Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Gâşiye Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Gâşiye Sûresi, 2. Ayet

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vucûhun yevme-iżin ḣâşi’a(tun)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1. "O kıyâmetin haberi sana geldi mi?"

      2. "O gün kimi yüzleri zillet kaplamıştır"

      3. "Bitkin ve yorgun"

      O kıyâmetin haberi sana geldi mi? Denildi ki: Bu beyanın mânası kıyâmetin haberi sana elbette geldi, demektir. Bu gelme işi ya önceden olmuştur ya da bizzat bu âyetlerle onların haberi gelmiştir. Âyette sonucu övgüye değer olan fiillere teşvik, sonucu yergiyi gerektirici işler hakkında da uyarı vardır. Keza övgüye değer sonucun kişinin kendi gayreti ve yorgunluğu ile bağlantılı olduğu, yine yergiyi gerektirici sonucun da gene kişinin kendi çalışması ve yapıp ettikleriyle bu yolda ortaya koyduğu emeğiyle bağlantılı olduğu açıklanmaktadır. “Gâşiye’nin yorumu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür: Şöyle de denilmiştir: Gâşiye, inkârcıları bürüyen ateştir. Şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Onların üstünde kat kat ateş olacak, altlarında da (böyle) katlar bulunacak”. Başka bir âyette de şöyle buyurmuştur: “Onların giysileri katrandandır; yüzlerini de ateş bürüyecektir”. Kimi de “Gâşiye” kıyâmettir demiştir. Gâşiye, yani bürüyücü diye isimlendirilmesi küçük-büyük, övülen-yerilen, mutlu mutsuz herkesi bürümesi ve birlikte onları kapsamasından ötürüdür. Bunların hepsini içine alır. Bu yorum daha uygundur. Çünkü önce “Gâşiye” belirtilmiş, bundan sonra da amellere verilen karşılıklar bildirilmiştir: O gün kimi yüzleri zillet kaplamıştır. (Sekizinci âyette de) şöyle buyrulmuştur: O gün kimi yüzler de mutludur. Yüzlerin ilkinde” hâşia” ikincisinde “nâime" şeklinde zillet ve mutluluğun yüz ile birlikte anılması şundan dolayıdır: Hüzün ve sevinç kalpte yer edince etkisi yüzde belirir. Bu itibarla "yüz"ün anılması inkarcıların zilletin son noktasında olduklarını ifade etmiş olur.

      Bitkin ve yorgun. Bazıları bu nitelemenin kâfirlerin kölelerine yönelik olduğunu söylemişlerdir. Onlar hem dünyada hem de âhirette devamlı olarak yorgunluk vc çalışma halinde kalıcıdırlar. Bitkinlik ve yorgunluğun cehennemde olması da mümkündür. Şöyle ki onlar dünyada iken hak yolda çalışmadılar aksine Allaha itaat etmekte kibirli bir tavır aldılar ve kulluğa yanaşmadılar. Allah da onları âhirette boyunlarına geçen halkaları ve ayaklarına vurulan prangaları kızgın ateşte taşımaya çabalamak suretiyle yorgun ve bitkin düşürdü. Yahut dünyada iken günah işlediler âhirette de karşılığında ter döküp bitkin düştüler. Buna göre âyette amelin ve karşılığının açıklanması vardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vücûh (وُجُوه)

        İbn Fâris, kelimenin "v-c-h" kökünden türediğini ve asıl anlamının bir şeye yönelmek, bir şeyin ön tarafı, yüz ve cephe olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel olarak insanın yüzünü ifade etmesinin yanında, bedenin en dikkat çekici kısmı olması sebebiyle mecaz yoluyla kişinin zatını ve tüm varlığını temsil ettiğini; bu bağlamda doğrudan o günü yaşayacak olan kişileri ve onların ruh hallerinin dışa vurumunu ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında fiziksel organların sıklıkla derin psikolojik ve varoluşsal durumları yansıtmak üzere kullanıldığını, burada da yüzün kişinin ahiretteki varoluşsal statüsünü, korkusunu ve içsel utancını yansıtan bir ayna işlevi gördüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin parça anılarak bütünün kastedildiği bir dil kullanımı çerçevesinde bizzat suçlu insanları imgelediğini, ahiret gününün dehşetiyle yaşanacak olan içsel yıkımın en belirgin şekilde yüzde belireceğini tahlil eder.

        Hâşia (خَاشِعَة)

        İbn Fâris, "h-ş-a" kökünün temel manasının boyun eğmek, alçalmak, sükûnet bulmak ve zillet içinde olmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, huşu kavramının çoğunlukla organlarda ve bedende dışa vuran fiziksel bir boyun eğişi ifade ettiğini, bu bağlamda ahiret gününün dehşetinden dolayı insanların gözlerinin yere eğilmesini, bedensel bir ezilmişliği ve korkuyu yansıttığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin kökenindeki alçalış halini, inkarcıların o gün yaşayacakları mutlak bir teslimiyet, çaresizlik, rezillik ve hakaret görme durumu olarak aktarır. Angelika Neuwirth, kelimenin fonetik ve anlamsal yapısının dinleyicide dramatik bir sahneleme sunduğunu, mutlak bir yenilgi, dehşet ve psikolojik ezilmişlik halini canlandırdığını ileri sürer. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin etimolojik özünde bulunan bedensel ve ruhsal kırılma manalarına dikkat çekerek, dünyadaki kibrin tamamen yok olduğunu ve yerini fiziksel olarak da dışa vuran derin bir korkuya, zillete ve çaresizliğe bıraktığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X