Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Gâşiye Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Gâşiye Sûresi, 7. Ayet

    لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ي مِنْ جُوعٍۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ yusminu velâ yuġnî min cû’(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      6. "Onlar için kuru, dikenli bir bitkiden başka yiyecek yoktur"

      7. "O da ne besler ne de açlığı giderir"

      “Dârî” kelimesi hakkında ihtilaf edilmiştir. Kimi şöyle dedi: Ona darî’ denilmesi yedirildiklerinde kıvranmaları ve ne yapacaklarını bilmemelerinden ötürüdür. Kimi de onun, Allah Teâlâ’nın azaplarından bir tür azap olduğunu ve bilgisini kimseye açmadığını söylemişlerdir. Kimi de o bir bitkidir, Araplar onu bilirler. Yaş iken onu develer ve başka hayvanlar yer. Ama sararıp kuruduğu zaman hayvanlar artık onu yemez ve pis kokusu ve üzerindeki dikenlerin çokluğundan dolayı ondan tiksinti duyar. Ona bahar mevsiminde “şibrık” sararıp kuruduğu zaman da “darî‘” derler. Bu bitki dünyada iken hayvanları semirtmek ve onları açlıktan kurtarmak üzere iş görür. Allah Teâlâ o da ne besler ne de açlığı giderir kavl-i celîli ile semirtme ve açlığı giderme özelliklerini de gidererek sadece tiksinti verici özelliğine işaret etmiştir. Burada belirtilen husus şu İlâhî beyandaki gibidir; “Onlar dalbastı kiraz ve meyve yüklü muz ağaçları arasında.. “Sidr” aslında dünyada iken dikenli bir ağaçtır, âhirette ise dikensiz halde yeniden yaratılmıştır. Allah Teâlâ cennet şarabını meâlen şöyle anlatmıştır: “Bundan dolayı ne baş ağrısına tutulurlar ne de sarhoş olurlar”. Oysa dünyada iken şarap hem baş ağrısı yapar hem de sarhoşluk verir. Allah Teâlâ şarabın bu dünyadaki sözü edilen özelliklerini giderip, içenler için mahza bir lezzet olacağını bildirmiştir. Darî‘ de tam tersine semirtme ve açlığı giderme özelliklerinden arındırılıp tamamen tiksinti verici bir hale dönüştürülmüş olacaktır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yusmin (يُسْمِنُ)

        İbn Fâris, "s-m-n" kökünün temel anlamının yağlı olmak, bedenin dolgunlaşması ve zayıflığın zıddı durumu ifade etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kökün besili ve semiz olmak manasına geldiğini, ayetin bağlamında yiyeceğin temel işlevlerinden biri olan bedeni besleme ve ona kuvvet verme vasfının olumsuzluk edatıyla kullanılarak cehennemdeki bu gıdanın bedensel hiçbir fayda sağlamayacağını, gelişime katkıda bulunmayacağını ifade ettiğini söyler. Celaleddin el-Suyuti, bu fiilin cehennemliklerin yediği şeyin bedene et ve yağ yapmayacağını, dolayısıyla dünyadaki yiyeceklerin aksine fizyolojik bir yarar sağlamaktan tamamen uzak, sadece elem veren bir nesne olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ahiret tasvirlerinde yiyecek metaforunun tamamen tersine çevrilerek işlevsizliğine dikkat çekildiğini, burada bedeni besleme ve geliştirme özelliğinin reddedilerek sunulan gıdanın azap ehlinde hiçbir fizyolojik rahatlama yaratmayıp aksine eziyeti artıran bir mahiyette olduğunu ifade eder.

        Yuğnî (يُغْنِي)

        İbn Fâris, "ğ-n-y" kökünün asıl manasının ihtiyaçsızlık, yeterlilik, zenginlik ve bir şeye muhtaç olmamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin yerine geçmek, ihtiyacı tam olarak karşılamak ve fayda vermek manalarına gelen bu kelimenin, ayetin bağlamında sunulan yiyeceğin kişiyi tatmin etme, beklentisini karşılama ve onu sıkıntıdan kurtarma gibi temel bir işlevi yerine getirmekten aciz olduğunu vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki anlamsal alanında yer alan "kendi kendine yetme ve tatmin" mefhumlarının, bu eskatolojik sahnede insanın mutlak çaresizliğini pekiştirmek için bilerek olumsuz bir yapıda kullanıldığını, maruz kalınan durum karşısında bu sözde besinin hiçbir fayda ve kurtuluş sağlamayacağını imgelediğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, dünyevi bağlamda insanı tatmin eden, doygunluk ve yeterlilik hissi veren gıda özelliklerinin kesin bir dille reddedilerek, cehennemdeki bu zorunlu tüketim nesnesinin azap çekenlerin beklentilerini hiçbir şekilde karşılamayacağını ve onları mutlak bir yoksunluk içinde bırakacağını ifade eder.

        Cû' (جُوع)

        İbn Fâris, "c-v-a" kökünün temel anlamının midenin boş olması, şiddetli açlık hissetmek ve yiyeceğe yoğun bir şekilde ihtiyaç duymak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tokluğun zıddı olan bu kelimenin, ayetin bağlamında cehennemliklerin maruz kalacağı bitmek bilmeyen ve kıvrandırıcı açlık krizini ifade ettiğini, zorla yedikleri o iğrenç şeyin içlerindeki bu yanmayı ve boşluğu asla dindirmeyeceğini, aksine açlık elemiyle baş başa kalacaklarını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, açlığın fizyolojik olarak verdiği şiddetli elem ve ıstıraptan yola çıkarak, bu kelimenin ahiret yurdundaki bedensel azabın ayrılmaz bir parçası olarak sürekli ve yakıcı bir açlık hissini imgelediğini, tüketilen maddenin bu acıyı gidermek bir yana yutma zorluğuyla işkenceyi daha da katlayacağını aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada sadece biyolojik bir eksiklikten ziyade, ahiret tablosunda derin bir psikolojik yıkımı ve mahrumiyeti simgelediğini; tatmin edilemeyen sonsuz bir açlık duygusunun, inkarcıların çaresizliğini, umutsuzluğunu ve maruz kaldıkları mutlak hüsranı zirveye taşıyan vurucu bir eskatolojik azap unsuru olduğunu tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X