ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hac Sûresi, 29. Ayet
Daralt
X
-
Sonra kalan hac fiillerini tamamlayıp temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve o kadîm evi (Kâbe) tavaf etsinler.
Hac ve Kurbana Dair Hükümler
Sonra kalan hac fiillerini tamamlayıp temizlensinler. Bazı edebiyat âlimleri “et-tefes” kelimesi ile Arap dilinde neyin kastedildiğinin bilinmediğini söylemişlerdir. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: “et-Tefes” kelimesi bakımsız olmak, yani süslenmeyi bir yana bırakmaktır. Kelimenin bu mânaya geldiğini Hz. Peygamberden rivayet edilen şu hadis göstermektedir. Resûl-i Ekrem’e hacıdan sorulunca şöyle cevap vermiştir; “Hacı, saçı başı dağınık olan ve koku kullanmayandır”. Ebû Avsece “et-tefes” kelimesinin esasen kir anlamına geldiğini belirtir. Bir kadının pis kokulu olduğunu ifade etmek için “imraetun tefise” denilir. Bu da Hasan-ı Basrî’nin, kelimenin süslenmeyi terketmek anlamına geldiğine dair yaptığı açıklamaya yakındır. Müfessirler “et-tefes” kelimesinin başı tıraş etmek, tırnakları ve bıyıkları kesmek, şeytan taşlamak, kurban kesmek vb. şeyler olduğunu söylemişlerdir. Bazıları “sümme’l-yakdû tefesehüm” âyetinin, hac fiillerini ifa etsinler, anlamına geldiğini belirtmişlerdir. Bir habere göre Resûl-i Ekrem şöyle demiştir; “Kim Arafat’ta bir gece vakfe yapar bizimle birlikte Müzdelife’de cem‘ denilen mekânda namaz kılarsa haccı tamam olur. Ve o kişi, hac menâsikini ifa etmiş demektir”. “Kadâ tefesehû” cümlesinin zâhirinden anlaşılan “tefes” kelimesinin hac menâsiki anlamına geldiğidir. “Kadâ tefesehû” tabirinin, zinet (süs) vakti geldi, diye tevil edilmesi de mümkündür. Zînet vaktinden maksat, tıraş olma ve (ihramdan çıkıp) günlük elbise giyme vaktidir. En doğrusunu Allah bilir.
Adaklarını yerine getirsinler. Yani üstlendikleri kesmeyi yerine getirsinler. Allah Teâlâ bundan önce kişinin temettü haccı ve ifrad haccı için yola çıkardığı hayvanların etlerini yiyebileceğinden söz etmiş ve “Artık onlardan hem kendiniz yiyin” demişti. Fakat adak yoluyla kesmeyi üstlendiği kurbanın etinden yemekten söz etmemişti. Mezhep imamlarımız da böyle söylemektedirler: Bir kimsenin temettü ve kıran haccı kurbanlarının etinden yemesi caizdir. Ama adak ve kefâret kurbanlarının etinden yemesi caiz değildir. Aksine o kurbanların etlerini tamamıyla tasadduk etmelidir. “Fakat içinizden biri hasta ise veya başından bir rahatsızlığı varsa (tıraşını olup) oruç tutarak veya sadaka vererek yahut da kurban olarak bir fidye ödesin” meâlindeki beyanda ifade edilen budur. En doğrusunu Allah bilir
Ve o kadîm evi (Kâbe) tavaf etsinler. Sözü edilen tavaf, farz olan tavaftır (tavaf-ı ziyaret). Ziyaret tavafi, nahr günü (bayramın birinci günü) yapılan tavaftır. Bu tavaf bizim mezhebimize göre farzdır. Âyette sözü edilen tavafın bazılarının dediği gibi “tavâfus-sader”, yani veda tavafı olması ihtimali yoktur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır”. Âyette bahsi geçen hıccü’l-beyt, Beytullah’ı tavaftan ibarettir, başka bir şey değildir. Kâbe’ye giriş tavafı (tavâfut-duhûl) ve veda tavafı (tavâfus-sader) Mekkeliler’e yönelik bir yükümlülük değildir. Ancak başkaları haccetmekle nasü yükümlü ise onlar da yükümlüdürler. Netice olarak belirttiklerimiz Ve kadîm evi (Kabe) tavaf etsinler meâlindeki beyanla kastedilenin ziyaret tavafı ve bunun da Cenâb-ı Hakk’m “Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır” beyanında sözü ettiği hac olduğunu göstermektedir.
Ve kadîm evi. Bazıları Allah Teâlâ Beytullah’ı “atik” (âzat edilmiş) diye nitelemiştir, çünkü onu zorbaların üzerinde zorbalık yapmasından âzat etmiştir. Nice zorbalar (çıkmış), onu yıkmak için üzerine gitmiş ancak Allah Teâlâ buna mani olmuştur. Bazıları da şöyle bir açıklama yapmıştır: yüce Allah bu beyti “atık” diye nitelemiştir. Çünkü o, dördüncü semaya yükseltilmiştir. Yukarı yükseltilen beyt, el-beytü’l-atîk’dir. Bize göre el-beytü’l-atîk, Hz. İbrahim’in bina ettiği ve kurduğu beyttir. Bu durumda âyetin mânası şöyle olur: Ve İbrahim’in bina ettiği o kadîm evi (Kâbe) tavaf etsinler, yoksa insanların yaptıkları yeni evi değil. Mânanın bu olduğunu Hz. Peygamberden rivayet edilen şu haber göstermektedir. Hz. Peygamber Hz. Aişe’ye “Senin kavmin İslâm’a yeni girmiş olmasaydı, Beyt’i, İbrahim’in kurduğu temel üzerine yeniden yapar ve iki de kapı açardım. Biri içine girilen diğeri de çıkılan” demiştir. Abdullah b. Zübeyr’in rivayet ettiği haberlerden birine göre Hz. Peygamber “Beytullah’a atık denilmiştir. Çünkü hiçbir zorba ona hâkim olamamıştır” demiştir. Eğer bu haber sahihse mesele belirtildiği gibidir (üzerine söylenecek bir şey olamaz).
Yorumu Yorumla
-
Yakdû (يَقْضُوا)
Kelimenin kökü, Arapça "k-d-y" (قضي) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir işi sağlam ve kesin bir şekilde hükme bağlamak, tamamlamak, bitirmek, icra etmek ve yerine getirmek" olduğunu belirtir. Kesin hüküm veren hakime "kadı", ödenen borca "kaza" denilmesi de eylemin bu kesin bitiriciliğinden kaynaklanır. Râgıb el-İsfahânî, "kadâ" kavramının sözlü veya fiili olarak bir eylemi nihayete erdirmek olduğunu aktarır; ayetteki bağlamında bu, ihramlıyken uyulması gereken bedensel kısıtlamaların ve hac ritüellerinin fiili olarak "tamamlanıp bitirilmesini" ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımına dikkat çekerek, eylemin sadece sıradan bir işi bitirmek olmadığını, hac sürecinin o yoğun ve meşakkatli ibadet evresinden kesin bir kopuşu, ritüeli noktalayıp normal hayata geçişin (ihramdan çıkışın) dildeki en kati ve fiili ifadesi olduğunu vurgular.
Tefesehüm (تَفَثَهُمْ)
Etimolojik kökeni "t-f-s" (تفث) harfleridir. Kur'an'da sadece bu ayette geçen, oldukça nadir (hapax legomenon) bir kelimedir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "insan bedeninde biriken kir, uzayan saç, sakal ve tırnaklar ile bedensel bakımsızlık" olduğunu belirtir. İhram süresince saç kesmenin, tırnak kesmenin ve koku sürünmenin yasak olması sebebiyle bedende oluşan bu doğal yabanileşme haline Arapçada "tefes" denir. El-Cevâlîkî, bu kelimenin Arap dilinin köklerinde çok yaygın kullanılmayan, spesifik olarak Hicaz bölgesine ait hac menâsikiyle (ritüelleriyle) özdeşleşmiş yerel ve kadim bir terim olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetteki "tefeslerini gidersinler" (yakdû tefesehüm) tamlamasının, hacıların kurbanlarını kestikten sonra tıraş olup tırnaklarını keserek ihram yasaklarını sona erdirmelerini (tahallül) anlatan fıkhî ve bedensel bir deyim olduğunu aktarır. Dücane Cündioğlu, kelimenin taşıdığı estetik ve felsefi anlama odaklanır. Cündioğlu'na göre ihram, insanın tüm medeni süslerinden sıyrılıp doğadaki en ilkel, en yalın ve "bakımsız" (tefes) haline geri dönüşüdür; bu kelime üzerinden insan, ilahi huzurda acziyetini en bedensel haliyle yaşar ve ardından bu "kiri/yabaniliği" gidererek yeniden medeni/sosyal formuna geri döner.
Yûfû (يُوفُوا)
Bu fiil, "v-f-y" (وفي) kökünden türemiştir. İbn Fâris, kelimenin temel anlamının "bir şeyin tam, eksiksiz, mükemmel ve bol olması, noksanlık barındırmaması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vefâ" kavramının, verilen bir sözü, ahdi veya üstlenilen bir borcu zerre kadar eksiltmeden, tüm ağırlığıyla ve hakkıyla yerine getirmek olduğunu açıklar. İfa etmek (yûfû) eylemi, ayette if'al babında kullanılarak bu eksiksiz tamamlama iradesini vurgular. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye ahlakında "vefâ" kavramının kabileye, atalara ve yeminlere duyulan sadakati simgeleyen en yüce şövalye erdemlerinden biri olduğunu belirtir. Kur'an, bu ayette "vefâ" (yûfû) eylemini kabilevi bağlamından kopararak, insanın doğrudan Allah'a karşı üstlendiği teolojik bir yükümlülüğün (adağın) eksiksiz ifasına dönüştürür. Sözünde durmak, artık sadece sosyal bir onur değil, mutlak bir dini vecibedir.
Nüzûrahüm (نُذُورَهُمْ)
Kelimenin kökeni Arapça "n-z-r" (نذر) harflerine dayanmaktadır ve "nezr" kelimesinin çoğuludur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "insanın aslında kendisine farz olmayan bir şeyi, kendi iradesiyle kendisine vacip (zorunlu) kılması, söz vermesi ve bir şeyi adaması" olduğunu belirtir. Aynı kökten gelen "inzâr" (uyarma) kelimesi de, yerine getirilmesi gereken bir tehlikeye veya sözleşmeye dikkat çekmek anlamı taşır. Râgıb el-İsfahânî, "nezr" (adak) kavramının, kulun Allah'a yaklaşmak amacıyla kendi nefsine bir ibadeti (kurban, oruç, sadaka) şart koşması olduğunu aktarır. Gabriel Said Reynolds, "adak" (nezr) pratiğinin Geç Antik Çağ dini ekosistemindeki yerine değinerek, Süryanicedeki "nedrā" ve İbranicedeki "neder" kelimeleriyle aynı kökten gelen bu kavramın, Ortadoğu'nun ortak Sami dindarlığında Tanrı ile kul arasında kurulan çok temel bir "sözleşme/pazarlık" ritüeli olduğunu belirtir. Kur'an, hacıların yola çıkarken veya Kabe'ye ulaştıklarında kestikleri kurbanlara dair bu kadim adak (nüzûr) kültürünü teyit eder ve onaylar. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetteki çoğul kullanımın (nüzûr), hacıların Kabe'ye ulaşma, kurban kesme veya ihramla ilgili Allah'a verdikleri irili ufaklı tüm şahsi sözleri ve yükümlülükleri kapsadığını ifade eder.
Yettavvefû (يَطَّوَّفُوا)
Etimolojik olarak "t-v-f" (طوف) kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şeyin etrafında dönmek, çember çizmek, kuşatmak ve dolaşmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dini bir terim olarak "tavaf" eyleminin Kabe'nin etrafında belli bir nizam, huşu ve saygı içinde dönmek olduğunu açıklar. Ayette fiilin "yettavvefû" şeklinde tefe'ul babında (şeddeli ve harf ziyadeli formda) kullanılması son derece kritiktir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin bu morfolojik formunun eylemdeki yoğunluğu, tekrarı, kararlılığı ve adanmışlığı ifade ettiğini belirtir. Bu sıradan bir etrafında dönme değil; tüm benliğiyle merkeze kilitlenerek, yorulmadan ve bilinçle icra edilen bir "Ziyaret (İfada) Tavafı"dır. Patricia Crone, putperest Arapların da kutsal taşların veya tapınakların etrafında dönme (tavaf/davâr) ritüeline sahip olduklarını, ancak Kur'an'ın bu eylemi putlardan arındırarak, sadece ve sadece "Eski Ev" (el-Beytül Atîk) etrafında, yani mutlak tevhîd merkezinde yapılacak bir ibadet olarak sabitlediğini vurgular.
el-Beyti (الْبَيْتِ)
Kelimenin kökü, Arapça "b-y-t" (بيت) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gecelemek, sığınmak, barınmak ve kapalı bir mekana girmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, başındaki harf-i tarif (el) ile belirli hale geldiğinde bu ismin doğrudan yeryüzünün ilk ve en mukaddes sığınağı olan Kabe'yi ifade ettiğini aktarır. Eylemin "bil-beyti" (Ev ile/Evin etrafında) şeklinde "bâ" harf-i cerri ile kullanılması, tavaf eden kişinin Kabe ile kurduğu o sımsıkı, kopmaz ve bitişik fiziksel/ruhsal teması dilde somutlaştırır.
el-Atîk (الْعَتِيقِ)
Etimolojik olarak "a-t-k" (عتق) kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün iki ana ve köklü anlama sahip olduğunu belirtir: Birincisi "zaman olarak öne geçmek, çok eski ve kadim olmak"; ikincisi ise "bağımsızlık, kölelikten kurtulmak, hür ve asil olmak"tır. Râgıb el-İsfahânî, Kabe'ye neden "el-Beytül Atîk" dendiğini bu iki etimolojik kök üzerinden açıklar: Hem yeryüzünde insanlar için kurulan "ilk ve en eski" ev olduğu için bu ismi almıştır; hem de tarih boyunca hiçbir zalimin, tiranın veya devletin mülkiyetine/tahakkümüne girmemiş, tüm dünyevi otoritelerden "hür ve özgür" (azat edilmiş) bırakıldığı için bu şerefli sıfatla anılmıştır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin çevirilerinde genellikle sadece "Eski Ev" anlamının tercih edilmesini eleştirerek, "Atîk" kelimesinin içerdiği "dokunulmazlık, hürriyet ve asalet" vurgusunun, Kabe'nin ekstrateritoryal (hiçbir devlete ait olmayan evrensel vakıf) statüsünü belirleyen asıl hukuki ve teolojik boyut olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik ve edebi gücüne odaklanır. Ayetin en sonunda (fasıla) yer alan "el-Atîk" kelimesinin içerdiği kalın "kaf" (ق) harfi, okuyucunun zihninde bu yapının sarsılmazlığını, zamana meydan okuyan o ağırbaşlı kadim duruşunu ve dünyevi güçler karşısındaki mutlak özgürlüğünü mühürleyen muazzam bir edebi kapanıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla