Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Gâşiye Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Gâşiye Sûresi, 8. Ayet

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vucûhun yevme-iżin nâ’ime(tun)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      8. "O gün kimi yüzler de mutludur!"

      9. "Yaptıklarından dolayı hoşnut olmuşlardır."

      O gün kimi yüzler de mutludur. Yani dünyada iken işlemiş olduğu salih amellerinin sonuçlarını bizzat görmek suretiyle gönenmiş olacaktır. Dünyadaki çabasının karşılığı olarak kendisine verilen mükâfattan hoşnut olacaktır. Allah Teâlâ, dünyada iken işledikleri amellerinin izlerini insanların yüzünde yaratacaktır. Kim dünyada iken itaat etmişse onun yüzünde itaatinin izlerini, kim de dünyada iken isyan etmişse onun yüzünde de isyanının neticelerini herkesin bileceği şekilde belirgin kılacaktır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vücûh (وُجُوه)

        İbn Fâris, kelimenin "v-c-h" kökünden türediğini ve temel anlamının bir şeye yönelmek, bir şeyin ön tarafı, yüz ve cephe olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel olarak insanın yüzünü ifade etmesinin yanı sıra, bedenin en dikkat çekici ve içsel durumu en çok yansıtan kısmı olması sebebiyle mecaz yoluyla kişinin bizzat kendisini ve tüm varlığını temsil ettiğini; bu ayetin bağlamında ise ahiret gününde kurtuluşa eren müminlerin zatını ve onların yaşadığı içsel huzurun dışa vurumunu anlattığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında yüz kelimesinin salt anatomik bir organ olmaktan çıkıp, muhatabın ahiretteki varoluşsal statüsünü, ilahi rızaya ulaşmışlığını ve kurtuluşunu yansıtan ontolojik bir aynaya dönüştüğünü, bu bağlamda önceki ayetlerde geçen zillet içindeki yüzlerle tam bir anlamsal ve psikolojik zıtlık oluşturduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap dilindeki parça anılarak bütünün kastedilmesi kuralı çerçevesinde bizzat mutlu ve huzurlu insanları imgelediğini, ahiret gününün nimetleriyle yaşanacak olan tarifsiz sevincin ve ruhsal doyumun en belirgin şekilde bu kişilerin yüzlerinde parlayacağını tahlil eder.

        Nâime (نَاعِمَة)

        İbn Fâris, bu kelimenin "n-a-m" kökünden geldiğini ve asıl anlamının yumuşaklık, kolaylık, refah, bolluk içinde yaşamak ve hayatın güzelliklerinden faydalanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kökenindeki bu refah ve huzur vurgusunun "nimet" kavramıyla doğrudan ilişkili olduğunu, ayetin bağlamında kurtuluşa erenlerin yüzlerinde ilahi lütufların, sonsuz mutluluğun ve cennet hayatının sunduğu kusursuz rahatlığın izlerinin açıkça görüleceğini, yüzlerinin bu nimetlerin etkisiyle parlayacağını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin kökündeki yumuşaklık ve pürüzsüzlük manasını doğrudan ahiret nimetlerinin bedendeki yansıması olarak ele alır; bu yüzlerin dünyadaki meşakkat, yorgunluk ve zorlukların izlerinden tamamen arındığını, yerini mutlak bir neşeye, güzelliğe ve ferahlığa bıraktığını aktarır. Angelika Neuwirth, kelimenin fonetik ve anlamsal yapısının, önceki ayetlerdeki yorgun ve bitkin yüzlerin eskatolojik tasviriyle keskin bir zıtlık oluşturacak şekilde dinleyicide huzur ve sükûnet hissi uyandırdığını, kurtuluşa erenlerin pürüzsüz ve ahenkli durumunu canlandırdığını ileri sürer. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin etimolojik özünde bulunan nimet ve rahatlık manalarına dikkat çekerek, dünyadaki haklı çabaların ahirette ulaştığı mutlak tatmin halini, bu durumun kişide yarattığı psikolojik doygunluğun ve ruhsal esenliğin yüz hatlarında beliren eşsiz bir ışıltı ve yumuşaklıkla dışa vurulduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X