Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fâtır Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fâtır Sûresi, 22. Ayet

    وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ yestevî-l-ahyâu velâ-l-emvât(u)(c) inna(A)llâhe yusmi’u men yeşâ(u)(s) vemâ ente bimusmi’in men fî-lkubûr(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Dirilerle ölüler de bir değildir. Allah dilediğine elbette işittirir; ama sen kabirlerdekilere de işittirecek değilsin!"

      Allah dilediğine elbette işittirir; ama sen kabirlerdekilere de işittirecek değilsin! Buradaki Allah dilediğine elbette işittirir meâlindeki âyetten sonra gelen sen kabirlerdekilere de işittirecek değilsin ifadesi, bu beyanda kâfirlerin kastedildiğine delalet etmektedir. Sonra Cenâb-ı Hak, onlara işittiremeyeceğini, çünkü buna kādir olmadığını, kendisinde böyle bir güç bulunmadığını resûlüne haber vermektedir. Mûtezile'nin dediği gibi eğer açıklayan bir beyan veya bir çağrı olsaydı, mutlaka işittirir, açıklar ve buna muktedir olurdu. Resûlullah (s.a.) buna muktedir olamadığına göre, bu hal onlara verilmeyen bir imkân ve bir lütfun Allah nezdinde bulunduğuna işaret eder. Allah bunu onlara verdiği zaman, onlar doğru yolu bulur ve iman ederler. Nitekim Cenâb-ı Hak bunu şu âyet-i kerîmede ifade buyurmaktadır: "Kuşkusuz sen istediğini hidâyete erdiremezsin"". Eğer Mûtezile'nin söylediği gibi bir beyan olsaydı, Resûlullah da sevdiğini hidâyete erdirebilirdi, ancak buna rağmen sevdiğini hidâyete erdirmemiştir. Bu durum, Allah nezdinde bahşetmediği bir lütfun bulunduğuna işaret eder, şayet Allah onu verseydi davete muhatap olan kişi hidayete ererdi. Oysa bu Resûlullah'ın (s.a.) yanında bulunmamaktadır; Resûlullah nezdinde bulunmayan şey de başarıya ulaştırmak ve dalâletten korumaktır. Bu gerçek, Mûtezile'nin; Allah her kâfire hidâyete ereceği her imkânı vermiştir, ama o hidâyeti benimsememiştir şeklindeki iddialarını geçersiz hale getirmektedir.

      Sonra Cenâb-ı Hakk'ın Allah dilediğine elbette işittirir meâlindeki beyanının, zorla ve baskı ile işittirmek mânasına gelme ihtimali yoktur, çünkü baskı ve zorlamanın olduğu yerde iman ve hidâyet olmaz. Bu gerçek de burada baskı ihtimalinin olmadığına işaret eder.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yestevî (يَسْتَوِي)

        İbn Fâris, bu kelimenin "s-v-y" kökünden türediğini, temel anlamının düz olmak, denk, eşit ve aynı seviyede olmak manasına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, istiva kavramının iki veya daha fazla şeyin mahiyet, değer veya hal bakımından birbirine tam anlamıyla eşit olması durumunu ifade ettiğini açıklar. Ayette olumsuzluk edatıyla kullanılarak diriler ile ölüler arasındaki varoluşsal uçuruma işaret edildiğini, bu iki zıt kutbun hiçbir surette denk tutulamayacağını nitelediğini söyler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu fiilin, inanan ile inanmayan arasındaki ontolojik ve ahlaki sınırı mutlak bir biçimde çizmek için kullanıldığını analiz eder. Diri ile ölü nasıl aynı boyutta eşitlenemezse, vahye muhatap olan diri bir bilinç ile inkara saplanmış ölü bir ruh da ilahi nizamda asla eşitlenemez.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin mutlak denklik anlamına geldiğini, ayetteki bağlamıyla hidayet ile dalaletin, hakikati idrak edenle idrak yoksunluğu çekenin statüsel eşitsizliğini kesin bir dille vurguladığını teyit eder.

        el-Ahyâ' (الْأَحْيَاءُ)

        İbn Fâris, "h-y-y" kökünün ölümün zıddı olarak canlılık, büyüme, hissetme ve varoluşsal dirilik anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "hayy" (diri) isminin çoğulu olduğunu açıklar. Ayette biyolojik veya fizyolojik olarak nefes alanlardan ziyade, kalpleri imanla dirilmiş, akılları vahyin aydınlığıyla canlanmış ve ilahi hakikate karşı duyarlı hale gelmiş manevi dirileri (müminleri) nitelediğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın hayat tasavvurunu incelerken, biyolojik yaşamın Kur'an ahlakında ikincil planda kaldığını, asıl diriliğin insanın ruhsal uyanışı ve ilahi çağrıya verdiği bilinçli tepki olduğunu vurgular. İnananlar, varlığın hakiki anlamını idrak ettikleri için diriler mertebesindedir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, diriler metaforunun, zihni esnek, algıları açık, taassuptan arınmış ve hakkı gördüğünde ona teslim olma erdemini gösteren dinamik ve uyanık bir insan tipolojisini resmettiğini tahlil eder.

        el-Emvât (الْأَمْوَاتُ)

        İbn Fâris, "m-v-t" kökünün, canlılığın zıddı olarak hissin, hareketin kaybolması, sükûnet ve durgunluk anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "meyyit" (ölü) isminin çoğulu olduğunu söyler. Bu ayette cesetleri çürümüş kabir ehlini değil; inat, kibir ve cehalet sebebiyle kalpleri mühürlenmiş, hakikate karşı tüm duyargalarını yitirmiş ve manevi olarak ölmüş olan inkarcıları tasvir ettiğini açıklar.

        Dücane Cündioğlu, ölüler kavramının felsefi ve psikolojik derinliğine dikkat çekerek, anlam arayışını yitirmiş, ilahi delillere karşı tamamen hissizleşmiş bir aklın, yaşayan bir bedenin içinde taşıdığı bir cesetten farksız olduğunu, Kur'an'ın bu kitleyi ontolojik birer ölü olarak kodladığını ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, mecazi anlamdaki bu ölümün, kişinin kendi iradesiyle ilahi nurdan kopması sonucu kalbinin katılaşmasını ve hidayet çağrılarına karşı tamamen duyarsızlaşmasını anlattığını kaydeder.

        Yusmi'u (يُسْمِعُ) & Musmi' (بِمُسْمِعٍ)

        İbn Fâris, "s-m-a" kökünün sesi algılamak, işitmek ve dinlemek anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ismâ" eyleminin, sadece fiziksel bir sesi duyurmak değil, muhatabın o sesi idrak etmesini, anlamasını ve ona icabet etmesini sağlamak olduğunu açıklar. Allah'ın dilediğine işittirmesi, kulun kalbini hakikate açması manasına gelirken; peygambere yönelik "Sen işittiremezsin" hitabının, kalpleri zorla diriltme kudretinin peygamberde bulunmadığını nitelediğini ifade eder.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetteki bu hitabın peygambere yönelik ilahi bir teselli ve psikolojik sınır çizme işlevi gördüğünü kaydeder. Peygamberin görevi sadece tebliğdir; manen ölmüş kalplere hakikati zorla kabul ettirmek onun yetki alanında değildir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, işittirme fiilinin dini terminolojide doğrudan hidayet (doğru yola iletme) ile eş anlamlı kullanıldığını teyit eder.

        Yeşâ' (يَشَاءُ)

        İbn Fâris, "ş-y-e" kökünün temelinde bir şeyi dilemek, istemek ve kastedip yönelmek anlamlarının bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" kavramının, bir şeyi var etmeye yönelik ilahi irade olduğunu ifade eder. Ayette hidayetin (işittirmenin) tamamen Allah'ın mutlak seçimine ve iradesine bağlı olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde ilahi meşîetin, insan iradesinden bağımsız, Allah'ın kime hidayet edip kimin kalbini açacağını belirleyen mutlak ve özgür bir kozmik güç olduğunu analiz eder.

        el-Kubûr (الْقُبُورِ)

        İbn Fâris, "k-b-r" kökünün, bir şeyi toprağın altına gizlemek, örtmek ve defnetmek anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kabr" kelimesinin çoğulu olduğunu söyler. "Kabirlerde olanlar" ifadesinin, bedeni mezarda olan fiziksel ölüler üzerinden yapılan sarsıcı bir benzetme olduğunu; inkarcıların bedenlerinin, kendi ölü ruhlarını taşıyan birer gezici kabre dönüştüğünü ifade ettiğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki psikolojik metaforu tahlil eder. Nasıl ki mezarlıktaki bir cesede en hikmetli sözleri söyleseniz bile hiçbir tepki alamazsanız; kalbini taassup ve kibirle kendi içine gömmüş bir inkarcıya da ne kadar tebliğ yaparsanız yapın karşılık bulamazsınız.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki etimolojik kökenlerini inceler. İbranice ve Süryanice'deki "k-b-r" (defnetmek/mezar) kökleriyle ortak olan bu kelimenin, mutlak sessizliğin Ortadoğu imgesini Kur'an'ın kendi ahlaki (inkarcının ruhsal sağırlığı) argümanına muazzam bir şiirsellikle adapte ettiğini savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X