Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Gâşiye Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Gâşiye Sûresi, 22. Ayet

    لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Leste ‘aleyhim bimusaytir(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      21. "Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın."

      22. "Onlara egemen bir zorba değilsin."

      23. "Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse"

      24. "Allah onu en büyük azapla cezalandırır."

      Artık sen öğüt ver, çünkü sen bir uyarıcısın, onlara egemen bir zorba değil. En doğrusunu Allah bilir ya bu beyanda, Hz. Peygamber’e (a.s.) hoşuna gitmeyecek şekilde karşılık görmese, alaya alınsa da yaptıklarına karşılık onları cezalandırmamasına dair emir vardır. Cenâb-ı Hak buyurmuş oluyor ki: Sen onlara Allah Teâlâ'yı hatırlat! O’nun nimetlerinin büyüklüğünü hatırlat. Peygamberleri inkâr eden kavimlerin nasıl helâk olduklarını ve tasdik edenlerin nasıl kurtulduklarını anlat, onların durumlarını yücelt! İnkâr edenleri kahretme ve yaptıklarına karşılık onları cezalandırma! Sen onları Allah Teâlâ'ya havale et!

      Sen onlara egemen bir zorba değilsin. Bazıları “musaytır”ı musallit, yani onların üzerine tesallut eden biri olarak tefsir etmiştir. Bazıları ise ona “cebbâr”, yani zorba anlamı vermiştir. Eğer birincisi kastedilirse o takdirde bu âyet neshedilmiş âyetlerden olabilir. Çünkü Hz. Peygamber (a.s.), onlarla savaşmasına izin verilmesi, onları esir etmesi, cizye almak suretiyle onları kahruperişan etmesi gibi yollarla onların üzerine musallat kılınmıştır. O yüzden denilmektedir ki bu hüküm Berâe sûresinden evvel söz konusuvdu. Eser Mücahid’den” rivayet edildiği şekilde mânası cebbâr, yani zorba ise o takdirde âyetin neshi söz konusu değildir ve peygamberin (a.s.) onlar üzerinde zorba biri olması da caiz değildir. Keza âyetin Ancak İdm yüz çevirir ve inkâr ederse o hariç meâlindeki kısmı da istisna değildir. O takdirde “illâ” “lâkin” anlamındadır ve mâna şöyde olur: “Her kim yüz çevirir ve inkâr ederse, Allah onu en büyük azapla cezalandırır”. Yani her kim Allah’a itaatten ayrılır ve O’nun vahdâniyetini, kitaplarını ve resûllerini inkâr ederse Allah da ona en büyük azabı verir. “Musaytır”ın kılıçla, esir almakla ve cizye almakla kahruperişan etme anlamında, “musallit” olarak yorumlanması halinde istisna olur. Yani her kim Allah’a itaatten ayrılır ve O’nun vahdâniyetini inkâr ederse Allah seni kılıçla, esir etmek ve cizye almakla onların üzerine musallat eder ve bu şekilde ona en büyük azabı verir. Denildi ki: Ancak yüz çe^dren ve halinde ısrarlı olan hariç; sen onların üzerine musallat edilirsin. Yahut hatırlatma anında yüz çeviren hariç ve sen ona karşı yardım görürsün. Kurtuluş ancak Allah sayesindedir!

      Bu âyetlerde, Allah Teâlâ’nın itaatine yanaşmayıp inkâr edenlere karşı zafer kazanacağına dair Hz. Peygambere (a.s.) müjde vardır. Keza bu âyetler Hz. Peygamber’in (a.s.) risâletine delil de olmaktadır. Çünkü Allah bunu zayıf ve yardımcılarının çok az olduğu bir zamanda buyurmuştur ve her şey de Allah’ın tam da dediği gibi vuku bulmuştur. Zira Allah Teâlâ peygamberine iki aylık mesafeye korku salacak’- şekilde güç vermiş, onun için fetihler müyesser etmiştir. Haliyle bütün bunların, Allah’ın kendisine bildirmesi sayesinde gerçekleştiğinin bilinmesini istemiştir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Musaytır (مُصَيْطِرٍ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "s-t-r" (sin-te-ra) köküne dayandırır ve asıl manasının "yazı yazmak, satır oluşturmak" olduğunu belirtir; "musaytır" kelimesinin ise bir şeyin üzerinde duran, amelleri kaydeden, denetleyen ve yöneten kişi anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin "sad" (ص) ile yazılmasına rağmen aslındaki "sin" (س) harfinin, yanındaki "te" harfinin kalınlaşmasıyla bu formu aldığını not eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin bir şeyi tahakküm altına alan, zorlayan, başkaları üzerinde mutlak kontrol ve otorite kuran kişi manasına geldiğini belirtir; ayetin bağlamında Hz. Peygamber'in insanlar üzerinde bir zorba veya onları imana mecbur bırakacak bir otorite olmadığını vurguladığını açıklar. El-Cevâlîkî, kelimenin telaffuz ve imlasındaki değişikliğe dikkat çekerek, Kur'an'da "sad" ile yazılan bu kelimenin aslen "s-y-t-r" (sin-ye-te-ra) kökünden geldiğini ve "müvelled" (Arapçalaşmış) bir kelime olma ihtimalini tahlil eder. Celaleddin el-Suyuti, "musaytır" kelimesinin "musattır" (yazıcı/kaydedici) kelimesinden dönüştüğünü, bir işin başında durup onu yöneten ve her anını kontrol eden kişiyi ifade ettiğini belirtir; bu ayette peygamberin insanlar üzerinde böyle bir mutlak gözetleyici ve zorlayıcı olmadığını aktarır.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde Süryanice "satara" (yazıcı, sekreter, amir) kelimesinin izlerini bulur; bu terimin bir idari görevliyi veya kayıt tutan bir denetçiyi ifade ettiğini, Kur'an'ın bu kavramı "başkalarının davranışlarını kontrol eden ve onları hesaba çeken yetkili" manasında kullandığını belirtir. Christoph Luxenberg (Pseudonym), kelimenin kökenini Süryanice "m'shat'rânâ" (yönetici, amir) veya "s-t-r" kökenli bir idari terimle ilişkilendirerek, Arapçadaki kullanımın bu Aramice/Süryanice arka plandan süzülerek "otorite sahibi" manasını kazandığını iddia eder. Theodor Nöldeke, kelimenin "sin" (س) ile başlayan orijinal biçiminin zamanla "sad" (ص) harfine evrildiğini, bu fonetik değişimin kelimenin yabancı bir kökene sahip olabileceğine dair dilsel bir işaret olduğunu tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın "otorite" ve "tebliğ" dengesi içinde ele alır; ona göre "musaytır", bir kişinin iradesini diğerinin üzerinde mutlak bir güçle yürütmesini ifade eden bir terimdir ve bu ayetle peygamberin tebliğ sınırları çizilerek, imanın dışsal bir zorlama (icbar) değil, özgür bir irade beyanı olması gerektiği vurgulanmaktadır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "müzekkir" (hatırlatıcı) sıfatıyla oluşturduğu zıtlığa dikkat çeker; peygamberin görevinin hatırlatmakla sınırlı olduğunu, insanların kalpleri ve tercihleri üzerinde bir "gardiyan" veya "zorba" gibi davranma yetkisinin bulunmadığını tahlil eder. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi metinlerinde bu terimin, peygamberin siyasi bir lider veya tahakküm kuran bir güç odağı olmadığını kanıtlamak için kullanıldığını, onun yetkisinin manevi bir rehberlikle sınırlandırıldığını savunur. Gabriel Said Reynolds, kelimenin Geç Antik Çağ'daki bürokratik terminolojiyle bağlantısına değinerek, "musaytır"ın bir şeyi denetleyen ve kaydını tutan memur/amir tipolojisini yansıttığını, ayetin bu otorite biçimini peygamberden nefyettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin "kayıt tutma/yazma" kökeniyle "otorite" arasındaki bağa değinerek, birinin hesabını tutmanın ona hükmetmekle eşdeğer görüldüğü bir dil evreninde, peygamberin böyle bir hesap sorma ve kontrol etme makamında olmadığının ilan edildiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "mutlak egemen" ve "otokrat" manalarını barındırdığını, ayetin bu kavram üzerinden peygamberin misyonunun sadece duyurmak olduğunu, hidayete zorlama yetkisinin bulunmadığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "musaytır" kelimesinin bir gardiyan veya amansız bir takipçi gibi denetleme manasına geldiğini, ancak dinde zorlamanın olmaması ilkesi gereği peygamberin bu rolden tenzih edildiğini tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X