يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fâtır Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: muhtaçlık, fatır suresi, zenginlik, fatır 15, samed, insan, fatır suresi 15. ayet, esmaül hüsna, allah, hamd
-
"Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizlersiniz. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir ve mutlak kemaliyle hep övgüye lâyık olan O'dur."
Bu âyet-i kerîme farklı şeylere işaret etmektedir. Birincisi, Cenâb-ı Hak kendisinin ihtiyacı olduğu için değil, ancak sizin ihtiyacınız olduğu için size emirler ve yasaklar gönderiyor ve sizi çeşitli yollarla imtihan ediyor. Eğer O'nun emirlerini kabul eder ve itaat ederseniz, bunun faydasını siz göreceksiniz. Şayet karşı çıkarsanız, bunun zararını da siz göreceksiniz. Tıpkı şu ilâhî beyanda buyurulduğu gibi: "Eğer iyilik ederseniz kendiniz için iyilik etmiş olursunuz; kötülük ederseniz yine kendinize edersiniz" .
İkincisi, Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir: Sizin, taptığınız ve ilâh edindiğiniz putlara değil Allah'a muhtaç olduğunuzu siz de biliyorsunuz, böyleyken ibadetinizi ve şükrünüzü muhtaç ve medyun olmadığınızı bildiğiniz putlara nasıl yönlendirirsiniz?
Üçüncüsü, Allah onlara, yaratılanlardan beklentilerini kesmelerini emretmektedir. Cenâb-ı Hak herkese hitap ederek herkesin, yani başkasından bir şeyler bekleyenin de kendisinden bir şeyler beklenenin de Allah'a muhtaç olduklarını haber vermekte, binâenaleyh yaratılanlardan beklentilerinizi kesin ve her şeyi Allah'tan bekleyin buyurmaktadır. Cenâb-ı Hak kendisinin zengin ve övgüye lâyık olduğunu, yaratılanların hepsinin O'na muhtaç bulunduğunu söyleyerek, insanların yaratılanlardan beklentilerini ve ümitlerini kesmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
en-Nâs (النَّاسُ)
İbn Fâris, kelimenin kökeni konusunda "ü-n-s" (ünsiyet, alışkanlık, yakınlık) ve "n-v-s" (hareket etmek, gidip gelmek) kökleri üzerinde durur. İnsanların doğaları gereği sosyalleşmeye ve birbirlerine alışmaya yatkın olmalarından ötürü "ünsiyet" kökünün ağır bastığını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ünsiyet kökünden türediğini belirterek, insanların birbirlerine ihtiyaç duyan ve bir arada yaşayarak huzur bulan varlıklar olmaları hasebiyle bu isimle anıldıklarını açıklar. Ayetteki bağlamıyla, ilahi hitabın evrenselliğini ve tüm insanlığın ortak ontolojik durumunu (muhtaçlığını) nitelediğini vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "nâs" kavramının, bütünsel bir insanlık topluluğunu temsil ettiğini analiz eder. Bu ayetteki hitabın, insanın yaratıcısı karşısındaki zayıflığına ve kendi kendine yetememe durumuna evrensel bir dikkat çekme amacı taşıdığını belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki "Ey İnsanlar" (Yâ eyyühen-nâs) hitabının, insan türünün yaratılıştan gelen ortak zaaflarına ve Allah'a olan mutlak bağımlılıklarına işaret ettiğini kaydeder.
el-Fukarâ' (الْفُقَرَاءُ)
İbn Fâris, "f-k-r" kökünün temel anlamının omurganın kırılması, çatlamak ve bir şeyde gedik/açık bulunması olduğunu belirtir. Yoksulluğun ve şiddetli ihtiyacın, mecazi olarak insanın belini büken ve omurgasını kıran bir ağırlığı olmasından dolayı bu kökten türediğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, fakr kavramını birkaç mertebede inceler ve buradaki kullanımın, insanın var oluşu ve hayatta kalışı itibarıyla Allah'a duyduğu "ontolojik/varoluşsal muhtaçlık" olduğunu ifade eder. İnsan, ne kadar servet sahibi olursa olsun, nefes almaktan var olmaya kadar her an ilahi inayete muhtaçtır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "fakr" ve "gınâ" (muhtaçlık ve zenginlik) diyalektiğini analiz eder. İnsanın "fakîr" olması, sadece maddi bir yoksunluk değil, varlığının temelindeki yapısal bir eksikliktir; bu eksiklik ancak Allah'ın mutlak varlığıyla tamamlanabilir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki psikolojik ve teolojik boyutuna dikkat çeker. İnsanın dünyevi güç ve servetle kibre kapılarak kendini müstağni (kendi kendine yeten) zannetmesi büyük bir yanılsamadır; bu ayet, insanın makam ve mülk maskelerinin arkasındaki o derin varoluşsal çaresizliği ve "fakr" halini yüzüne vurmaktadır.
Dücane Cündioğlu, fakr kelimesinin felsefi derinliğini ele alarak, insanın özü itibarıyla "yoksun" olduğunu, kendi varlığının bile kendisine ait olmayıp emanet/iğreti bir varoluş taşıdığını, bu yüzden de mutlak Varlık'a (Allah'a) karşı ebedi bir dilenci konumunda bulunduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fakr kavramının İslam düşüncesinde ve kelam ilminde varlıkların "mümkinü'l-vücûd" (varlığı da yokluğu da imkan dahilinde olan, başkasına muhtaç) doğasını anlattığını teyit eder.
el-Ganiyy (الْغَنِيُّ)
İbn Fâris, "g-n-y" kökünün, kimseye muhtaç olmamak, kendi kendine yetmek, varlıklı olmak ve bir yerde ikamet etmek anlamlarına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "gınâ" kavramının ihtiyaçsızlık olduğunu belirtir. Allah'ın Ganiyy ismi, O'nun zatında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir varlığa, mekana veya zamana zerre kadar muhtaç olmamasını, mutlak bağımsızlığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Ganiyy isminin Fakîr isminin anlamsal olarak tam karşısında durduğunu belirtir. Kur'an teolojisinde Allah'ın mutlak aşkınlığı ve kusursuzluğu, O'nun bu "mutlak ihtiyaçsızlık" (gınâ) halinden beslenir. İnsanlık toptan isyan etse de O'nun mülkünden bir şey eksilmez, zira O mutlak surette Ganiyy'dir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Ganiyy isminin Allah'ın zati sıfatlarından biri olduğunu, evrenin ve içindekilerin var olmak ve varlıklarını sürdürmek için O'na muhtaç iken, O'nun hiçbir şeye muhtaç olmayan yegâne kudret olduğunu kaydeder.
el-Hamîd (الْحَمِيدُ)
İbn Fâris, "h-m-d" kökünün, birini sahip olduğu güzel vasıflardan ve iyiliklerden dolayı övmek, ondan sitayişle bahsetmek anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, hamd kavramının, birine iradesiyle yaptığı lütuflardan dolayı övgüde bulunmak olduğunu açıklar. "Hamîd" isminin edilgen (mahmûd/övülen) anlamı taşıdığını, Allah'ın bizatihi kendi zatıyla her türlü övgüye layık olduğunu, kimse O'nu övmese bile O'nun özü itibarıyla övülmüş (Hamîd) olduğunu ifade eder.
Celaleddin el-Suyuti, ayette "Ganiyy" ve "Hamîd" isimlerinin yan yana kullanılmasındaki muazzam tefsirsel inceliğe (belagata) dikkat çeker. Dünyevi düzlemde bir insan çok zengin (ganiyy) olabilir ancak cimriliği veya kibri yüzünden kimse tarafından övülmeyebilir (hamîd olmaz). Allah ise mutlak zengindir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ancak bu zenginliğini kullarına sayısız lütuflar ve merhamet olarak yağdırdığı için aynı zamanda mutlak övgüye layıktır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Hamîd sıfatının, varlıktaki bütün güzelliklerin, nimetlerin ve mükemmelliklerin nihai kaynağının Allah olduğunu, dolayısıyla evrendeki her türlü övgünün ve şükranın nihayetinde O'na dönmek zorunda olduğunu teyit eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla