Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fâtır Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fâtır Sûresi, 21. Ayet

    وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velâ-zzillu velâ-lharûr(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      19-21. "Görmeyenle gören, karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz."

      Bu âyetlerde darb-ı mesel mahiyetinde örnekler verilmektedir ve bunlar farklı mânalarda yorumlanırlar. Birincisi, Cenâb-ı Hak insanların taptıkları putları, gerçek mânada köre, karanlığa, ölüye ve sıcaklığa benzetmektedir; çünkü onlar gerçekten kördürler, ölüdürler ve kendilerinde hiçbir aydınlık yoktur. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir: Sizin Allah'ı bırakıp da taptığınız putların kör olduklarını, gören bir göze sahip olmadıklarını, kendilerinde aydınlık ve hayat belirtisi anlamında hiçbir özelliğin bulunmadığını, buna karşılık Allahın her şeyi gördüğünü, her türlü hayır ve faydanın ancak O'ndan geldiğini siz de biliyorsunuz, buna rağmen Allah'a kulluk yerine durumu böyle olana kulluğu nasıl tercih edersiniz? Doğruyu bulma ve hatalardan korunma ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür

      İkincisi, Cenab-ı Hak küfürleri körlüğe, karanlığa, ölüye ve ayette belirttiği diğer olaylara benzetmekte; mümini de gören göze, aydınlığa, gölgeye ve canlı olmaya benzetmektedir. Burada göz, hayat ve Ayette bahsedilen diğer özelliklerin hakikati kastedilmemiştir, çünkü o insanların da gören gözleri vardı ve onlar canlı varlıklardı, nitekim şöyle diyorlardı: Biz görüyoruz ve biz canlıyız, asıl sizler kör ve ölüsünüz!... Läkin Allah onları köre ve ölüye benzetmektedir, çünkü onların putlara tapmak konusunda hiçbir delilleri ve kanıtları yoktu, bu konuda kitaba veya bir peygambere dayanan herhangi bir delile ve kanıta sahip olmadıklarını kendileri de biliyorlardı, onlar ancak kendi hevålarına dayanarak bunlara tapıyorlardı. Müminler ise Allah'a kulluk konusunda delile ve kanıta sahip idiler. Yaptığı kullukta delile dayanan insan, gören, diri ve aydınlıkta olan biridir, böyle olmayan da kör ve ölü hükmündedir.

      Üçüncüsü, Cenâb-ı Hak bunu, ölümden sonra dirilmeye delil olarak getirmektedir. Herkes bilmektedir ki, bütün yaratılanlar aynı konumda ve aynı durumda değildirler; içlerinde körler olduğu gibi görenler de vardır, canlılar olduğu gibi ölüler de vardır, âyette belirtilen diğer haller de vardır. Onların hepsi dünyevi menfaatler konusunda eşit durumdadırlar. Hikmet açısından ise hepsi aynı değil, farklı haldedirler; dolayısıyla mutlaka bu âlemden başka bir âlemin daha var olması gereklidir ve orada bu ayırım yapılacaktır, çünkü hikmet ve akıl, herkesin aynı olmayı değil, farklı yerlerde olmasını gerektirmektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ez-Zıll (الظِّلُّ)

        İbn Fâris, "z-l-l" kökünün bir şeyi örtmek, gölgelemek, sürekli olmak ve korumak anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, zıll kavramının ışığı engelleyen ve serinlik sağlayan gölge olduğunu açıklar. Ayette manevi bir metafor olarak, imanın sağladığı ruhsal dinginliği, ilahi himayeyi ve ebedi cennet huzurunu simgelediğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Kur'an'da genellikle Allah'ın rahmetini, korumasını ve ahirette inananlara lütfedilecek olan ferahlatıcı, emniyetli makamı nitelemek üzere kullanıldığını teyit eder.

        el-Harûr (الْحَرُورُ)

        İbn Fâris, "h-r-r" kökünün soğuğun zıddı olarak sıcaklık, hararet ve yakıcılık anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, harûr kelimesinin şiddetli ve kavurucu sıcak rüzgar olduğunu söyler. Zıll (gölge/serinlik) kelimesinin ontolojik zıddı olarak, inkarın ve batılın insan ruhunda yarattığı o bunaltıcı azabı ve ahiretteki cehennem ateşini nitelediğini açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zıtlıklar (kör-gören, karanlık-aydınlık, gölge-kavurucu sıcak) üzerinden inşa ettiği ahlak ve inanç semantiğinin bu metaforlarla pekiştirildiğini analiz eder. İman, sığınılacak serin bir "gölge" iken, küfür insanı içten içe yakan tahrip edici bir "harûr"dur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X