وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Gâşiye Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
13. "Orada yüksek tahtlar,"
14. "Önlerine konmuş kadehler,"
15. "Sıra sıra dizilmiş yastıklar,"
16. "Serilmiş değerli halılar vardır."
Bazıları şöyle dediler: Tahtlardan bazıları diğerlerinden daha yüksektir. Onlar Allah’ın dilediği gibi yükselir. Allah Teâlâ’nın dostu olan kulu oturmak için geldiği zaman ona eğilir, üzerine kurulduğu zaman da Allah Teâlâ’nın murat ettiği kadar yükselir. Bazıları şöyle dediler: Buradaki yükseltilmiş olmanın anlamı cennetlikler nazarında onların kadrinin yüceltilmesidir. Onlar dünyada iken neye rağbet etmekte iseler âhirette de kendilerine onlar vâdedildi. Kişi dünyada iken sözünü ettiğimiz her iki şekli de arzu eder. Âhirette kendilerine verilecek olan ödülün de aynı tarzda olacağı belirtilmiştir.
Aynı şekilde onlar önlerine konmuş kadehlere, sıra sıra dizilmiş yastıklara, serilmiş değerli halılara karşı da özlem duyarlar. Nitekim bir başka yerde de meâlen şöyle buyurmuştur: '‘Kabartılmış döşekler üzerinde (olacaklar)” Döşeklerin ve tahtların yükseltilmesinin bahsettiğimiz iki şekilde de olması söz konusudur. İşte bundan dolayı âhirette de aynı şekilde bu dünyadaki arzularına göre ödüllendirilecekleri onlara vâdedilmiştir.
Konmuş kadehler. “Ekvâb” (tekili kûb) kulpu olmayan bardak demektir. Bu niteleme ya onların dünyadaki testiler gibi büyük olmaları sebebiyledir. Ya da etrafında hazır bulunup dönen huri ve hizmetçilerin, arzu ettikleri anda bunları kendilerine sunmaları ve dolayısıyla onları kendilerine yaklaştırmak için tutacakları bir kulpun olmasına ihtiyaçlarının bulunmadığına işaret etmek anlamındadır.
Sıra sıra dizilmiş yastıklar. Yani sergiler üzerine konulmuş yastıklardır. İnsanlar nasıl ki dünyada iken yastıklara yaslanırlarsa aynı şekilde âhirette de yastıklarının olmasını arzu ederler. Vâdler de o doğrultuda oluşur.
Yorumu Yorumla
-
Nemârik (نَمَارِق)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeninin "n-m-r-k" olduğunu ve temel anlamının üzerine dayanılan küçük yastıklar, minderler olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nemreka" kelimesinin çoğulu olan bu ifadenin, özellikle otururken veya yaslanırken konfor sağlamak amacıyla kullanılan küçük yastıkları ve minderleri nitelediğini ifade eder; cennet tasvirindeki kullanımının, müminlerin ebedi istirahatlerinde duyacakları bedensel ve ruhsal rahatlığı simgelediğini açıklar. El-Cevâlîkî, kelimenin Arapçaya Farsçadan geçtiğini (muarreb) ifade ederek, aslı "namrak" olan bu terimin Farsçada da küçük minder anlamında kullanıldığını vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeni üzerine yaptığı tahlilde, kelimenin büyük olasılıkla Orta Farsça (Pehlevice) "namrak" veya "namra" (küçük minder, eyer yastığı) kelimesinden Arapçaya girdiğini, Kur'an'ın bu terimi yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki bir konfor ve lüks unsuru olarak cennet atmosferine taşıdığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin "yaslanılacak yastıklar" manasını pekiştirerek, cennetteki bu minderlerin müminlerin birbirleriyle sohbet ederken veya dinlenirken kullanacakları, estetik ve rahatlık sunan objeler olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, kelimenin cennetin semantik alanındaki "huzur ve sosyal etkileşim" kavramlarını tamamladığını, cehennem ehlinin bitkinliği karşısında müminlerin bu minderler üzerinde geçirecekleri keyifli ve zahmetsiz zamanı imgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ve Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin çöl kültüründe ve o dönemin toplumunda en üst düzey rahatlık ve itibar göstergelerinden biri olduğunu, cennetteki karşılığının ise müminlerin dünyadaki fedakarlıklarına karşılık verilen onurlandırıcı bir istirahat imkanı olduğunu tahlil ederler.
Masfûfe (مَصْفُوفَة)
İbn Fâris, kelimenin "s-f-f" kökünden türediğini ve asıl manasının bir şeyi düz bir çizgi halinde yan yana dizmek, sıralamak ve düzenli hale getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "masfûfe" olarak nitelenen yastıkların, rastgele değil, belirli bir estetik nizam ve intizam içinde yan yana dizildiğini ifade eder; bu durumun cennet hayatındaki mükemmel düzeni, ahengi ve kusursuzluğu simgelediğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin etimolojik temelindeki "saf tutma" ve "dizilme" manasından hareketle, bu minderlerin müminlerin bir araya gelip karşılıklı sohbet edebilecekleri şekilde düzenli bir meclis formunda hazırlandığını aktarır. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinde bu tür "düzen" bildiren sıfatların kullanımını tahlil ederken, bunların dinleyicide mutlak bir sükûnet ve kontrol hissi uyandırdığını, düzensizlik ve kargaşanın hakim olduğu cehennem tasvirlerine karşı cennetin estetik ve simetrik yapısını pekiştirdiğini ileri sürer. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin anlamsal arka planındaki nizam vurgusunun, cennetteki her bir nimetin özel bir tasarımla sunulduğunu gösterdiğini; minderlerin yan yana dizilişinin müminler arasındaki kardeşliği, birliği ve toplu halde yaşanan mutluluğu temsil eden sembolik bir düzen olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın cennet ziyafeti ve şöleni atmosferini tamamladığını, hazırlanan bu ortamın mümin için hiçbir eksiklik veya düzensizlik barındırmayan, göze ve ruha hitap eden bir lütuf mekanı olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla