Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Gâşiye Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Gâşiye Sûresi, 23. Ayet

    اِلَّا مَنْ تَوَلّٰى وَكَفَرَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İllâ men tevellâ ve kefer(a)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      21. "Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın."

      22. "Onlara egemen bir zorba değilsin."

      23. "Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse"

      24. "Allah onu en büyük azapla cezalandırır."

      Artık sen öğüt ver, çünkü sen bir uyarıcısın, onlara egemen bir zorba değil. En doğrusunu Allah bilir ya bu beyanda, Hz. Peygamber’e (a.s.) hoşuna gitmeyecek şekilde karşılık görmese, alaya alınsa da yaptıklarına karşılık onları cezalandırmamasına dair emir vardır. Cenâb-ı Hak buyurmuş oluyor ki: Sen onlara Allah Teâlâ'yı hatırlat! O’nun nimetlerinin büyüklüğünü hatırlat. Peygamberleri inkâr eden kavimlerin nasıl helâk olduklarını ve tasdik edenlerin nasıl kurtulduklarını anlat, onların durumlarını yücelt! İnkâr edenleri kahretme ve yaptıklarına karşılık onları cezalandırma! Sen onları Allah Teâlâ'ya havale et!

      Sen onlara egemen bir zorba değilsin. Bazıları “musaytır”ı musallit, yani onların üzerine tesallut eden biri olarak tefsir etmiştir. Bazıları ise ona “cebbâr”, yani zorba anlamı vermiştir. Eğer birincisi kastedilirse o takdirde bu âyet neshedilmiş âyetlerden olabilir. Çünkü Hz. Peygamber (a.s.), onlarla savaşmasına izin verilmesi, onları esir etmesi, cizye almak suretiyle onları kahruperişan etmesi gibi yollarla onların üzerine musallat kılınmıştır. O yüzden denilmektedir ki bu hüküm Berâe sûresinden evvel söz konusuvdu. Eser Mücahid’den” rivayet edildiği şekilde mânası cebbâr, yani zorba ise o takdirde âyetin neshi söz konusu değildir ve peygamberin (a.s.) onlar üzerinde zorba biri olması da caiz değildir. Keza âyetin Ancak İdm yüz çevirir ve inkâr ederse o hariç meâlindeki kısmı da istisna değildir. O takdirde “illâ” “lâkin” anlamındadır ve mâna şöyde olur: “Her kim yüz çevirir ve inkâr ederse, Allah onu en büyük azapla cezalandırır”. Yani her kim Allah’a itaatten ayrılır ve O’nun vahdâniyetini, kitaplarını ve resûllerini inkâr ederse Allah da ona en büyük azabı verir. “Musaytır”ın kılıçla, esir almakla ve cizye almakla kahruperişan etme anlamında, “musallit” olarak yorumlanması halinde istisna olur. Yani her kim Allah’a itaatten ayrılır ve O’nun vahdâniyetini inkâr ederse Allah seni kılıçla, esir etmek ve cizye almakla onların üzerine musallat eder ve bu şekilde ona en büyük azabı verir. Denildi ki: Ancak yüz çe^dren ve halinde ısrarlı olan hariç; sen onların üzerine musallat edilirsin. Yahut hatırlatma anında yüz çeviren hariç ve sen ona karşı yardım görürsün. Kurtuluş ancak Allah sayesindedir!

      Bu âyetlerde, Allah Teâlâ’nın itaatine yanaşmayıp inkâr edenlere karşı zafer kazanacağına dair Hz. Peygambere (a.s.) müjde vardır. Keza bu âyetler Hz. Peygamber’in (a.s.) risâletine delil de olmaktadır. Çünkü Allah bunu zayıf ve yardımcılarının çok az olduğu bir zamanda buyurmuştur ve her şey de Allah’ın tam da dediği gibi vuku bulmuştur. Zira Allah Teâlâ peygamberine iki aylık mesafeye korku salacak’- şekilde güç vermiş, onun için fetihler müyesser etmiştir. Haliyle bütün bunların, Allah’ın kendisine bildirmesi sayesinde gerçekleştiğinin bilinmesini istemiştir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tevellâ (تَوَلَّى)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökeninin "v-l-y" olduğunu ve bu kökün asıl manasının "yakınlık, bir şeyin peşi sıra gelmesi ve dostluk" olduğunu belirtir; "tevellâ" formunun ise bir şeye yönelmek veya bir şeyden yüz çevirip arkasını dönmek şeklinde iki zıt anlamı barındırdığını, ayetteki bağlamın ise "sırt dönme" eylemiyle ilişkili olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki kullanımın doğrudan "yüz çevirmek ve uzaklaşmak" (i'râd) manasında olduğunu, kişinin kendisine hatırlatılan hakikatten hem bedenen uzaklaşmasını hem de kalben ona sırtını dönmesini simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik yapısında "iman" ve "ikbal" (yönelme) kavramlarının zıddı olarak konumlandığını, kişinin ilahi çağrıya karşı gösterdiği negatif irade beyanını ve hakikatle olan ontolojik bağını koparmasını ifade ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi surelerinde bu terimin, tebliğe karşı gösterilen aktif bir reddediş ve sosyal/dini sorumluluktan kaçış eylemi olarak kurgulandığını, kelimenin fonetik yapısının bir "kopuşu" hissettirdiğini ileri sürer. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ve Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin bağlam içinde peygamberin "hatırlatma" (tezkir) görevine karşı gösterilen inatçı direnci ve hakikati duymazdan gelerek ondan uzaklaşma eylemini tahlil ederler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "tevellâ" eyleminin sadece fiziksel bir yöneliş değil, aynı zamanda kalbin ve zihnin hakikate kapanması, ona karşı bir mesafe koyması ve iradi bir yabancılaşma süreci olduğunu vurgular.

        Kefer (كَفَرَ)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün temel manasının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve karanlık" olduğunu belirtir; ona göre tohumu toprağa gömüp örttüğü için çiftçiye, karanlığıyla her şeyi örttüğü için geceye de bu kökten isimler verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin dini ıstılahta ilahi nimetleri ve hakikati inkar ederek üstünü örtmek, gerçeği bilerek gizlemek ve nankörlük etmek manasına geldiğini, ayette ise hatırlatılan gerçeklerin üzerini inatla kapatma eylemini nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerindeki kökenlerini inceleyerek, Aramice "kpar" (reddetmek, inkar etmek) ve Süryanice formlarıyla paralel bir gelişim gösterdiğini, Kur'an'ın bu terimi ilahi otoriteyi reddetmek manasında teknik bir terim olarak sistemine dahil ettiğini tahlil eder. Toshihiko Izutsu, "küfür" kavramının Kur'an'daki en merkezi kavramlardan biri olduğunu, bunun hem "nankörlük" (nimetin üstünü örtme) hem de "hakikati inkar" (gerçeğin üstünü örtme) boyutlarını kapsadığını, bu ayette "tevellâ" (yüz çevirme) eyleminin inkarla mühürlendiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, kelimenin "örtme" manasının yanı sıra, geç antik çağ dini terminolojisinde "silme" veya "temizleme" (günahların örtülmesi/silinmesi) manasıyla da ilişkili olduğunu ancak inkar bağlamında bu "örtmenin" hakikati yok saymak anlamına geldiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, "kefer" fiilinin burada ahlaki ve ontolojik bir nankörlüğü temsil ettiğini, kişinin çevresindeki "ayetleri" görmesine rağmen onlara karşı körleşmesini simgelediğini ileri sürer. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ve Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin bilinçli bir reddedişi ifade ettiğini, kişinin sunulan tüm delillere rağmen gerçeği kabul etmeyip onu yok sayması ve zihnini bu gerçeğe kapatması durumunu tahlil ederler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "kefer" fiilinin etimolojik özündeki "örtme" manasının, insanın kendi fıtratındaki iman potansiyelini baskılaması ve ilahi nurun kalbe girmesine engel olması şeklinde psikolojik bir derinlikle açıklanması gerektiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X