وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fâtır Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yalanlama, fatır suresi, fatır 4, dönüş, peygamberler, fatır suresi 4. ayet, allah, resul, emir, buyruk
-
"Sana yalancı diyorlarsa (bilesin ki) senden önceki peygamberler de yalancılıkla itham edilmişlerdir. Bütün işler sonunda Allah'a döndürülecektir."
Bütün Peygamberler Yalancılıkla Suçlandı
Sana yalancı diyorlarsa (bilesin ki) senden önceki peygamberler de yalancılıkla itham edilmişlerdir. Målumdur ki onlar, "Allah'tan başka yaratıcı var mı?" meâlindeki âyeti ve "Allah'ın insanlar için açtığı rahmeti kısabilecek yoktur, O'nun kıstığını da O'ndan başkası açamaz" anlamındaki ilâhî kelâmı yalanlamıyorlardı. Çünkü Allah'tan başka yaratıcı olmadığını, Allah'ın açtığı rahmeti O'ndan başka kimsenin kısamayacağını ve O'nun kıstığını da kimsenin açamayacağını onlar da biliyorlardı. Fakat onların inkâr ettikleri haber ancak Resûlullah'ın (s.a.) kendilerine peygamber olarak gönderilmesine idi yahut Allah'tan ona şu şekilde vahiy gelmesine yahut da öldükten sonra dirileceklerine dair idi. Onlar yukarıda söylediğimizi değil, bunlara benzer haberleri yalanlıyorlardı.
Bu âyet aynı zamanda insanların kendisini yalancılıkla itham etmelerine sabretmesi için Allah tarafından Hz. Peygamber'e (s.a.) gelen bir teselli anlamı taşımaktadır, ilk defa yalancılıkla itham edilen kişinin kendisi olmadığını bildirmektedir. Aksine daha önce geçen peygamber kardeşleri de, Allah'tan gelen emri kavimlerine haber verdiklerinde yalancılıkla itham edilmişler, ama onlar buna sabır göstermişlerdi. Sen de sabret! Cenâb-ı Hak başka bir âyette de meâlen şöyle buyurur: "Azim ve kararlılık sahibi (ulü'l-azm) peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret. Onlar için de acele etme". En doğrusunu Allah bilir.
Bütün işler sonunda Allah'a döndürülecektir. Bütün işlerin tedbir ve idaresi neticede Allah'a dönecektir. Yani bu hususta yaratılanlarda tedbir ve idare gücü yoktur. Yahut şöyle yorumlanır: Yapılanlar hakkında hüküm vermek Allah'a dönecektir, onlar hakkında hükmü Allah verecektir. Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: "Ayrılığa düştüğünüz bütün konularda (doğru) hüküm Allah'a aittir". En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yukezzibûke / Kuzzibet (يُكَذِّبُوكَ / كُذِّبَتْ)
İbn Fâris, bu kelimelerin "k-z-b" kökünden türediğini, temel anlamının doğrunun (sıdk) zıddı olarak gerçeğe aykırı söz söylemek, yalanlamak ve bir şeyi asılsız saymak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kizb" kavramını bir şeyi kasıtlı veya kasıtsız olarak gerçeğe aykırı biçimde ifade etmek olarak tanımlar. Bu ayette geçen "tekzib" eyleminin ise, peygamberin getirdiği ilahi mesajı asılsız bir iddia olarak nitelendirip onu yalancılıkla itham etmek manasına geldiğini söyler.
Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "tekzib" kavramının sadece pasif bir inanmama durumu olmadığını, küfür (inkâr) ağının en aktif ve isyankâr unsurlarından biri olduğunu analiz eder. Ona göre bu eylem, ilahi vahye karşı bilinçli, inatçı ve kibirli bir reddedişi simgeler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu ifadelerin psikolojik ve tarihi boyutuna dikkat çekerek, peygamberin yalanlanmasının sadece ona has trajik bir durum olmadığını, önceki elçilerin de aynı kaderi paylaştığını hatırlatarak muhataba bir teselli ve psikolojik direnç aşılama işlevi gördüğünü vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin dini terminolojide vahyi ve vahyi getireni yalanlamak, hakikati kasıtlı olarak örtbas etmek anlamlarında kullanıldığını; bu durumun inançsızlığın en karakteristik tezahürlerinden biri olduğunu kaydeder.
Rusulün (رُسُلٌ)
İbn Fâris, kelimenin "r-s-l" kökünden geldiğini, temelinde yumuşaklık, ardışıklık ve birbiri ardına gitmek anlamları yattığını; terim olarak ise belli bir amaçla öne sürülen, gönderilen elçiler grubunu ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin Allah'ın mesajını insanlara iletmekle görevlendirdiği özel seçilmiş kimseler için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki bağlamıyla, yalanlamanın şahıslara değil, doğrudan temsil ettikleri ilahi mesaja ve o mesajı taşıyan vazifelilere yönelik tarihi bir refleks olduğunu ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken, Arapça "r-s-l" köküne dayanmakla birlikte, dini literatürdeki "ilahi elçi" formunun büyük ihtimalle Aramice veya Süryanice'deki benzer kullanımlardan kavramsal olarak etkilendiğini ve Kur'an tarafından kusursuz bir İslami terminolojiye dönüştürüldüğünü savunur.
Toshihiko Izutsu, "resul" kavramını, aşkın olan Allah ile içkin olan insanlık dünyası arasında ontolojik bir köprü kuran iletişim kanalı olarak analiz eder. Yalanlananların bu elçiler olması, aslında kurulan bu ilahi iletişimin reddedilmesi anlamına gelmektedir.
Kablike (قَبْلِكَ)
İbn Fâris, "k-b-l" kökünün, yönelmek, karşı karşıya gelmek ve zaman veya mekân açısından bir şeyin önünde bulunmak anlamlarına geldiğini, "ba'd" (sonra) kelimesinin zıddı olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin zamansal bir öncelik bildirdiğini ifade eder. Ayetteki "senden önce" vurgusunun, inkâr ve yalanlama eyleminin insanlık tarihi boyunca süregelen kronolojik bir sapma ve tekrar olduğuna işaret ettiğini belirtir.
Celaleddin el-Suyuti, ayetteki bu ifadenin tarihsel bir sürekliliği ve peygamberlik müessesesinin köklü geçmişini özetlediğini, muhatabın maruz kaldığı reddedilişin evrensel bir tepki döngüsü olduğunu kaydeder.
Turceu (تُرْجَعُ)
İbn Fâris, kelimenin "r-c-a" kökünden türediğini, ilk duruma, asıl kaynağa veya başlangıç noktasına geri dönmek anlamına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "rücu" kelimesinin bir yere veya duruma dönüşü ifade ettiğini belirtir. Fiilin edilgen (meçhul) yapıda kullanılması, varlıkların veya işlerin kendi iradeleriyle değil, mutlak bir kudret tarafından zorunlu ve kaçınılmaz bir şekilde asıl merciine yönlendirileceğini gösterdiğini söyler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin teolojik bağlamını ele alarak, "mead" (dönüş yeri) inancının temelini oluşturduğunu; dünyadaki eylemlerin, yalanlamaların ve inkârların nihai hüküm ve adalet için Allah'ın huzuruna taşınmasını ifade ettiğini kaydeder.
el-Umûr (الْأُمُورُ)
İbn Fâris, kelimenin "e-m-r" kökünden türediğini, bu kökün birine talimat vermek anlamının yanı sıra, durum, iş, hadise ve nesne anlamlarına da geldiğini belirtir. Ayette ikinci anlamıyla, çoğul formda kullanıldığını açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin çoğulu olan "umûr"un, kâinattaki tüm halleri, eylemleri, olayları ve varoluşsal durumları kapsayan geniş ve kuşatıcı bir terim olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık tasavvurunda "umûr" kelimesini inceler. Bütün işlerin ve süreçlerin Allah'a döndürülmesinin, evrenin başıboş olmadığını; aksine her bir olayın, insanlık tarihindeki her bir çatışmanın kozmik bir düzen içinde en yüksek mahkemeye, yani ilahi iradeye ve karara raptedildiğini semantik olarak analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla