kulağına adeta fizyolojik bir refleks gibi aktarır.
Kulûbühüm (قُلُوبُهُمْ)
Kelimenin kökeni Arapça "k-l-b" (قلب) harflerine dayanmaktadır ve "kalb" kelimesinin çoğuluna iyelik zamiri (hüm) eklenmiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi ters yüz etmek, içini dışına çıkarmak, sürekli bir halden diğerine dönmek ve değişkenlik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın iç dünyasına, düşünce ve duygu merkezine "kalb" denilmesinin sebebini, onun tıpkı kaynayan bir su veya rüzgardaki bir yaprak gibi sürekli halden hale geçmesine, kararsız ve dalgalı doğasına bağlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin kurgusundaki kelime dizilimine dikkat çeker. Kılıç'a göre, doğası gereği sürekli değişen, savrulan ve dünyevi arzular arasında bocalayan "kalb", ayetin başında geçen "zikir" (ilahi hatırlatma) şokuyla ve ardından gelen "vecel" (korkuyla ürperme) sarsıntısıyla adeta sabitlenir. İlahi isim, o değişken et parçasını (kalbi) dünyevi frekanslardan koparıp mutlak teslimiyetin eksenine kilitleyen yegane güçtür.
es-Sâbirîne (الصَّابِرِينَ)
Bu kelime, "s-b-r" (صبر) kökünden türeyen ism-i failin (etken ortaç) çoğuludur. İbn Fâris, kökün asıl anlamının "bir şeyi hapsetmek, tutmak, engellemek ve dar bir alana sıkıştırmak" olduğunu belirtir. Canlı hedef olarak bağlanan hayvana veya öfkesini yutan insana etimolojik olarak bu kökten dolayı sabreden denilir. Râgıb el-İsfahânî, "sabır" kavramının, nefsi aklın ve dinin sınırları içine hapsetmek, paniğe (ceza') ve umutsuzluğa karşı ruhu kontrol altında tutmak olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Cahiliye ahlakı ile Kur'an ahlakı arasındaki dönüşümü bu kelime üzerinden analiz eder. Izutsu'ya göre İslam öncesi bedevi kültüründe sabır, bir savaşçının çölün acımasızlığına, açlığa veya kılıç darbelerine karşı gösterdiği fiziksel dayanıklılık ve kabilevi stoacılıktı. Kur'an bu kaba ve fiziksel direnci alır, onu ilahi takdire rıza gösterme, musibetler karşısında Allah'a duyulan sarsılmaz bir güven (tevekkül) olarak tamamen içsel, ahlaki ve teolojik bir erdeme dönüştürür. Diyanet İslam Ansiklopedisi, sabrın ayette "ihbât" (tam teslimiyet/tevazu) halindeki müminlerin temel vasfı olarak zikredilmesinin, bu erdemin pasif bir katlanma değil, zorluklar karşısında imanı koruyan en aktif ve şuurlu direniş hattı olduğunu gösterdiğini aktarır.
Esâbehüm (أَصَابَهُمْ)
Etimolojik olarak "s-v-b" (صوب) kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin tam hedefine ulaşması, doğru noktaya inmesi ve kastettiği yeri bulması" olduğunu belirtir. Yağmurun toprağa tam zamanında ve yerinde düşmesine (savb) veya okçunun hedefi tam onikiden vurmasına etimolojik olarak bu isim verilir. Râgıb el-İsfahânî, başa gelen bela, hastalık veya felaketlere "musibet" denilmesinin, bu olayların kör bir tesadüfle değil, ilahi bir takdirle kişinin hayatında tam olarak isabet etmesi gereken o hassas noktayı bulmasından kaynaklandığını açıklar. Gabriel Said Reynolds, "isabet eden/musibet" kavramının Geç Antik Çağ dini literatüründeki teodise (kötülük problemi ve ilahi adalet) tartışmalarında merkezi bir yer tuttuğunu belirtir. Kur'an, "esâbe" fiilini kullanarak evrendeki rastlantısallığı (kaosu) tamamen reddeder; başa gelen her zorluk, ilahi bir iradenin milimetrik isabetidir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bir önceki kelime olan "sabır" ile bu fiil arasındaki teolojik bağa dikkat çeker: İnsanın musibet karşısında sabredebilmesinin yegane epistemolojik koşulu, o oku (musibeti) atanın da, hedefin (kendisinin) de ilahi bilgi dahilinde olduğunu, o acının kendisini "ıskalamasının" zaten imkansız olduğunu ("esâbe/tam isabet ettiğini") bilmesidir.
el-Mükîmî (الْمُقِيمِي)
Kelimenin kökü, Arapça "k-v-m" (قوم) harflerine dayanmaktadır ve if'al babından türeyen ism-i faildir (çoğul halinin sonundaki 'nun' harfi isim tamlamasından dolayı düşmüştür). İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "doğrulmak, dikilmek, ayağa kalkmak, bir şeyi sabit tutmak ve ona destek olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ikame" eyleminin sıradan bir şeyi "yapmak" (fiil) olmadığını; bir şeyi sütunları üzerinde sağlamca inşa etmek, hakkını vererek ayakta tutmak ve onun yıkılmasına/bozulmasına engel olmak olduğunu aktarır. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da namaz ibadeti için asla "kıldılar/yaptılar" fiilinin kullanılmadığını, daima "ikame ettiler" (ayağa kaldırdılar/inşa ettiler) fiilinin tercih edildiğini belirtir; zira namaz, dinin mimari bir çatısıdır ve bu çatı sadece fiziksel hareketlerle değil, manevi bir direnişle "ayakta tutulur".
es-Salâti (الصَّلَاةِ)
Bu kelimenin etimolojik kökeni dilbilimciler arasında geniş çapta tartışılmıştır. Arapça "s-l-v" (صلو) kökünden geldiğini savunan İbn Fâris, bu kökün temelinde "ateş, ısınmak ve eğilmek" manalarının yattığını belirtir; hayvanın bel/kuyruk sokumu kemiğine de eğilmesinden dolayı "salâ" denir. Ancak modern filoloji ve müsteşrikler farklı bir harita çizer. El-Cevâlîkî, "salât" kelimesinin dini/kurumsal namaz anlamında kullanılmasının saf Arapça olmadığını, Aramice ve Süryanice kökenli Araplaşmış (muarreb) bir kelime olduğunu aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin kesin etimolojik izini sürerek, "salât" teriminin Geç Antik Çağ'da Süryani kiliselerinde ve Arami Yahudilerinde "ritüelistik dua, eğilme ve tapınma" anlamına gelen "ṣlōthā" (veya slôtâ) kelimesinden doğrudan Arapçaya geçtiğini kanıtlar. Patricia Crone, Kur'an'ın bu kelimeyi alıp kendi tevhidi litürjisine (ibadet düzenine) entegre etmesinin, İslam'ın kendisini Ortadoğu'daki kadim monoteistik (İbrahimi) zincirin meşru ve nihai halkası olarak konumlandırmasında en güçlü dilsel araçlardan biri olduğunu savunur. Kur'an, Ehl-i Kitab'ın bildiği bu kurumlaşmış terimi (salât) almış, ancak onun yönünü ve ruhunu tamamen Kabe'ye ve saf tevhide çevirmiştir.
Yünfikûn (يُنفِقُونَ)
Etimolojik olarak "n-f-k" (نفق) kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "tükenmek, geçip gitmek, bitmek ve bir şeyin içinden geçip diğer taraftan çıkmak" olduğunu belirtir. İki ucu açık olan ve içinden geçilen yola "tünel" (nefak) denilmesi de bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "infak" kavramının, insanın sahip olduğu malı, serveti veya imkanı kendi mülkiyetinden çıkarıp Allah yolunda tüketmesi, elden çıkarması olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ekonomi-politiğini incelerken, infak kavramının felsefi gücüne odaklanır. Izutsu'ya göre Cahiliye arabı için mal, çölün zorluklarına karşı biriktirilen ve asla elden çıkarılmayan ontolojik bir güvenceydi (hoarding). Kur'an, "infak" (tüketme/elden çıkarma) emriyle insanın maddeye duyduğu bu hastalıklı bağımlılığı kırar. Malın "elden çıkıp gitmesi", aslında müminin rızkın asıl sahibine duyduğu o mutlak güvenin (tevekkülün) en somut sosyo-ekonomik ispatıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonunda fiilin muzari (şimdiki/geniş zaman) formunda "yünfikûn" (infak ederler) şeklinde kullanılmasının altını çizer; bu, anlık bir bağış veya sadaka krizinden ziyade, hayat boyu süren, cömertliği bir varoluş ve "teslimiyet" (ihbât) biçimi haline getirmiş sürekli bir akış ve arınma eylemidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla