اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fâtır Sûresi, 41. Ayet
Daralt
X
-
"Gerçek şu ki Allah, koyduğu düzenden sapmamaları için gökleri ve yeri tutmaktadır. Şayet sapacak olsalar artık O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O Halim'dir, çok bağışlayıcıdır."
Gerçek şu ki Allah, koyduğu düzenden sapmamaları için gökleri ve yeri tutmaktadır. Şayet sapacak olsalar artık O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Bu âyet-i kerîme muhtemelen, daha önce geçen "Gösterin bana, yeryüzündeki hangi nesneyi yaratmışlar!" meâlindeki âyetin sılasıdır. Eğer böyle ise, o zaman Cenab-ı Hak şunu söylemektedir: Siz de biliyorsunuz ki gökleri ve yeri yükselten, onları tutan ve yerlerinden oynamalarını engelleyen Allah'tır. Onları yerlerinden oynatmaya kimsenin gücü yetmez. Şayet Allah onları yerlerinden oynatacak olsa, onları yerlerine koymaya ve orada tutmaya O'ndan başka hiç kimsenin gücü yetmez. Öyleyse bunları yapmaya gücü yetmeyen şeylere nasıl kulluk yaparsınız? Yahut bu beyan, "Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer ortasından yarılacaktı!" meålindeki âyetin sılasıdır. Onların, Allah'ın çocuğu vardır, ortağı vardır dedikleri için neredeyse gökler çatlayacak, yer ortasından yarılacaktı! Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah hakkında, O'nun çocuğu vardır, şeklindeki sözlerinin büyüklüğünden dolayı neredeyse gökler ve yer durdukları yerden sökülecek ve onların başlarına düşecekti!
Bu âyet-i kerîmenin, yukarıda belirttiğimiz bir âyetin sılası değil, müstakil bir başlangıç cümlesi olması da mümkündür. Eğer böyle ise, o zaman Cenâb-ı Hak göğü yükselttiğini, büyüklüğüne ve ağırlığına rağmen ne üstten bir çekici ve ne de alttan bir direk olmadığı halde onu havada tuttuğunu, düşmesine ve yerinden oynamasına engel olduğunu, bulunduğu yer ve şekilde sabit tuttuğunu söyleyerek kendi kudretinin ve hükümranlığının büyüklüğünü haber vermektedir. Şu iki vasıta olmadan dünyada bir nesneyi havada tutmak ve onu yerinde sabit kılmak, hiç kimsenin gücü dahilinde değildir: Ya alttan bir direk, ya da üstten bir çekici! Yeryüzü de böyledir, Cenâb-ı Hak onu suyun üzerinde yayıp döşemiştir. Suda ise sabit durmak değil, akmak ve dibe gitmek tabiatı vardır. Yeryüzünün neresi kazılsa mutlaka oradan su çıkmaktadır. İşte yeryüzünü suyun üzerinde tutmak, gökyüzünü de hiçbir dayanak olmadan havada tutmak göstermektedir ki, onları sabit tutan ve düşmekten koruyan, zatıyla bir olan, her şeye kādir olan ve hiçbir şeyin kendisini aciz bırakamadığı Allah'tır!
Şüphesiz O Halîm'dir, çok bağışlayıcıdır. Cenâb-ı Hak Halim'dir, çünkü onların, Allah'a yaptıkları iftiranın büyüklüğüne ve O'na layık olmayan sözler söylemelerine rağmen -yüce Allah zâlimlerin söyledikleri sözlerden münezzeh ve yücedir- Cenâb-ı Hak gökleri onların başlarına indirmemekte ve cezalarını dünyada alelacele vermemektedir. Çok bağışlayıcıdır, çünkü insanların kusurlarını örtmekte ve onları dünyada rezil etmemektedir.
Yorumu Yorumla
-
Yümsikü / Emsekehümâ (يُمْسِكُ / أَمْسَكَهُمَا)
İbn Fâris, "m-s-k" kökünün bir şeyi sıkıca tutmak, bırakmamak, korumak ve düşmesini engellemek anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "imsak" eyleminin bir şeye yapışmak ve onu muhafaza etmek olduğunu açıklar. Ayette Allah'ın gökleri ve yeri tutmasının, onların yörüngelerinden çıkmasını, dağılmasını ve kozmik bir kaosa sürüklenmesini engelleyen mutlak ilahi kudreti (sünnetullah) nitelediğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın tabiat ve kainat tasavvurunu incelerken, bu fiile özel bir yer ayırır. Allah'ın evreni yaratıp bir kenara çekilmediğini (deizm eleştirisi), evrenin her an varoluşta kalabilmesi için Allah'ın sürekli, aktif ve anlık müdahalesine (imsak) muhtaç olduğunu analiz eder. Evren, kendi mekaniğiyle değil, ilahi bir "tutma" eylemiyle ayakta durur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin ontolojik ve kozmolojik arka planına dikkat çeker. Yümsikü (tutuyor) fiilinin şimdiki/geniş zaman kipiyle kullanılmasının, yaratılışın bir defaya mahsus statik bir olay olmadığını, ilahi kudretin devasa evren nizamını ayakta tutmak için anbean devrede olduğunu gösterdiğini tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, imsak eyleminin kelam ilminde Allah'ın "kayyûm" (kainatı kendi kudretiyle ayakta tutan) sıfatının kozmik boyuttaki doğrudan ve kesintisiz tecellisi olarak kabul edildiğini kaydeder.
es-Semâvâti (السَّمَاوَاتِ) & el-Arda (وَالْأَرْضَ)
İbn Fâris, "s-m-v" kökünün yükseklik ve yücelik; "e-r-d" kökünün ise aşağıda olan, boyun eğen ve yeryüzü anlamlarına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "gökler ve yer" tamlamasının, yukarıdaki ve aşağıdaki tüm fiziksel evreni, makrokozmosu ve varlık alemini ifade ettiğini söyler.
Dücane Cündioğlu, bu iki zıt ontolojik kutbun (gök ve yer) yan yana zikredilerek, bütünsel bir evren modelinin çizildiğini; insanın hayal gücünü aşan bu devasa sistemin kendi ağırlığıyla çökmemesinin, yalnızca o sistemi vareden Mutlak İrade'nin (Allah'ın) onları kendi varlık alanlarında tutmasıyla mümkün olabileceğini felsefi olarak tahlil eder.
Tezûlâ / Zâletâ (تَزُولَا / زَالَتَا)
İbn Fâris, "z-v-l" kökünün bir şeyin yerinden ayrılması, hareket etmesi, sabitliğini yitirmesi ve yok olmaya yüz tutması anlamlarına geldiğini belirtir. Zeval vaktinin (güneşin tepe noktasından kayması) bu kökten geldiğini hatırlatır.
Râgıb el-İsfahânî, "zeval" kavramının var olan bir şeyin nizamının bozulması, işlevini yitirmesi ve ortadan kalkması olduğunu açıklar. Ayette göklerin ve yerin zeval bulmasının, kozmik dengenin çökmesi, gezegenlerin yörüngelerinden sapması ve evrenin kendi içine çökerek yok olması tehlikesini ifade ettiğini belirtir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, Kur'an'daki "zeval" kelimesinin kozmolojik (evrenbilimsel) boyutunu analiz eder. Dev kütleli gök cisimlerinin birbiriyle çarpışmadan, yörüngelerinden sapmadan veya dağılıp yok olmadan (zeval) durmalarının ardındaki o muazzam ve hassas ayarın, sadece kör tabiat kanunlarıyla değil, ilahi "imsak" ile sağlandığını; zevalin başlaması durumunda evrenin anında felakete sürükleneceğini vurgular.
Min Ehadin (مِنْ أَحَدٍ)
İbn Fâris, "e-h-d" kökünün teklik, eşsizlik ve biriciklik anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ehad" kelimesinin mutlak birliği ifade ettiğini söyler. Olumsuz bir bağlamda "hiç kimse, hiçbir varlık" anlamına geldiğini açıklar. Önceki ayetlerde zikredilen "şürekâ" (ortak koşulan putlar) iddialarına kesin bir reddiye olarak; eğer evrenin dengesi (zeval) bozulursa, Allah'tan başka onları tutabilecek ve kozmik çöküşü durdurabilecek "hiçbir" alternatif gücün veya sahte ilahın bulunmadığını ifade eder.
Halîmen (حَلِيمًا)
İbn Fâris, "h-l-m" kökünün öfkeyi yutmak, acele etmemek, sabırlı ve temkinli olmak anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, hilm kavramının, kişinin intikam almaya veya cezalandırmaya gücü yettiği halde, gazabını frenleyip mühlet vermesi ve yumuşaklıkla muamele etmesi olduğunu açıklar. "Halîm" isminin Allah'a nispetinde, kullarının şirkine, inkarına ve nankörlüğüne rağmen, gökleri ve yeri onların başına hemen yıkmaması, evrenin nizamını sürdürmeye devam ederek onlara düşünmeleri için süre tanıması olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, teolojik olarak Halîm isminin, Allah'ın suçluları cezalandırmadaki acelesizliğini ve mutlak sabrını nitelediğini, bu ilahi sabrın evrenin (göklerin ve yerin) varoluşunu sürdürmesinin en büyük ahlaki teminatı olduğunu kaydeder.
Gafûrâ (غَفُورًا)
İbn Fâris, "ğ-f-r" kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve korumak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, mağfiret kavramının, Allah'ın kulunun günahlarını kendi rahmetiyle örtmesi ve cezayı kaldırması olduğunu söyler. Gafûr isminin Halîm ismiyle birlikte gelmesinin; Allah'ın inkarcı kullarına sadece zaman/mühlet (hilm) vermekle kalmadığını, aynı zamanda o süre zarfında tövbe ederlerse onların şirklerini tamamen örtecek engin bir bağışlayıcılığa (mağfiret) sahip olduğunu gösterdiğini ifade eder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin bu iki ilahi isimle (Halîm ve Gafûr) bitmesindeki edebi ve teolojik azameti (belagat) tahlil eder. Allah gökleri ve yeri mutlak kozmik kudretiyle ayakta tutmaktadır; müşriklerin inkarı ve şirki ise az kalsın "gökleri çatlatacak" kadar büyük bir ontolojik sapmadır. Ancak Allah'ın o dehşetli gücü, O'nun hilmi (sabrı) ve mağfireti (bağışlaması) tarafından dengelenir. Ceza anında gelmez, evren yoldan çıkanların başına hemen çökertilmez; çünkü Halîm ve Gafûr olan Allah, isyana rağmen yeryüzündeki hayata müsamaha gösterir ve tövbe kapısını açık tutar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla