Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fâtır Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fâtır Sûresi, 9. Ayet

    وَاللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve(A)llâhu-lleżî ersele-rriyâha fetuśîru sehâben fesuknâhu ilâ beledin meyyitin feahyeynâ bihi-l-arda ba’de mevtihâ(c) keżâlike-nnuşûr(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Rüzgârları gönderip bulutları harekete geçiren Allah'tır. Böylece onu ölü bir bölgeye sevkeder, ölümünden sonra yeryüzüne onunla hayat veririz. İşte öldükten sonra dirilme de böyle olacaktır."

      Yani Allah ölüleri böyle diriltir. Bu konuya daha önce temas etmiştik.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ersele (اَرْسَلَ)

        İbn Fâris, "r-s-l" kökünden geldiğini, yumuşaklık, akıcılık ve bir şeyi ileri doğru göndermek, salıvermek anlamlarını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, irsal eyleminin birini veya bir şeyi belirli bir görev veya yönelimle harekete geçirmek olduğunu açıklar. Bu ayetteki kullanımıyla rüzgarların başıboş esmediğini, ilahi bir irade tarafından özel bir amaçla (bulutları taşımak) yönlendirildiğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, gönderme (irsal) fiilinin Kur'an'da genellikle peygamberlerin gönderilişi için kullanıldığını, ancak kozmik olaylarda da yer alarak tabiat kuvvetlerinin ilahi birer işaret (ayet) ve görevli olma fonksiyonuna dikkat çektiğini analiz eder.

        er-Riyâh (الرِّيَاحَ)

        İbn Fâris, "r-v-h" kökünün esinti, nefes, ferahlık ve genişlik anlamlarına geldiğini açıklar. Ruh kelimesinin de hayat nefesi olması bakımından aynı kökten türediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tekili olan "rüzgâr" (rîh) kelimesinin çoğulu olduğunu belirtir. Kur'an'da çoğul formda (riyâh) kullanıldığında genellikle rahmet ve yağmur müjdecisi olan faydalı rüzgarları, tekil kullanıldığında ise çoğunlukla azap getiren yıkıcı fırtınaları ifade ettiğini söyler.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kökenini inceler; İbranice ve Süryanice'deki "ruah" kelimesiyle akrabalığını vurgulayarak, rüzgâr ve ilahi nefes/ruh arasındaki kadim anlamsal bağa dikkat çeker.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, rüzgarların ekolojik sistemdeki diriltici işlevini ele alarak, bu kelimenin tabiatta Allah'ın rahmetinin fiziksel taşıyıcısı ve habercisi olan gücü temsil ettiğini kaydeder.

        Tüsîru (تُث۪يرُ)

        İbn Fâris, "s-v-r" kökünün durgun olan bir şeyi harekete geçirmek, altüst etmek, tozu toprağı havalandırmak ve deşmek anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "isâre" kavramının, durağan haldeki bir cismi uyararak yerinden kaldırmak ve yaymak olduğunu açıklar. Ayette rüzgarların bulutları harekete geçirmesi, buharlaşıp yığılan kütleleri sürükleyip bir araya getirmesi eylemini anlattığını ifade eder.

        Celaleddin el-Suyuti, fiilin rüzgarların atmosferdeki aktif, itici ve şekillendirici gücünü anlatan son derece dinamik bir kullanım olduğuna dikkat çeker.

        Sehâben (سَحَابًا)

        İbn Fâris, "s-h-b" kökünün bir şeyi yerde veya gökte sürüklemek, peşinden çekmek anlamına geldiğini belirtir. Rüzgarlar tarafından gökyüzünde sürüklendiği için buluta bu ismin verildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, sehâb kelimesinin atmosferde rüzgarların itme ve sürükleme gücüyle yer değiştiren yağmur yüklü bulut kümelerini nitelediğini ifade eder.

        Suknâhu (فَسُقْنَاهُ)

        İbn Fâris, "s-v-k" kökünün birini veya bir şeyi arkasından iterek belli bir yöne sevk etmek, sürmek anlamına geldiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "sevk" eyleminin, rüzgarın bulutları hedeflenen topraklara, ilahi bir plan dahilinde adeta bir sürüyü güdercesine yönlendirmesi olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, eylemin failinin Allah olması hasebiyle, tabiat olaylarındaki mekanik görünümün arkasındaki asıl yönlendirici iradeye ve inayet-i ilahiyeye işaret edildiğini kaydeder.

        Beledin (بَلَدٍ)

        İbn Fâris, "b-l-d" kökünün iz bırakmak, sınırları belli olmak ve yerleşmek anlamlarına geldiğini, sınırları çizilmiş belirli bir arazi parçasına bu kökten hareketle belde dendiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin toprak yapısı, coğrafyası veya bitki örtüsü itibarıyla diğerlerinden ayrılan belirli bir yer, alan veya bölge anlamına geldiğini açıklar.

        Meyyitin / Mevtihâ (مَيِّتٍ / مَوْتِهَا)

        İbn Fâris, "m-v-t" kökünün, canlılığın (hayat) zıddı olarak sükûnet, durgunluk, his ve hareketin kaybolması anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, ölüm (mevt) kavramının sadece canlıların biyolojik sonu için değil, bağlamında olduğu gibi yağmursuzluktan kuruyan, bitki bitirmeyen ve üretim gücünü kaybeden toprak için de kullanıldığını açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın diriliş semantiğinde, toprağın kuraklıktan sonraki ölüm halinin (mevt) kalıcı bir yok oluş olmadığını, ilahi müdahaleyi (yağmuru) bekleyen potansiyel (latent) bir uyku hali olduğunu analiz eder.

        Ahyeynâ (فَاَحْيَيْنَا)

        İbn Fâris, "h-y-y" kökünün büyüme, gelişme, hissetme ve canlılık emareleri gösterme anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ihyâ" (diriltme) eyleminin, ölü (çorak) toprağın yağmurla buluşarak yeşermesi, bitki ve ekin vermesi suretiyle yeniden biyolojik aktiviteye kavuşması olduğunu ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın bu kavramı kullanarak tabiatta her yıl defalarca gerçekleşen bu ekolojik uyanışı, ahiretteki dirilişin rasyonel ve gözlemlenebilir bir kanıtı (istidlal) olarak muhatabın aklına sunduğunu vurgular.

        el-Ard (الْاَرْضَ)

        İbn Fâris, "e-r-d" kökünden gelen bu sözcüğün zemin, aşağı bölüm ve yeryüzü anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, arz kelimesinin bu ayetin bağlamında genel coğrafi yeryüzünden ziyade, üzerinde bitki yetişen, yağmura muhtaç olan ve ölüm-dirim döngüsünü bizzat üzerinde barındıran spesifik tarım alanını (toprağı) nitelediğini belirtir.

        en-Nüşûr (النُّشُورُ)

        İbn Fâris, "n-ş-r" kökünün dürümlü veya kapalı olan bir şeyi açmak, yaymak, dağıtmak ve ölüleri diriltmek anlamlarına geldiğini açıklar. Kuruyan ağacın yeniden yeşermesi için de bu kökün kullanıldığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, nüşûr kavramının, ölülerin kabirlerinden çıkarılıp hesap alanına doğru yayılarak dağılmaları olduğunu söyler. Rüzgarın yağmuru, yağmurun toprağı canlandırarak bitkileri yayması (neşr) gibi, kıyamet günü insanların dirilişinin de aynı kökle ifade edilmesindeki anlamsal köprüye dikkat çeker.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, nüşûrun İslami literatürde "ba's" (diriliş) kelimesiyle eş anlamlı olarak kullanıldığını; tohumun toprağı yarıp çıkması gibi insanın da kabrinden kalkarak yeni ve ebedi bir hayata uyanmasını ifade eden temel bir eskatoloji (ahiret inancı) terimi olduğunu kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X