اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fâtır Sûresi, 24. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: fatır suresi, fatır suresi 24. ayet, fatır 24, geçmiş ümmetler, yalanlama, kitap, hak, ümmet, resul
-
"Doğrusu biz seni hak ile desteklenmiş bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki İçlerinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun."
Doğrusu biz seni hak ile desteklenmiş bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Buradaki hak ile ifadesi tevhid ile mânasına gelebilir, yani seni insanları Allah'ın birliğine davet etmen için gönderdik. Yahut seni, Allah'ın onlar üzerindeki ve onların birbirleri üzerindeki haklarını bildirmen için gönderdik. Veyahut seni hak için gönderdik, ondan maksat da mutlaka gerçekleşecek olan ölümden sonraki dirilmedir. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Yani sana uyup Allah'a iman edenleri cennetle müjdelemek, sana uymayı reddedip Allah'a isyan eden ve O'na karşı çıkanları cehennemle korkutmak üzere gönderdik. Bu beyan, "Sen ancak bir uyarıcısın" meâlindeki âyetin, Hz. Peygamber'in (s.a.) müjdelemek için değil sadece korkutmak için gönderildiği anlamına gelmediğine işaret etmektedir.
Hiçbir ümmet yoktur ki içlerinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun. Bazıları şöyle dedi: Hangi grup, renk ve ırktan olursa olsun Allah her ümmete mutlaka bir uyarıcı göndermiştir; o da insanlara emir vermiş, yasak koymuş, engellemiş ve mübalı kılmıştır. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi sizin gibi topluluklardır". Cenâb-ı Hak bu beyanda, bütün yaratılanların, farklı sınıfa mensup ve değişik nitelikte olmalarına rağmen insanlar gibi bir ümmet olduklarını haber vermektedir. Onlar da insanların üstlendiği emir, nehiy, uyarı ve müjdeyi üstlenmişlerdir, bunlara muhataptırlar.
Bazıları şöyle dedi: Bu âyet bütün yaratılanlara değil, özellikle cinlere ve insanlara yöneliktir. Çünkü insanlar ve cinler, hitap edilme, konuşma, aklını kullanma ve benzeri özelliklere sahiptirler. Cinlere ve insanlara peygamberler ve uyarıcılar gönderildiği bilinmekte, ancak diğer yaratıklara gönderildiği bilinmemektedir. Buna göre âyet-i kerîme sanki şunu söylemektedir: Hiçbir ümmet yoktur ki, yani asırlar boyunca o iki türden (insanlardan ve cinlerden) hiçbir ümmet geçmemiştir ki, içlerinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Erselnâke (أَرْسَلْنَاكَ)
İbn Fâris, "r-s-l" kökünün yumuşaklık, akıcılık ve bir şeyi ileri doğru göndermek, salıvermek anlamlarını taşıdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "irsal" eyleminin birini belirli bir mesaj, görev veya yönelimle harekete geçirmek, elçi olarak atamak olduğunu açıklar. Ayette, peygamberin kendi arzusuyla veya hevasıyla değil, mutlak bir ilahi irade ve görevlendirme (risalet) ile insanlığa gönderildiğini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu fiilin Allah'ın kulları arasından seçtiği elçilere vahyi emanet ederek onları özel bir tebliğ misyonuyla tarih sahnesine sürmesini anlattığını kaydeder.
el-Hakk (بِالْحَقِّ)
İbn Fâris, "h-k-k" kökünün zorunluluk, kesinlik, istikrar ve bir şeyin doğru/gerçek olması anlamlarına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, hakk kavramının, batılın (asılsızlık ve sahtelik) tam zıddı olarak gerçeğe mutabakat anlamına geldiğini tanımlar. Peygamberin "hak ile" gönderilmesinin, onun getirdiği mesajın iptal edilemez, değiştirilemez ve şüphe barındırmaz ontolojik bir kesinlik taşıdığını belirtir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi ağırlığına dikkat çekerek, hakkın sadece bir "doğruluk" değil, aynı zamanda varlığın kendisine dayandığı sarsılmaz bir "gerçeklik" (realite) temeli olduğunu, ilahi elçinin de bu mutlak gerçekliğin yegâne taşıyıcısı olarak konumlandırıldığını ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, teolojik açıdan hakk kelimesinin Kur'an'ın bizzat kendisini ve evrensel ilahi kanunları nitelediğini teyit eder.
Beşîr (بَشِيرًا)
İbn Fâris, "b-ş-r" kökünün derinin dış yüzeyi (beşere) ve sevinç anlamına geldiğini belirtir. Gelen iyi bir haberin (müjdenin) insanın yüzünde, cildinde tebessüm ve aydınlık olarak belirmesi hasebiyle bu ismin verildiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "bişâret" kavramının insanı sevindiren, yüzünü güldüren olumlu ve güzel haber olduğunu söyler. "Beşîr", bu müjdeyi getiren kimsedir ve ayette imanın, itaatin sonucundaki ilahi lütufları (cenneti) haber veren elçiyi niteler.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenini incelerken, Arapçadaki "müjdelemek" anlamının Akkadca "bussuru" ve Süryanice "bsar" kökleriyle ortak bir kültürel ve dini mirasa dayandığını, İslami terminolojide ise eskatolojik (ahirete dair) ödülün habercisi olarak teolojik bir form kazandığını savunur.
Nezîr (وَنَذِيرًا / نَذِيرٌ)
İbn Fâris, "n-z-r" kökünün, ileride meydana gelebilecek tehlikeli veya korkutucu bir durumdan dolayı birini önceden uyarmak, sakındırmak anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, inzar kavramının, içinde korkutma ve gelecekteki azaba karşı teyakkuza geçirme barındıran ciddi bir bildirim olduğunu; nezîr kelimesinin de bu uyarıyı yapan elçi manasına geldiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın nübüvvet semantiğinde "nezîr" kavramını, ilahi gazabın ve ahiretteki yıkımın habercisi olarak analiz eder. Ayette "Beşîr" (müjdeleyici) ile "Nezîr" (uyarıcı) vasıflarının bir arada kullanılmasının, Kur'an'ın korku ve umut (havf ve reca) eksenli ahlaki dengesini kusursuz bir şekilde kurduğunu vurgular.
Ümmetin (أُمَّةٍ)
İbn Fâris, "e-m-m" kökünün kastetmek, yönelmek, öne düşmek ve ana/kök (ümm) anlamlarına geldiğini belirtir. Ümmetin, belli bir inanç, zaman veya mekan etrafında toplanmış, ortak bir yöne yönelen topluluk olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, ümmet kavramının, dinî, ruhanî veya sosyal bir bağ ile bir araya gelmiş insan gruplarını nitelediğini ifade eder. Ayetteki bu vurgunun, insanlık tarihi boyunca yeryüzünde yaşamış tüm medeniyetleri kapsadığını söyler.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın tarih felsefesinde ümmet kavramının oynadığı rolü analiz eder. İlahi uyarının evrenselliği ilkesi gereği, tarihte hiçbir toplumun kendi başına, ilahi bir rehber (nezîr) olmaksızın bırakılmadığını; her ümmetin kendi zamanında mutlaka bir peygamberle muhatap kılındığını vurgular.
Halâ (خَلَا)
İbn Fâris, "h-l-v" kökünün boş kalmak, yalnız olmak, geçip gitmek ve bir şeyden soyutlanmak anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hulüvv" kavramının bir yerin boşalması veya zamanın geçip gitmesi olduğunu açıklar. Ayette geçmişte yaşayıp gitmiş, miadını doldurmuş eski toplumları (ümmetleri) ve o toplumlarda mutlaka bir uyarıcının bulunmuş (gelip geçmiş) olmasını nitelediğini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu kelimenin Kur'an'da genellikle tarih sahnesinden çekilmiş, yaşam süresini tamamlamış geçmiş nesilleri ve onlara gönderilen elçilerin tarihsel gerçekliğini ifade etmek için kullanıldığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla